mektuplarım,
aynı sözleri karaladığım
birgün vazgeçerim sandığım... küçük, karmaşık, uçuşan
ve adını sakladığım, kırılgan
naz mektuplarım;
dardayım.
Frunze’ye Tibet Yaylası’ndan indiğinde bahar,
taşardı ahşap korkuluklarından evlerin; taze ve diri.
bahardı konaklayan avlularda eski, üzerimde hâlâ ninnilerin çocuk sevinci.
o vakit andım işte ben bildiğim bütün isimleri tarih düşmeden,
tarih düşmeden yazdım Manas’taki kederi.
“mâvera” dedim, “serâ” dedim, fasılasız “ente” dedim... “kul dara düştü” , “söz direndi”, “kitap yazıldı” dedim.
çıt yok Şirâze, hiçbir çıtırtı yok...
söyle bana hangi gürültünün içine kilitlendin?
çağırdım seni Doğu’nun istasyonlarında kartallar süzülürken başımda
Asya stepleri’ni bölen tren dolu geldi, dolu gitti;
bir yanıma kar düştü, bir yanıma ateş.
Urga donan yüzüyle baktı gözlerime yabancı; doğsa da, parlasa da ısıtmadı buzdan güneş.
Yenisey’e kapıldım, yüreğimi kaptırdım belki de... dokunsan kırılacağım,
kırıldığım yerde bin parça kalacağım Şirâze, varamadan Kutup Denizi’ne.
tayga üzerime örtü Aralık sonu, soğuk bir gerdanlık gibi dolanacak ölüm boğazıma.
o an,
gökyüzü taşlarını basamak yapacağım son noktaya...
sen Şirâze hiç olmadığın gibi mi olacaksın bana eş?
ben bekledim, burada atlara binerken kadınlar
ve can çekişirken kimlik... okyanusça konuşurken dalgalar
bekledim ben dev bir değişiklik.
küçük adımlar büyümüş görmemişim, küçük büyümüş Şirâze.
Tuul kavuşmuş Selenge’ye,
ben bekleyen, belki bir yerde beklenen şimdilik.
Frunze’ye bakardım yüksekten, Nisan’dı; sanki kış misafir değil hep kalandı.
şarkılar bulutların dilinden dökülür, gök o yükseklerden üzerime akardı.
her an gidecek gibi iğreti konaklardı narin dalların ucunda bahar;
ürkekti, sanki küçük bir kediydi, dokunsam küsecekti...
her ses büyüyen bir tedirginlik, her ses patlama; burası Asya
iki çatışma arasında, bil ki pis bir pusuda ben Şirâze,
ne yakın sana, ne uzak.
bekleme beni bir isyanın tam ortasındayım; vurmak değil, bir daha vurulmak için
düştüğüm yerde kalmak için
adını adımla yazmak için
say ki şaşırdığım yolu bulmak için...
bir daha Şirâze, bir daha yüzüme düşen gölgede izine denk gelmeyeceksin
aşk avucumda tuttuğum kor, neye dokunsam tutuşturan.
uyan seni uyuttuğum uykudan, gece katran
uyan seni boğduğum asırlık karanlıktan,
uyan ki Şirâze yetsin, uyanayım ben bu yalandan
çağırma beni sakın, sakın çağırma
kanar da Şirâze, dönerim diye korkarım