Ay Vakti

Makam’da Seyir

Bir gün, bir gün yolum düşüyor peygamberler şehrine. Kaç rüya görmüştüm gelmezden evvel, hep iyiye güzele yorulan. Anlatılanlarla mücehhez tecrübelerim, yaşadıklarım. Tecrübe ne ki diyor şehir bana acımasızca. Yeni kazanımlara kapı aralamalıyım. Hayat hiçbir zaman aynı şekilde tekâmül etmiyor nasıl olsa. Birbirine benzer görünen ama asla aynı olmayan kardeşler gibi şehirler de. Her bir kardeşe ayrı bir davranış şekli geliştirmezse bitmeyen bir savaşın içinde bulur anne kendisini. Bilir ki ilk kardeşe uygulanan ikinci kardeşte sonuç vermez, üçüncüye farklı, dördüncüye yeni geliştirilen bir davranış şekli. Geçmişe bakıyorum, altı şehirde ikamet etmişim birbirinden farklı.

Yenilenmeli her şey. Heybedekiler yetersiz kalıyor çoğu zaman, doğru bilinenlerin sağlaması yanlış çıkıyor nice zamandır, sonrası yalnızlık olan. Değiştiremediğinde akıp giden hayat içinde insanı, sen değişiyorsun kendi kendine şaşarak. Direnmek savaş demek, direnmek umut demek, direnmek yorgunluk ve huzura kapı aralamak demek.

Bakışlarım değişiyor bazen, bazen gizil güzellikler ağlatıyor beni, hiç beklemediğim kadim kayaların dibinde açmış güzelim çiçekleri keşfetmişim gibi. Her yeni şehirde yaşadıklarım gibi. Her şehirde misafirlerini bekleyen bir gönül dostu olurmuş, gönlü yakınların uğradığı. Hz. İbrahim, Halilür-Rahman.

Nicedir kurulmuş bir dostluğu hazır buluyorum kalbimde. Nerede, ne zaman, nasıl olmuş tam sırasıyla bilmiyorum ama olmuş işte. Bir adam var uzun boylu, anlatıyor el kol hareketleriyle ve bazen göğe bakıyor. Kimdir adını bilmiyorum ama görüntüler ve cümleler zihnimde canlı, ses yok ama kelimeleri biliyorum. “Hz. İbrahim, güneşe bakmış, işte benim tanrım demiş, akşam olunca hayır bu karanlığa gömüldü tanrım olamaz.” demiş. Rivayet sonuna kadar devam ediyor. Uzun boylu adam, sanki Hz. İbrahim’i oynuyor, setteki aktör gibi.

Ve kırarak tüm putları, en büyük putun boynuna asıyor baltayı. Gelenler şaşkın, üzgün, perişan, ortalık bir talan sonrasının kaybolmuşluğu, insanlar kutsalların çiğnenmesinden deliye dönmüşler, en çok da kutsalların sessizliğinden. Etraf kalabalık. “İbrahim bilir” diyorlar, İbrahim’e soralım şehirde kalan oydu. İbrahim’de korku yok, şüphe yok, pişmanlık yok, keşkeler hiç yok. “Ona sorun!” diyor büyük puta işaretle “O bilir, balta da boynunda, o yapmış olmasın?” İşte asıl soru, çarpan soru, zihinleri allak bullak eden soru. Sorulmasaydı cevap nasıl bulunacaktı?

Anlatılanların vukû bulduğu yer rivayete göre Balıklıgöl. Her ziyaret biraz da hissediş değil mi mekânda yaşanılanları? Bir ürperiş ilk hissettiğim. Biraz aydınlığa, nura dönük yüzü; biraz da egonun esaretine dönük yüzü ürperişlerin. Nur elbette İbrahim’dir tüm yakınlık ve dostluk kapılarının, gönüller kadar karınlar da doyuran sofranın sahibi… Ego Nemrut’tur zatımca, tüm heva kapılarının sahibi, gücünü sonsuz zannedip ölümlü olmayı unutan yanımızın simgesi.

İki uzun sütun taşlarla örülmüş, birbirine uzaklığı metrelerle ölçülebilen iki sütun. Hz. İbrahim’in serin ve selamet olan ateşe atıldığı yer rivayete göre burası. Yerde börtü böceğin, tekmil bitkilerin, ağaçların ve elbet inanmış yüreklerin; gökte meleklerin ve dahi uçan kuşların ağladığı devasa ateşe karşı tevekkül yalnızca yaratana. Yardım dileği yalnız Rahman’a. “O, bana yeter.” sözüyle Cebrail dahi sessiz. Ürperişler sıtma misali sarmış vücudumu.

İki sütun arasından bakıyorum aşağılara, Balıklı göl’e… Korların balığa, küllerin suya dönüştüğü yere, yani ki Halilullah’ın yok edilmek istendiği Hz. İbrahim’in soruları muhatabına ve soruya hazır olanlara ve cevaba ihtiyacı olanlara. Benim de öyle çok sorum var ki biriktirdiğim, ruhumun rutubetiyle paslanmış… Şehir karmaşık bendeki her şehir gibi. Soracak yeri tutturamıyorum bazen. Sabrım yetmiyor bana ve sevdiklerime. Sabra ne de çok ihtiyacım var. Sorularımı sorabilmek için, cevaba tahamyere. Hain ve dahi merhametsiz ve dahi egonun doruk noktası Nemrut, bir sivrisineğin musallat olmasıyla can veriyor. Nihayet… Derinden bir oh çekişle tam teslimiyetin neticesi gerçekleşen ilahi adaletle “oh!” diyorum, oh işte.nihayet anlıyorum küçük sarsıntılarla. Dost diyorum, beni yalnız koyma. Öyle yalnızım ki iki sütun arasında..

Halilullah.

Tüketiyor yalnızlığımı.

Zeynep Satı YALÇIN

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar