Tasavvufun pratik şekli sayılan tarikatlardan biri olan Mevlevîlik “Mevlânâ’ya ait tarikat” demek olup,[1] Mevlânâ’nın kurmuş olduğu bir tarikattır.[2] Daha önce geçtiği gibi Mevlânâ, Şems’le görüşüp tanışmadan, Kübreviyye tarikatının halîfesiydi. Onu, bu tarikata halîfe yapan, Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî ise, Kübreviyye tarikatının kurucusu Necmuddîn Kübrâ’nın halîfesi ve Mevlânâ’nın babası olan Bahâeddîn Veled’in halîfesidir.[3] Mevlânâ Şems’le tanıştıktan sonra, hayatında ve gidişatında birçok değişiklikler yapmış, “semâ”ya daha fazla önem verir olmuştu.[4]
Mevlânâ karakteri ve daldığı ilahî aşkın ağır basması yüzünden, müritleriyle fazla ilgilenemiyordu. Selâheddîn Zerkûbî’yi müritlerine mürşit ve kendisine halîfe tayin etmiş, bu durum on yıl sürmüştü.[5]
Selâheddîn’in ölümü üzerine Mevlânâ, bu defa da Hüsâmeddîn Çelebi’yi kendisine halife tayin etti.[6] Mesnevî’nin yazılmasını da içine alan bu halîfelik süresi Mevlânâ’nın vefatına kadar devam etmişti. Mevlânâ, son hastalığındayken dostları ve müritleri, “sizden sonra hilâfet kime verilecek..., yerinizde kim olacak?” deyince, Mevlânâ, “Çelebi Hüsâmeddîn bizim halîfemiz olmaya devam eder.” dedi. Soru üç defa tekrar edildi, o da her defasında aynı cevabı verdi.[7]
Buna rağmen Mevlânâ sûret aleminden göç ettiği vakit, Çelebi Hüsâmeddîn yedinci günden sonra kalktı, bütün dostlarıyla birlikte Sultan Veled'e geldi: "İstiyorum ki, bundan böyle babanın makamına oturasın, bizim gerçek şeyhimiz olasın. Ben senin yanında, atının örtüsünü omuzuma alayım. Bendelik, lalalık edeyim." dedi. Sultan Veled derhal baş koydu, buyurdu ki; "Sûfîye hırka, yetim kişiye yanıp yakılma yaraşır. Sen babamın yanında nasıl halîfe isen, şimdi de hilafet ve post sana layıktır." Her ne vakit birbirine rast gelseler, Sultan Veled; Çelebi'nin elini öperdi. Sultan Veled'in babasının halîfelerine ettiği o bendelikler, hiç bir şeyh oğlundan menkul değildir.[8]
Çelebi Hüsâmeddîn, Mevlânâ’nın vefatından sonra 11 yıl halîfelik yaptı. Bu sürede Mevlânâ'nın koyduğu usûlleri, semâ'ın tertibini, Kur'ân-ı Kerîm ile Mesnevî okunmasını takarrur ettirdi. Sultan Veled'le diğerlerinin ödeneklerini yetiştirdi. Onun döneminde ferâce giyinmiş beş yüz zengin kişi, bendelik küpesini kulaklarında taşırdı. Çelebi 22 Şaban 683/3.11.1284 Çarşamba günü bu dünyaya veda etti. Çelebi'nin vefatından sonra, müritler yüzlerini Sultan Veled'e döndürdüler. Ondan, babasının yerine oturmasını, irşat ile marifet yaygısını yaymasını, bu ulu hanedanın çırasını, ışık söndürenlerin nefesinden saklı tutmasını istediler. Sultan Veled, bu arzuyu kabul ederek, babasının makamına oturdu. Mevlevî tarikatının esasını kurdu. Mevlevî- haneler açtı, etraftaki şehirlere halîfeler tayin etti; babasının sırlarını şerh ederek, inkar edenlerin gönüllerinden inkarın kökünü kazıdı.[9]
Sultan Veled'in halîfelik süresi yaklâşık otuz yıl sürdü. Bu müddet içinde onun işi, babasının tarikini yaymak, onun usûllerini kurmak olmuştur. Bu gün icra edilen, Mevlevîlerin semadaki çoğu ayinleri, giyiniş tarzları, Sultan Veled tarafından konulmuştur. O, 7 yahut 9 Mevlevî kutbundan birisi olarak sayılmaktadır.[10]
Sultan Veled, 10 Recep 712/15 Kasım 1312 cumartesi günü 86 yaşında vefat etmiştir.[11]
Sultan Veled'in dört oğlu vardı. 1. Emir Celâleddîn Ferîdûn (Ulu) Arif Çelebi,[12] 2. Emir Şemseddîn Âbid Çelebi, 3. Emîr Selâheddîn Zâhid Çelebi, 4. Emîr Hüsâmeddîn Vâcid Çelebi. Bunların birincisi Emîr Celâleddîn Ferîdûn Ârif Çelebi, Şeyh Selâheddîn Zerkûbî'nin kızı Fatıma Hatun'dan 670/1272 yılında doğmuştur. Mevlânâ, onun doğumunu öven bir gazel söylemiştir.[13]
Mevlânâ hayatta iken ve ölümünden sonraki ilk halîfeliğinde aileden olma şart kılınmamışken, sonradan halîfeler hep bu aileden olmuş ve böyle devam etmiştir. Sultan Veled'in ölümünden sonra Emir Arif Çelebi halîfe olmuş, Muhammed Saîd Hüdâbende'nin Şiiliği bırakıp Sünnî mezhebe irşat edilmesi için İran'a yolculuk etmiş, onun Sultaniyye'ye gelişi, Hüdabende'nin ölümüne rastlamıştı. Arif Çelebi'nin müritlerinden olan Ahmed Eflâkî, onun emriyle 718/1318 yılında "Menâkıbu'l- Arifin"i yazmaya himmet etmiştir. Ârif Çelebi 719/4 Şubat 1320 tarihinde vefat etmiştir.[14]
Arif Çelebi'nin ölümü üzerine Mevlevilik postuna, Zerkûbî hariç, Mevlânâ'nın dördüncü halîfesi olarak, yine Sultan Veled'in ikinci oğlu Âbid Çelebi (682/1282-738/1339) oturmuştur. Bu zatın oğullarından iki kişi de, bu vazifeyi ifa etmişlerdir. Birisi İkinci Emir Âlim Çelebi, diğeri Dördüncü Pir Emîr Adil Çelebi'dir. Birinci zat sekizinci, diğeri onunca halîfe olmuştur.[15]
Ulu Vâcid Çelebi (685/1286-742/1342), Sultan Veled'in üçüncü oğlu, Mevlânâ'nın beşinci halîfesidir. Onun evladından hiç kimse (eğer evladı varsa) halîfeliğe nail olmamıştır.[16]
Ulu Zahid Çelebi (686/1287-734/1334) halîfelik postuna oturmamıştır.[17]
Sultan Veled'in Mutahhara Sultan Abide Hatun isimli bir kızı olup onun torunlarından Karahisârlı Üçüncü Mehmet Ârif Çelebi, Mevlânâ'nın onaltıncı halîfesi olmuştur.
Bu aile böylece tasavvuf mesleğini yaymış ve bu yolla İslâm'a hizmet etmişlerdir. Bu hanedandan şimdiye kadar otuz kişi Mevlânâ'nın halîfelik postuna ve irşat makamına oturmuştur ki, Hüsâmeddîn Çelebi istisna edilirse, hepsi Sultan Veled'in evladındandır. Mevlânâ dergahının son Post-Nişîn'i (posta oturanı) Şeyh Mehmed Bahâeddîn Veled Çelebi (İzbudak) olup, 30 Kasım 1925 yılında çıkarılan “Tekke ve Zaviyeler Kanunu” ile bu tarikat de kapatılınca, o da bu vazifeden ayrılarak, bu hanedanın halîfelik ve mürşitlik görevi onunla nihâyete ermiştir.[18]
[1] Nevin Korucuoğlu, Veled Çelebi İzbudak, s. 26
[2] Bazılarının “bu tarikatı Sultan Veled’in kurduğunu” söylemeleri (Abdulbaki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, s. 29 vd.; Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlana Celaleddin. s. 274) hatalıdır. Halbuki o, babasının kurduğu bu tarikatı, yaymış, geliştirmiş ve sistemleştirmiştir.
[3] Bu silsile kesin olmayıp, başka silsilelerden de bahsedilmektedir. Geniş bilgi için bkz. Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, s. 201 vd.
[4] Meyerovitch, Rumi et Le Soufisme, s. 77 vd., 107
[5] Bkz. Sultan Veled, İbdidâname, s. 87-8; Eflâkî, Menakıbu’l-Arifin, II,127; Bediüzzaman Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 126; Şefik Can, Mevlana Hayatı Fikirleri, s. 62-3
[6] Bkz. Sultan Veled, İbdidâname, s. 143 vd.; Eflâkî, II,154 vd.; Molla Câmî, s. 643; Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 141
[7] Bkz. Eflâkî, II,162
[8] Sultan Veled, İbdidâname, s. 154 vd; Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 231-2
[9] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 232;Krş. İbtidânâme, s. 155, 199
[10] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 234. Bu dokuz Mevlevi kutbu şunlardır: 1. Sultânu'l- Ulemâ, 2. Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî, 3. Mevlânâ Celâleddîn Muhammed, 4. Tebrîzli Şemseddîn Muhammed, 5. Selâhaddîn Zerkûbî, 6. Hüsâmeddîn Çelebi, 7. Sultan Veled, 8. Şeyh Kerimeddîn Bektemir, 9. Arif Çelebi. Yedi kutup kabul edildiğinde son ikisi çıkarılmaktadır. Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 234n. Ayrıca bkz.,Meyerovitch, s. 29
[11] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 234
[12] Bu "Çelebi" tabiri, Türkmen dilinde, Allah'ın isimlerinden biri olan "Çalab"a, "nisbet yâ"sı eklenerek "Çalabî" şeklinde elde edilmiş ve daha sonra giderek telaffuzu incelerek "Çelebî" şekline dönüşmüştür. Buna göre manası, "Allah'a mensup, Allah'a bağlı" olmuş olur. Mehmet İpşirli, "Çelebi" mad., DİA, VIII,259
[13] Eflâkî, II,386; Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 237
[14] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 238
[15] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 238
[16] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 238
[17] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 238
[18] Fürûzanfer, Mevlânâ Celâleddîn, s. 238-9; Şar, s. 178; Korucuoğlu, s. 32