Ay Vakti

Taşra Notları XVIV.

Bugün 10 Muharrem 1423. Aşura günü....Ama çok az bir kesim hariç tutulacak olunursa hayatta bu ve benzeri günlerin somut bir karşılığını göremiyorsunuz. Cuma, herhangi bir gün. Kandil geceleri herhangi bir geceden farksız. Bidat, hurafe, gelenek gibi kavramlar konusundaki aşırı bağnazlıklar ve ne menem bir şey ise radikal dinî anlayış, bir bir hayatımızdan çıkardı bu günleri... Sadece takvimlerde kaldılar.

Oysa böyle günler ve geceler bir inancın mensupları için ne büyük bir zenginliktir. Hayatın sıradanlığı böyle zamanlarda bozulmakta ve insan böyle günler ve gecelerin ritüelleriyle farklı duygu ve düşünceleri idrak etmekte, özellikle de çocuklar için, onlann dini terbiyeleri için kandillerin, aşura günlerinin vs. büyük bir önemi bulunmaktadır.

Yahya Kemal, Ezansız Semtler isimli yazısında söylemeye çalıştığım bu durumu ne güzel anlatır: 'Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerde ki minareler görülmez, ezanlar işitilmez. Ramazan ve Kandil günleri hissedilmez. Çocuklar, Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler'

İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor. Bu günkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'an'ın sesini işittiler, bir raf üzerinde duran Kitabullahı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler, kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların toplan atılırken sevindiler. Bayram namazlarında babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken Tekbirleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler hayata girdiler ve Türk oldular...
Rubeyy (r.a) ise. Peygamberimizin Aşura günü ile söylediklerini işittikten sonra neler yaptıklarını şöyle anlatıyor: Aşure gününün orucunu tutardık ve küçük çocuklarımıza da tuttururduk ve onlarla mescide giderdik ve çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak verirdik. Bunlardan yemek için ağlayan olursa iftar vakti erişinceye kadar bu oyuncaklarla eğlendin'rdik. Bu tür bir uygulamayı rahmetli Zarifoğlu'nun da

yaptığını duymuştum. O da kandillerde. Cuma akşamlarında evine mutlaka hediyelerle gider, çocuklarına bu günlerin farklılığını ve önemini hissettirmeye çalışırmış.
Öte yandan böyle günlerin, gecelerin, kandillerin, bayramların edebiyata konu olarak yansıması da önemli bir hadise... Günümüz şairlerinde böyle temalara, konulara rastlamak neredeyse imkânsız. Şu anda aklıma sadece Sezai Karakoç'un Hızırla Kırk Saat'i geliyor. Orada neredeyse bütün peygamberlerin, velilerin, İslâm'ın kutsal kentlerinin, gün ve gecelerin edebiyatın içerisinde nasıl işlenebileceğinin örnekleri hepimiz için bir anlam taşımalı değil mi?

Kimi dostlarına bu tür hassasiyetlerden söz ettiğimde ya sükut ettiler ya da beni gelenekçilikle, hurafecilikle suçladılar. Ne diyeyim. Ben, yine de Aşura gününü, kandilleri ve bayramları hem söz hem fiil olarak kutlamaktan, anmaktan ve onlann ritüellerini hayata-katmaktan yanayım.

Mustafa ÖZÇELİK

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar