Ay Vakti

EDEBİYATIMIZDA SULAR

Şiirimizin zenginlik ve televvünü saymakla bitmez. Klasik şiirimizin mazmun coğrafyası, siyasal coğrafyamızla örtüşür. Edebiyatımızda sayısız mazmun, mefhum, işarat ve telmihat bulunmaktadır ki, bunlar şiirimizi renklendirir ve canlı kılar. Kadim Türk şiirinde, birçok mazmun ve mefhumun yanında, kültürel coğrafyamıza ait akarsu ve nehirler de çoğu zaman teşbih ve istiareye konu olmuştur. Şairlerimiz, teşbih ve istiare yoluyla aşığın gözyaşlarını Aras, Ceyhun, Dicle, Fırat, Nil, Tuna, Tunca vs. ırmaklarına benzetmişlerdir. Bu yazımızda, Türk Divân Şiiri’nin, bazı şairlerinin eserlerini incelerken kaydettiğimiz, adı geçen akarsuların mazmun ve muhteva olarak zikredildiği birtakım beyitlerini açıklayacağız.     



Aras:



Gürcülerin Rahsi, Ermenilerin Erash, Arapların Ar-rass adını verdikleri dokuz yüz yirmi kilometre uzunluğundaki bu ırmak Azerbaycan toprakları içinde Kura ırmağına karışarak Hazar denizine dökülür. Ünlü Azeri yazar, Samed Behrengi’nin boğulduğu bu ırmak bugün aynı zamanda İran-Ermenistan-Azerbaycan arasında tabii bir sınır teşkil eder.



Şevk yazısında yandılar zülâl-i vasl için

Teşne-diller gözlerin döktü Ceyhûn u Aras   (Şeyhî)

Âşıklar, şevk ve arzu sahrasında kavuşma zülali, ab-ı hayat için yandılar, aç ve susuz gönüllerin gözyaşlarından akan sular, Ceyhun ve Aras’ı teşkil etti.



Odlara yandı çün gönül gözden

Aksa Ceyhun ile Eres nidelim   (Ahmet Paşa)

Gönül ateşlere yandı, gözden Ceyhun ve Aras da aksa, bu ateşi söndürmeye kâfi gelmez.



Ceyhun:



Diğer adı Amuderya’dır, Afganistan’da Güney Pamir’den doğar. Daha kuzeyde Vahş kolunu aldıktan sonra Ceyhun adını alır. Tacikistan ve Kuzeydoğu Afganistan sınırını oluşturduktan sonra geniş bir delta ile Aral gölüne ulaşır.



Lebini ağzına versen nola ben mahzunun

Katresin almak ile eksile mi Ceyhûnun   (Hayali Bey)

Ey sevgili, ben mahzunun ağzına dudağını versen ne olur, Ceyhun ırmağından bir katre almak ile suyu eksilir mi?



Müddeiler gözümün yaşına hail olamaz

Har u hasler yolunu bağlayamaz Ceyhûnun   (Hayali Bey)

Âşıklık iddiasında bulunanlar, asla gözyaşlarım önünde engel olamazlar, Ceyhun'un önünü çer çöp tutamaz.


Dicle:


Bugünkü coğrafyamızın en büyük akarsularından birisi olmakla beraber, Diyarbakır’ı geçtikten sonra güneydoğu yönünde akar ve Cizre’den sonra Türkiye-Irak sınırını çizerek, Habur kolunu aldığı yerden Irak topraklarına girer.


Deprenen asker midir ya Dicle’dir Bağdad’dan

Eyleyip tuğyan Cezayir’den yana kılmış hırâm   (Fuzulî)

Bu deprenen asker midir, yoksa Bağdat’tan Dicle midir? Taşmış, Cezayir’e doğru salınmaktadır.



Kûyun yolında döne döne akdı gözyaşı

Seyl-âb-ı dîde Dicle-i Bağdad olup gider   (Bâkî)

Ey sevgili, gözyaşım senin mahallene döne döne aktı, gözyaşı selim, Dicle gibi akıp gitmektedir.


Döndü yaşım Kâbe yolundan kapına Dicle-veş

Dostum mâ’zur tut yanlış döner Bağdad’dan   (Ahmet Paşa)

Ey sevgili, benim gözyaşım Kâbe yolundan Dicle gibi senin kapına döndü, beni mazur gör ey mahbub, yanlış Bağdat’tan döner, demişler.


Fırat:


Yukarı çığırı Türkiye’de, orta ve aşağı çığırı Suriye ve Irak’ta bulunan, Dicle ile birleştikten sonra Şattülarap adını alarak Basra körfezine dökülen büyük nehirdir.



Felekten ağlamaz iken olalı meftunun

Gözüme yen durur oldum Fırât u Ceyhunı   (Necati Bey)

Feleğin bütün cevr u cefası karşısında sabrederken, ey sevgili sana tutulduktan sonra bir gözüm Fırat, diğeri adeta Ceyhun oldu. Fırat ve Ceyhun, gözlerimden akan yaşlar karşısında sanki küçük bir akarsu gibi kaldılar.



Nil ü Fırat kanı ki kan yaşı gözlerem

Bahr eyledi kılalı firakında naleyi   (Şeyhî)

Ey sevgili, senin ayrılığında öyle ağladım ve inledim ki, gözlerimden taşan kanlı yaşlar deniz oldu. Bu gözyaşlarım karşısında Nil ve Fırat’ta nedir ki?


Nil:


Afrika kıtasına hayat veren Nil nehri, Mavi ve Beyaz Nil olmak üzere iki büyük koldan meydana gelir ve bu kollar Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşir. Bu birleşmeden sonra asıl Nil başlar. Medeniyet tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bu nehir, edebiyatımıza da tesir etmiştir.



Bakmaz ol sultan-ı Mısr-ı hüsn hergiz halüme

Nil-veş cûy-i sirişküm turma tuğyan etmede   (Bâkî)

O güzellik Mısr’ının sultanı, asla benim halime bakmaz. Nil gibi, kırmızı gözyaşı ırmağım durmadan akmaktadır.



Kıyas eyler mi Nil-i Mısra ol Yusuf-likâ yaşum

Ânun mikyası yokdur turmaz ol mâ dâima artar   (Bâkî)

O Yusuf yüzlü sevgili, acaba benim gözyaşımı Nil nehrine kıyas eder mi? Hayır nasıl olur, benim gözyaşımın mikyası yoktur, o su daima akar ve artar gider.



Kâbe yüzün firkatinden câmesin etmiş siyah

Mısr kûyun hasretinden eşkini eyledi Nil   (Ahmet Paşa)

Ey sevgili, Kâbe senin yüzünün hicranından siyah elbise giymiş. Mısır, senin köyünün hasretinden dolayı gözyaşını Nil eylemiş.



Kelim-i Mısr hem kilk-i şeker-hâ-yı revânımdır

Ki cüllâb-ı ma’ânidir cihâna Nil-i güftârı   (Nefî)

Nil nehri gibi, sözleri ma’na denizi olan Hz. Musa dahi, benim ruhumun şeker yiyen kamış kalemidir.



Tuna:



Batı Almanya’nın Mittel-Gebirge bölgesinde bulunan, Karaorman dağlarından kaynaklanan iki ırmağın birleşmesi sonucu oluşur. Avusturya, Viyana, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Budapeşte, Yugoslavya, Belgrad, Romanya’dan geçerek Karadeniz’e ulaşır.



Tuna suyu gibi yaşım akıtma hey kâfir

Sava rakibini gamzen yeter havâle bana   (Hayali Bey)

Ey güzellikte eşi ve benzeri olmayan sevgili, benim gözyaşımı Tuna nehri gibi akıtma, bu akan gözyaşım, rakibimi sel sularına katar ve boğar. Senin yan bakışın, bana cefa olarak zaten yeter.



Tunca:



Bulgaristan’da doğan ve Edirne’den Türkiye sınırlarına giren ırmaktır. Tunca nehri on dört kilometredir ve on iki kilometrelik bölümü Türk-Bulgar sınırını oluşturur.



Keşti-i bâdeyi gel Tunca’ya karşı çekelim

Ey diyen Edrine’de zevk-i Stanbul olmaz (Hayalî Bey)

Ey Edirne’de İstanbul zevki bulunmaz diyen kimse, gel şarap gemisini Tunca nehrine karşı çekelim.

Şadi AYDIN

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar