Ay Vakti

İsmet Özel'in Şiir Masalı Üzerine

“Aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
Adımı aşkın üzerine kendim yazarım.”

İ. ÖZEL

İsmet Özel’e göre şiir, modern zamanlarda insanı ‘herkesleştiren’ hegemonyadan koruyan etkili bir silahtır.  Şiir, Özel’e ‘farkındalık’ mefhumunu kazandırmış ve ‘otantik duruş’un ilk kapılarını açmıştır. Ona göre şiir, sığınılan en güvenilir limandır. Özel’in‘kendi olmak’ ve ‘farkına varmak’ edinimlerini ‘ben bilinci’yle pekiştirmesi bu eşsiz liman sayesindedir.

Şiir, Özel için merkezi bir konumdadır. Bu merkezilik ona “toplumu ötekileştirmeden” ‘kendi olmaya’ zorlar. Burası sanatçıların dikkat etmesi gereken bir noktadır. Bazı sanatçılar bu noktada kendini toplumdan soyutlar. Bu soyutlama bazen kalıcı hale gelebiliyor. Sanatçı ‘fildişi kuleden’ inemediği için de çeşitli marazî bakış açılarına sahip olmaya başlıyor.Özel, bu hastalığa “kadirşinas bir itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asalet”le karşı koymayı başarmıştır.

“Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum
sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya”
                                                                   (Evet, İsyan, s.32)

Özel’in“şehre karışmaktan kendini alıkoyması” sadece bir “herkesleşmeme” refleksidir. Yoksa yukarıda bahsettiğimiz marazî bir bakış açısından kaynaklanmıyor. Bu yüzden Özel’in şiiri toplumun uzağına hiçbir zaman düşmemiştir.

Özel’in şiirinden bir “fısıltı” olarak bahsedildiği olmuştur. Sanırım bu onun şiirine denk düşen bir tanımlama olamaz. Hatta aksini söylemek mümkündür. Özel hiçbir zaman “asude bir bahar ülkesinde” yaşayan ‘miskin bir derviş’ olmadı.  O, fırtınalı bir hayatın kaosu içinde ‘mutedil bir ergen’ olarak hayatı sorguladı, sorgulamaya devam ediyor. Denilebilir ki onun şiiri, “gırtlaktan taşan bir şiirdir.” “Haksızlığa uğrayanların bir haykırışıdır.” (Şiir Okuma Kılavuzu, s. 58)

Ve “Susmak elbet zehirlidir.” ( Cinayetler Kitabı, s.23) onun kitabında. Kanaatimce geleneksel bir kabul, fırtınalı ve “tırmalanmış bir ruh” için asla tasvip edilebilecek bir şey değildir. Bu aynı zamanda “kadirşinas bir itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asalet” düsturuna da ters düşer.  Bir tarafı hep ‘hayır’da kalmış yarım ağız bir ‘evet’tir Özel’in kabullenmişlikleri.

“Sana çok önceden bir yaz sonu, bir parkta
sıkılmış yumruğumu ısırarak
buna benzer bir şeyler söylemiştim
milat yok
demiştim, milat yer almayacak hayatımızda”
                                                          ( Cinayetler Kitabı, s.16)

Özel’in şiirlerinde  “miladın olmayışı” teslimiyetçi bir derviş olmadığının da bir göstergesidir. Onun ayakları hiçbir zaman yere basmamıştır. Eğer bir gün ayakları yere basarsa sanırım o gün Özel doğurganlığını da yitirecektir. Bir şair için en büyük korku budur. Bu yüzden “vuslat” hiç olmadı onun şiirinde. Onun şiiri, “sürekli bir tekâmülün” şiiridir. Kendisi de şiiri gibi bir tekâmül içindedir.

Özel’in şiirinde iki kavram önemlidir: “merak” ve “arayış”.  Kendine bile muhalif olan bir şairdir. Kendisi ile giriştiği amansız savaşta “sürekli yenilen ve yenilenen bir şairdir,”  Özel. Bu mücadelenin tek galibi ise hiç şüphe yok ki “şiiridir.” Bu bağlamda şiir Özel’i“hiç kimsesizleştiren” bir varlıktır. Bir liman hükmünde olan şiir, şairi için bir “var oluş masalıdır.”

“Ey merak, ey zafer haykırışı”
                                    (Evet, İsyan, s.32)

Özel’in zaferi “merak”tır. Yoksa merak sonucu elde edilen başarı değildir. Bir karşılık bulma amacını gütmez. Ama merak etmek ve aramak onun için “evreka!” dır.

“Şivekâr bizden biri
Yola çıktı yolu bilmeden
Arıyor bir hedef gözüne kestirmeden
Aradığı ne sevgili, ne efendi, ne sultan…”
                                                ( Bir Yusuf Masalı, s.78)

“İnsanların bütün sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan…
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan”
                                                 (Evet, İsyan, s.32)

“Göğün meraktan hırpalanması”  Özel’in en uç imgeleri şiire nasıl davet ettiğini gösteriyor. Onun, şiirinde metafizik imgelerin radikal bir biçimde kullanılması şiirinin tekâmüllü açısından oldukça önemli. Çünkü şiir tekâmülünü tamamladığı zaman radikal imgeler bu kadar belirgin bir şekilde kullanılmaz. Bu özellik Özel’in  “kendi olma” isteğine ve “salt bir iç ben söylemi” oluşturma çabası olarak da görülebilir.

Özel,, şiiri bir “yaradılış” olarak kabul eder. Bu yüzden şiir, nedensizdir ve vardır. Bu bakış açısı onu bir “şiir dili yaratmaya” ve şiiri bir “fenomen” olarak görmeye zorlar. Hakikatte “ dil, canlı bir varlık” olarak yaşar onun şiirinde. Hemen herkes onun şiirinde perde arkasında bu telkini yapan bir “iç ses”in varlığını hissedebilir. Öyleki “şiir dili” Özel için “bir dua ritüeli” olarak değerlendirilebilir.  Bu, ona şiiri hem kalıcı hem de yaratıcı kılma vasfına yaklaştırma imkânı sağlar.

“Arayış,” Özel’in şiirlerindeki tematik yapı içinde öne çıkan en belirgin şifrelerdendir. Özel’i daima diri tutan bu “arayış”tır. Arayış, ona sürekli “huzurlu bir huzursuzluk”, şiirine de “doğurganlık ve bakirelik” olarak yansımıştır.

“Çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın”
                                                  ( Cinayetler Kitabı, s.18)

“Herkesleşme” korkusunun en iyi ifadesini bu mısralarda yakalamak mümkün. “Hayatın meşruiyetini kaybetmesi” şair için bir tabu haline gelen “farklı olma” anlayışı ile düşünülmelidir.  Hayatla çarpışmak, and içip ayna kırmak, “gerçeğin peşinde koşan bir ergen”in davranışlarıdır. Başka bir şiirinde:

“Eskiler iz sürerdi
Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.
Arıyoruz âlemin iç yüzünden zihnimize
Yansıyan bir tasarımla gerçeği” der.
                                          ( Bir Yusuf Masalı, s.77)

Aslında bu mısralar şairin neyin peşinde koştuğunun en açık göstergesidir. Gerçeğin peşinde olmak, sürekli onu aramak ve bunun bir “saplantı” haline gelmesi Özel’i derinden etkileyen bir yöndür. “Mataramda Tuzlu Su” şiirinde “yolculuk metaforu” ile gerçeği arayan çağdaş bir dervişin seyr u seferini görebiliriz:

“Mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.”
                                           ( Celladıma Gülümserken…, s.24)

Bu çarpıcı ifadeler, metafizik bir iç buhranın ve iç yolculuğun şiire bir tortu gibi yansıyan uzantıları olarak tahlil etmek doğru olacaktır. “Mataradaki suya tuz eklemek”, ‘ içtikçe susayan veya buldukça aramanın iştiyakını içinde daha çok duyan, kendilik savaşında “ben”i bulmak için sürekli kılıç kuşanan bir cenk erinin kaotik portresini göz önüne sermektedir.

Hayatla yüzleşmek, gerçeği bulma yolculuğu, daimi bir iç dış çatışması şairi aynalara bakmaya mecbur eder:

“Yo, hayır
Yapamaz bunu, yapamazsın bana dünya
Söyleyin
Aynada iskeletini
Görmeye kadar varan kaç
Kaç kişi var şunun şurasında”
                                 ( Celladıma Gülümserken…, s.14)

Öte’yi görmenin yolu aynalara bakmaktır. Perde arkasını görme, öteyi şeffaflaştırma çabası şairin arayış eyleminin bilinçli olduğunu hatırlatıyor bize. “Arayış saplantısı” başka bir yerde:

“Eve dön! Şarkıya dön kalbine dön
Şarkıya dön! Kalbine dön
Eve dön, kalbine dön eve dön
Şarkıya dön” şeklinde ortaya çıkar.
                                          ( Of Not Being A Jew, s.20)

İçe dönüş, insanın aslına rucü etmesi, arayışın zaferle sonuçlanmasıdır. Şair, “huzursuzluğun huzurunu” hep bu arayışta bulmuştur. Varlıktan, masivadan  “ben”e dönüş, bir “yeniden doğuş” ritüelini çağrıştırmaktadır. Şair kalbe dönmekle define bulmak arasında hiç fark gözetmez.

Bu ontolojik kaygılar, şairi şiire yani arayışa sevk eder. Hayatın anlamını, gerçeğini bizzat kendisiyle çatışmak suretiyle bulmak en doğru yol olarak tercih edilmiştir. Var olmanın yoklukla anlaşılması;  “ölmek” ve “olmak” paradoksunun bir arada bulundurulmasıyla mümkündür.

Özel, bunu başaran ender şairlerdendir. Bütün bunlara bağlı olarak bilgilenmek, bir var olma mücadelesidir. Varlığın anlam kazanması, öznenin aydınlanması ile mümkündür.

“Arayış,” Özel’i değişmeye zorlar. Ancak değişim kolay değildir.  “Yürek elbet acıyor esvap değiştirirken” ( Cinayetler Kitabı, s.17) diyen şair, sancılı bir değişimin beraberinde kutlu bir doğumu müjdelediğini de haber vermektedir. Bazen ümit ve korku bir aradadır:

“Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
Böylesine hazırlıklı değilim daha
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar
Çocuklarda.
                             ( Cinayetler Kitabı, s.19)

Özel,bu sancılı değişim sürecinde “küfre yaklaştıkça inancım artıyor” paradoksunu kullanıyor. Ama hâlâ hazır değildir bilmeye. Çünkü “sözleri etine batıyor” bir yerlerde. “içindeki zalim kuşku da kalkmış” değil henüz. Ama aramanın erdemini iyi bilir:

“Aradıkça dirisin
Aradıkça mecalsiz kaldı kibrin
Aradın ve anladın”
                          ( Bir Yusuf Masalı, s.84)

“Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
Ben yaşarken koptu tufan
Ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat
Her şeyi gördüm içim rahat
Gök yarıldı, çamura can varildi.”
                              ( Celladıma Gülümserken…, s.9)

Şairin öze dönüş masalını anlatan dizeler bunlar. Sürekli arayışın söylettiği bu mısralar, inanç konusunda “Araf”ta olan Özel’in spesifik bir ontoloji çabası içine girdiğini gösteriyor.

Sorgulayıcı tavır, onu, “Esirgeyen bağışlayan / DİRENMENİN adıyla…( Geceleyin Bir Koşu, s.61) başlayan süreçten “Amentü” sürecine doğru yönlendirir. Bu aynı zaman da ironiden gerçeğe doğru giden şairin yolculuğunu da tasvir eder. Bu bakımdan “Amentü” modern çağın ve insanın bir eleştirisidir. Çalkantılı bir ruhun sükûn bulduğu bir yerdir “Amentü.”

“Nefsim asi
Aklım yorgun
Şefkatlidir yüreğim…
Benden ısrarla nefsimi ıslah etmemi istediler
Nerede ben de o göz
Yüküm her gün biraz daha
Ağırlaştığı için yavaşım.”
                                  ( Of Not Being A Jew, s.70)

Bu itiraftan sonra şair, “uzun yola hüküm giymenin” verdiği rahatlıkla “başka nasip kalmadığını” fark eder ve “Amentü”nün kapılarını açar.

Sorgulayıcı tavır, “ey örtüsüne bürünmüş olan kalk!”emrine muhatap olan peygamber gibi onu da muhasebeye zorlar.

“Nereden kalkmışım yokum konulan yerde
Ansızın anısızım aşklarım vesikasız
Uygunsuz yakalanıp örtündüğüm perde
Ne kadar kandırıcı…”
                            ( Of Not Being A Jew, s.87)

Ruhun gerçekle yüzleşmesinde perdelerin ne kadar yetersiz ve kandırıcı olduğunu görmesi, peygamber gibi aynı “çıplak uyarı”yı hissetmesi manidardır.

“Öncekilere benzemeyen, sonrakilerin de benzemek istemediği bir merak çağının ortaya çıkardığı bir insan” olan Özel’in, bu çıplak uyarıyı kabullenmesi, ona teslimiyet ve emniyet fikrini aşılar. “Müslüman olmak, beni kendimi bildim bileli içine düştüğüm yalnızlıktan çekip çıkardı.” (Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.96)  Bu, aynı zaman da şairi modern bir insan olmaktan da korumuştur.

“İnsan
Eşref-i mahlûkattır, derdi babam
Bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
Ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
Bu söz asıl anlamını kavradı.”
                                             ( Cinayetler Kitabı, s.51)

İnsanın “eşref-i mahlûkat” olması önceleri bilinen ancak tam anlamıyla algılanamayan bir değerdir. Anlamın pekişmesi, yürekte yer etmesi “bilek damarlarının kesilmesi”ne bağlıdır. Ancak daha da çarpıcı olan damarın kesilmesinden sonra akması beklenen kan yerine “sımsıcak kelimelerin boşanmasıdır.” Hayatın bitirilmeye karar verilmesinden yeni bir hayatın başlaması paradoksu ilginç bir şekilde ortaya konuyor. Tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi canlı ve çarpıcı.

Bu durumda;

“Aşk ve ölüm…
Su ve ateş ve toprak
Yeniden yorumlandı.”
                           ( Cinayetler Kitabı, s.51)

Modern hayatın yorumuyla metafizik hayatın yorumu farklı olduğundan “gençken farkına varılamayan alaturka saatler” mana kazanmaya başlıyor. Hayata “amentü” penceresinden bakmak yeniden sorgulayıcı bir tavrı gerekli kılıyor. Bu yüzden “her gün merkep kiralayıp da kazılan kökleri Forbes firmasına satan baba”nın eleştirisi sadece mezkûr babanın değil, modern insanın eleştirisidir. Hayatın dört temel unsuruna kendisini de ekleyen şair:

“ Voroldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
Nedir bildim” diyecektir.
                                 ( Cinayetler Kitabı, s.62)

İsmet  Özel’in masalı devam ediyor. Yaşayan bir masal olarak şiiri yeni yorumlara ve yeniden yorumlamaya açıktır. 

Salih UÇAK

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar