Ay Vakti

"Göl Yerinde Elbet Sular Bulunur" *

- Erzurum -

İstasyon caddesinde yürüyorum. Kar yağıyor, yollar buzlu ve hava soğuk. Kendimi sakladığım sokaklar, serçe kuşların bacası ve yuvası yol kenarındaki ağaçlara takılıyor gözlerim.

Aşinası olduğum şeyler.

Şubat 2011.

Erzurum.

Hayıflandığım ve sevindiğim şeyler yolun bitiminde. “Kuru Hapan”ı daha bir canlı kılmak, mevcudu muhafazayla üstüne bina inşa etmek yerine, sekiz-on yıl önce ihtiyaca binaen nakletmiş ve dağıtmışlar. Şehirlerin soyut ama gür sesli kültür siteleri ve ticari merkezleridir bu tür yerler.

Belki yüz yılda oluşan bir kültürü, bir günde yok etmede mahiriz.

Ve “Selamet Kitabevi”. Hoca ve talebelerin buluştuğu ve tanıştığı, fikir alışverişi ve sohbetler yapılan güzide mekân. Arapça ve Osmanlıca eserleri bulabileceğiniz bu küçük kitabevi de yok artık. O da aynı mahaldeydi ve ticarethaneden çok bir hizmet ocağıydı. Şehrin ana caddesindeki kitabevleri şekil değiştirip, cafe ve test kitaplarına yönelirse buraların halini düşünün.

Sonra çeşmeler. Adı ayrı ama suları aynı kaynaktan akıyormuş. Yani gözeler birleştirilmiş. Söylenenden hareketle Cennet’le Zeynel’in bir farkı yokmuş.

Olmaması gereken şeyler oluyor.

Bunlar hayıflandığım şeyler.

Mehmet Zahit Kotku Camii ve Külliyesi. Çay ocağı Karasu Kütüphanesi’nin biraz daha sohbet versiyonu. Risaleler yazıp dağıtan Bekir Topdağı Hoca yok. Ehli hizmet Arslan Yağan hoca Ay Vakti burada okunmalı diyor.

Taşhan’ın Oltu taşı ile özdeşleşmesi de sevindirici bir durum. 2011 Kış Olimpiyatlarına gelenlerin uğrak yeri değil sadece, yerli yabancı herkesin ilgi odağı ve şehrin ulusal, uluslar arası tanıtımında ve ticaretinde etkin.

Böyle olmalı ve devam etmeli…

İstasyon caddesinin bitiminde olanlar, merkez olması hasebiyle göze çarpıyor elbette. Şehrin bütününden değil, burada olandan söz ediyoruz.

* * *

Farklı mahfillerde ve gelişen-değişen şartlar muvacehesinde devam ediyor olsa bile, aslına sadık kalarak ya da köklerinden kopmadan bir geleneği sürdürmek mümkün.

İhtiyaç duyduğumuz şeyler öylesine değişmiş ki, kimi kayıplarımızın farkında bile değiliz. Yeri doldurulamaz diye telakki edilenin yeri bile yok. Zihin haritamız dahil, mekandan ve zamandan uzaklaştırmış, ya da dibe-köşeye atmışız.

Böyle olmamalı, arz- talep düsturuna bırakılmamalı, talep alanları oluşturulmalıdır.

İlminden, birikimlerinden istifade edilmelidir ehl-i ilimin.

Yazılmadığı için, sözlü kültür mensuplarıyla beraber yok olabiliyor. Hikmet kırıntısı üç-beş hatıra, gönülde kalmış sohbetler…

Ders halkalarında anlatılanların haşiyesi, dibacesi, kıssaları anlatılanın dağarcığındadır. Halka kopunca, silsile halinde nakledilerek ve eklemeler yapılarak aktarılanların miadı doluyor.

Bir kelime izah edilirken anlatılan hikâyeleri, anekdotları yazılmamışsa bulmanız çok zor. Anlatılan hatıralar da hâkeza öyle, yok olup gidiyor.

Bu kültürün arşivi talebelerdir, bir sonraki nesle aktaranı da.

Medreseli eğitimden mektepli eğitime geçişimizden sonra yaşanan sürece baktığımızda medrese eğitimi alanlar mektepli eğitime katkıda bulunmuşlardır. Ders halkası oluşturabilmişlerse, talep varsa, mekân temin edebilmişlerse derslerine devam etmişlerdir.

Geleneğin kendi içinde bir usûlü, bir sistemi var ki o da devam etmiş, ders okutanlar bir yere kadar diyerek talebelerini ileri dersler almaları için farklı hocalara yöneltmişler, kendi bilgi ve birikimleri ne ise onu da öğretme gayretinde olmuşlardır.

Ocak ayında vefat eden Hacı Halis Efendi’nin vefatı hatırlattı bunları bize. Hacı Halis Efendi medresenin yetiştirdiği büyük âlimlerden birisiydi. Hasta yatağında dersleri ihmal etmeyen, İslami İlimlerin her alanında yetkin bir âlimdi. Değer bilip ilminden istifade edenleri takdir etmek lazım.

Allah rahmet eylesin.

Ders halkaları önceden birçok yerde vardı. Şimdilerde teklemeye başlamış. Dışarıdan takviye ders mekânları azalmış ve değişmiş.

Mektepli müdavimler, dışarıda bu mekânları oluşturabilir ve geleneği devam ettirebilirler. Modern eğitim birebir, yüz yüze eğitimi benimsiyor ve teşvik ediyor.

Kökleri olan bir gelenek neden sürmesin.

Çok eskiye gitmeden, bir dönem bu hizmette bulunanlardan tespit edebildiklerimiz. Vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaşayanlara sağlık ve afiyet dileyerek…

Yetim Hoca, Solakzâde Sadık Efendi, Sakıp Efendi, Avlarlı Muhammed Lütfi Efendi, Babadereli Ahmet Efendi, Tifnikli Faruk Efendi ve Osman Bektaş Hocaefendiler. Hacı Halis Emek, Yavili Ahmet Arslan, Abdulgafur Efendi ve Muratpaşa Cami İmamı Mihrali Hocaefendiler. Mazhar Taşkesenlioğlu, Çögenderli Salih Efendi, Horasan Müftüsü Muhammed Sıddık Hocaefendiler. Mehmet Kırkıncı, Fethullah Gülen, Cemalettin Kaplan, Ömer Karakuş, Yunus Kaya Hocaefendiler. Mehmet Nuri Yılmaz, Osman Demirci ve Gez Cami İmamı Molla Mehmet Tavlaşoğlu, İnam Hoca, Habibefendi Cami İmamı Ahmet Yazıcı, Taş Cami İmamı Ali Küçük, Narmanlı Cami İmamı Abdullah Yılmaz, Ayazpaşa Cami İmamı Mehmet Efendi, Fariz Kara ve Aşağı Mumcu Cami Müezzini Hafız Şefik Hocaefendiler. Mollaoğlu Ahmet, Lalapaşa Cami İmamı Yusuf Hafız ve Mehmet Gürgür Hocaefendiler. Gürcükapı Cami İmamları Nazif Şehidoğlu ve Recep Keskin, Mahandalı Yusuf Hafız ve Dedem Hafız Ahmet Yıldız Hocaefendiler.

Eşref Hoca, Molla Veli, Cafer Sadık Doğru ve Emekli Müftü Raşit Öztürk Hocaefendiler bu hizmeti şimdilerde sürdürenlerden.

İlçe ve köylerde de hasbi olarak bu tür ehli hizmet olanların yanı sıra, bilgimiz harici yazmadıklarımız da vardır. İhmal İmamı Mehmet Efendi, Naim Hoca ve Ahmet Polat gibi sohbet ehli olan Hocaefendiler de son dönem iz bırakanlardan.

Marifetname yazarı İbrahim Hakkı Hazretleri, Medine’de medfun Hacı Mustafa Efendi ve Ömer Nasuhi Bilmen gibi Ezurum’da tahsil görmüş, başta İstanbul olmak üzere muhtelif şehirlerde bu hizmeti sürdürmüş ve sürdürmekte olan Hocaefendilerin sayısı yüzlerce…

Bir gelenek kolay oluşmuyor ve oluşan sürece kendi bağlamında kültür deniyor. Müdavimleri olmalı ve gelenekten kopmamalı diye temenni ediyoruz.

Erzurum’a dair yazılacak çok şey var.

Rahmetli Erdem Bayazıt’a Palandöken eteklerinde bu ve benzeri güzelliklerden bahsedince şöyle demişti: “Erzurum için az bile… Palandöken’e sırtını yaslayan şehir…”

“Ne buzlu yollarda matem

Ne de gözyaşları serçe kuşların

Ak kiprikli ağaçlar

Meleyen cennet çeşmeleri

Beyaza dadanmıştı bacaları evlerin”

Beyaz yakışıyor Erzurum’a.

Kar yağıyor.

İstasyon caddesindeyim.

* Avlarlı Muhammed Lütfi Efendi.

Şeref AKBABA

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar