Bir oyuncağın Evi-Modem Bir Trajedi
1879 yılında kaleme alınan Bir Oyuncağın Evi ondokuzuncu yüzyılda dünya üzerinde birçok ülke tiyatrosunda sahnelenen, televizyonlarda gösterime giren filmi yapılan Norveçli yazar Henrik Ibsen'in ünlü eseridir. Henrik Ibsen'in bu eserinin o dönem bu kadar popüler olmasının geri plandaki göze çarpan sebebi eserin edebi özelliklerinden daha çok sosyal içerikli temasıdır.
Bir Oyuncağın Evinde Ibsen en genel anlamıyla sorgulama ihtiyacı duymadan toplumdaki mevcut değer yargılarını benimseyen, bunların yaşamsal unsurlar olduğunu ileri süren insanların mutluluk, saade, dürüstlük, doğruluk yaklaşımlarını sorgular, özelde ya da kitap merkezli bir değerlendirme de ise Ibsen kanunlara, topluma ve kocasının değer yargılarına savaş açıp meyan okuyan Norveç'li fedakâr bir ev kadınının, bir annenin trajedisini gözler önüne serer. Yıllar içerisinde alışagelmiş değer yargıları sonucu oluşan toplumsal yapıda izole edilen bu kadın kendi iradesi dışında belirlenmiş eş ve anne rollerini reddederek kendi olmak ister. Eserde o dönemde kadınların kocalarının ya da babalarının izni olmadan borç almalarına bile izin vermeyen yasaya vurgu yaparak, toplum içerisindeki rolü sadece kocasına hizmet etmek olarak belirlenen köle ya da tam özgür olmayan kadının birey olma çabasını, bu sürece başkaldırısını işler. Bu yönüyle Bir Oyuncağın Evi muhafazakâr orta sınıf viktoryon toplumu ile bu toplumun oluşturduğu değerler toplamına, normlara, ahlak anlayışına, bir meydan okumadır.
diğer bir açıdan bakıldığında ise bu eser muhafazakar orta sınıf viktoryon toplumunda kent soylu bir ailenin toplum içerisindeki sosyal, finansal ve hukuksal yönleriyle hiyerarşik yapılanmasının bütün gerçekliğiyle yansıtıldığı iyi bir örneklemedir.
Bu eseri sadece kadın erkek ilişkileri etrafında gelişen bir çatışma ve buna bağlı bir var oluş çabası olarak algılamakta doğru olmaz. Bir Oyuncağın Evin'de Ibsen, özgürlüğü ve otoritenin özgürlüğün gelişmesini engellemek için öne sürdüğü değerleri tartışmaya açtığı gibi, genetik mirasımızı, doğuştan sahip olduğumuz duygusal özelliklerimi-zi, ebeveynlerimizin tesirlerini ve ahlâki değerleri de sorgulamayı önerir. Sadece toplumu oluşturan kurumların, normların, değerlerin, yargıların sorgulanması değildir. Ibsen'in amacı aynı zamanda bütün bunların merkezini oluşturan insanın, yani bireylerin de kendilerini sorgulamasını ister.
Bir oyuncağın evi sahnelendiği ilk yıllarda getirdiği toplumsal eleştiriler nedeniyle hayret ve ilgiyle karşılansa da eserde geçen bütün söylemlerin yadırgamadan karşılandığı söylenemez. Bu durum eserin sahnelenmesinde zaman zaman değişikliklere uğramasına sebep olacaktır. "Bir Oyuncağın Evi" 1879 yılında Almanya kraliyet tiyatrosunda gösterime girdiğinde Ibsen'den izin alınmadan oyunun son sahnesinde tüm çabalarına rağmen kendisini anlamamakta, değişmemekte kararlı olan kocasından ayrılan, eşini ve çocuklarını terk eden kadın rolüne karşı çıkarlar. Yapılan değişiklikle bütün yakınmalarına, manifesto niteliğindeki uyarılarına rağmen kocasının ve çocuklarının yanında kalan vefakâr kadın anne rolü sergilenir.
Doğal olarak bu durumunu tepkiyle karşılayan Ibsen bu değişikliği barbar bir tecavüz olarak değerlendirir. Bütün eserlerini Norveç dilinde yazan Ibsen kendisini tam olarak anlamak isteyenlere eserlerini Norveç dilinde yazılmış asıllarından okumalarını tavsiye eder.
"Bir Oyuncağın Evin'de yalın, günlük konuşmaya yakın bir üslup izleyen Ibsen içerdiği yeni sanatsal formlarla bu eserin modern bir trajedi olduğunu söyler.
Henrik Ibsen; Hayat öyküsü
"Yazdığım her şey özenle yaşam öykümle ilişkilendirilmelidir"
Henrik Ibsen
Beş çocuklu tüccar bir ailenin en büyük çocuğu olan Henrik Ibsen, 20 Mart 1828'de Norveç'in güney batısında küçük bir kasaba olan Skien'de dünyaya geldi. Babasının yaşadığı ekonomik krizler ve ailesinin borçluluk durumundan oluşan toplum içinde mahcubiyet duygusu Ibsen'in zor bir çocukluk geçirmesine sebep oldu. Çocukluğunda yaşadığı bu sıkıntılı günleri; yaşadığı kriz sonrası arkadaşlarının babasını terk edişlerini, beklenmedik bir şekilde değişen sosyal konumlarını, anne ve babasının içlerine kapalı histerik hallerini ve bunların nedeni olan ekonomik çöküntüyü büyüdüğünde de unutmayacaktır. Annesinin yakın ve zengin bir hayranından olma gayri meşru çocuk söylentileri ise Ibsen'i yıpratan diğer bir husustu. Bu dedikoduyu kanıtlayacak ciddi bir kanıt olmaması bile O'nu yıllarca bunun etkisinden kurtaramayacaktı.
Çalışkanlığı ve resim konusundaki yeteneğiyle göze çarpan Ibsen küçük bir özel okulda eğitim gördü. Başlangıçta doktor olmayı düşünen Ibsen tıp öğreniminin yüksek maliyeti yüzünden bu kararından vazgeçerek 15 yaşında bir eczacının yanında çalışmaya başladı. En zor zamanlarında Ibsen toplum içerisinde yanlız kalmayı tercih ediyor. Fırsat buldukça teoloji okuyor ve sür yazıyordu.
Bu yıllarda Skien'in içine kapalı, tek düze atmosferinden bunalmaya başlayan Ibsen başkente, Christian'a (bugünkü Olsa) taşınmaya karar verdi. Gösterdiği sürekli çabaya rağmen üniversite giriş sınavında başarılı olamayan Ibsen'in 1850 yılında yazdığı ilk oyunu Catiline da Christian'a tiyatrosu tarafından reddedildi.
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru Norveç de milliyetçilik düşüncesi yaygınlık kazanmaya başlamıştı. Bu ülkede 1737'den beri süregelen Danimarka hâkimiyeti 1818'de son buldu. O dönem ortaçağ dönemiyle ilgili kahramanlık, cesaret vurgusu yapılan tarihi olayların işlenmesinin Norveç halkına esin kaynağı olacağını düşünen edebiyat şahsiyetleri ve tarihçileri bu yönde eserler veriyorlardı.
Aynı zamanda Avrupa'yı silip süpüren romantizm akımı hızla yayılıyordu. Başarılı bir keman vizitörü ve besteci olan Ole Bull aynı zamanda güçlü milliyetçi düşüncelere sahipti. Bu düşüncelerin etkisiyle Norveç kültürünün gelişimine katkı sağlamak amacıyla Bergen tiyatrosunu kurdu.
Avrupa da bu gelişmeler olurken Ibsen 1851 yılında, Bergen tiyatrosunda çok istediği drama yazarlığı serüvenine başlıyordu. Burada Ibsen daha önceki çalışmalarının yararlarını görecek olsa da birçok konuda yetersizliğinin farkına varacak, kendini geliştirme ihtiyacı duyacaktı.
Sözleşmesinde her yıl Ocak ayının ikinci yarısında özgün bir drama eseri vereceği taahhüt ediyordu. Yetersiz zaman ve zor koşullar altında süren bu çalışma döneminde Ibsen The VVarrior's Barrow (1852) ve St John's Night (1853) gibi başarısız olarak değerlendirilen eserlerinin yanında Lady Inger of Ostraat (1855) The Feast of Solhoug (1856) gibi başarılı addedilen eserler de vermiştir.
28 yaşında Suzannah Thoresen ile tanışan Ibsen bu iyi eğitimli, bağımsız düşünebilen, iddia sahibi kadınla evlenir. Çalışma hayatı boyunca Ibsen'e hiçbir engel çıkarmayan, sürekli onu destekleyen Thoresen Ibsen'in ünlü eserindeki bir oyuncağın evindeki Nora karakterinin oluşmasında güçlü bir örnek olur. Tek çocukları olan Sıgurd 1859 yı¬lında dünyaya gelir.
1857'de Bergen tiyatrosundan ayrılan Ibsen Christian'a Norveç tiyatrosunda sanat direktörü olarak görev alır. Fakat bu görevde sınırlı bir başarı gösterir; seçtiği oyunlar sürekli olarak medyadan eleştiri alır. Özgün, yeni oyunlara ilgi göstermeyen toplum daha çok komedileri ve müzikal eğlenceleri tercih eder. Bu nedenle çalışmaları sinirlenen Ibsen hayal kırıklığına uğrar. Yaratıcı çalışmalar ortaya koyabilecek bir ortam bulamayan Ibsen 1857-1862 arası hiçbir ürün yayınlamaz. Tiyatro da İşler yolunda gitmeyince maaşı ve derecesi düşürülen Ibsen kendini içkiye vermeye başlar. 1862 yılında Norveç tiyatrosu iflas edince geçim kaynağını tamamen kaybeder. Bu arada ilk günlerinden beri çalışmalarının temelini oluşturan milliyetçilik düşüncesine yönelik inancını kaybetmeye başlar. 1863-1864 arası Prusya tarafından savaş ilan edilen Danimarka'ya Norveç gerekli destekte bulunmaz. Ibsen'i öfkelendiren bu durum O'nun tarihi köklerine bağlı, birlik içinde, modern İskandinavya hayallerini tamamen yok eder. Ibsen'in 1864'ten sonraki yılları en çok sanatsal yapıtının verdiği, mutlu geçirdiği yıllardır. Aldığı bir seyahat bursundan sonra kendi arzusuyla sürgün hayatına başlayan Ibsen 27 yıl boyunca Norveç'e dönmeyecekti. Bu süreçte Almanya ve İtalya'da sanatsal gelişimini engelleyen baskıcı ve gerici çevrenin etkisinden kurtulan Ibsen, daha başarılı eserler vermeye başlayacaktır. Bunun en somut örneği geleneksel değerleri tehdit edici bir üslupla sorgulayan The League of Youth (1869) isimli eseridir.
1870'lerde Ibsen'in çalışmalarının ilgi odağında belirgin değişiklikler olacaktır. Eserlerinde tarihi destan ve şiirsel hikaye tarzından çağdaş realist ürünlere doğru bir yönelme yaşanmıştır. Gündelik konuşma dilinde yazdığı bu eserlerin ana temasını sosyal eleştiriler oluşturuyordu. Yaşadığı kapalı toplumun değerlerini niceleyen Ibsen alışagelmiş bazı değerlerin yanlılığına dikkat çekiyor bireyselliği, bireyin gelişmesini sınırlandıran toplumun sosyo politik yapısını değiştirmeyi arzu ediyordu.
Büyük bir dikkat ve duyarlılıkla yazdığı oyunlarını mükemmellik ve özgünlük anlayışıyla defalarca gözden geçirirdi. Çalışırken dünyayla ilişkisini tamamen koparan Ibsen'in yazmak için ihtiyacı yalnızlıktı.
Özel ve çalışma hayatında birçok eleştiri olan Ibsen aynı zamanda bir çok ödülün ve onurun sahibiydi. 1891 de doğduğu topraklara, Norveç'e dönen Ibsen burada geçirdiği hastalıklı yıllardan sonra 1906 da ölecektir.
Kaynakça
1. A.Doll's Hause-Henrik Ibsen-Translatea by Kennetn Meleiseh-Cambirge Unıversıty Press (2000)
2. The Cambridge Campanion to Ibsen-Cambridge Universit Press (1994)