bütün örtüleri bıraktım
ekle uç uca çek aramıza
ben özledim;
yokuşları olan, kuyularından yosun kokusu taşan,
adını hep sevdiğim dağ yamaçlı, Asi akışlı, deniz kaçağı şehrimi.
çok eskiden miydi yatsı ertesi uyumak, sabah namazına cemaatle durmak,
her gün bir cüz okumak rahlede; dedemin karşısında hep susmak, hep susmak... korkarak.
ben özledim;
tanıdık yüzler görmeyi, en sevdiğime hiç sebepsiz öfkelenmeyi,
sonra bir kedi gibi sokulup eteğine, af dilemeyi.
şimdi ben bir kavganın içindeyim, bu yüzden deli dalgalarla vuruyorum kıyıya
sen, ufak bir sebepten öte değilsin öfkeme,
bir kıvılcım kadar küçük, bir kıvılcım kadar tehlikeli Şirâze.
şimdi ben, zuladaki çakı kadar hazırım hedefini vurmaya
şaşırma bu kadar; uslanmazlığıma, haylazlığıma, atılganlığıma
durduğum yerde hazırım şehit düşmeye.
ben özledim Şirâze;
dedemin baston tıkırtısını duyup en kuytuya gizlenmeyi,
korkmayı sokak köpeğinden, korkmayı şimşek sesinden...
ve seni hiç bilmeyişimi özledim.
o sardunyalar açsa da, bensiz kokacak duvar diplerinde yetim
ey şehir! sana duracağım hürmetle... Şirâze ne sensin, ne de şehir benim.
ben özledim;
yasak geceleri, yasak gecelerde nöbet beklemeyi ve aşk nedir bilmemeyi,
7’nin 18’e birleştiği kavşaktan hiç dönmemeyi ve seni yol yol eklememeyi...
fakirin büküktür beli, yumuşaktır sesi; konuştu mu az, sustu mu çok Şirâze
fakir istemeyi bilmez belki, belki bilmez almayı verileni; malı az, duası çok Şirâze
fakirin derdi bir kelâm etse dağlar her yüreği; sevilmese de çok, bilir teklifsiz sevmeyi;
tutkusu az, sancısı çok Şirâze
ben özledim;
salt seni değil; senin mevsimler boyu yağmalarını, kuzeye esen sert rüzgârlarını,
çelik mahfazalı beni anlamayışını ve ne olursa olsun bana kızamayışını...
ben sevdim;
salt seni değil; onca zaman içinde vakitsizliğini, kadîm gel-gitlerini, ayın on dördü gerçeklerini
ve yaş otuz olgunluğunu sevdim.
kısa saçlarım düşerdi alnıma, yağmurdan sebep hep ıslak.
Leova yanık türküler söyleyince bütün kızlar toplaşırdı ateşin başına.
kimi ağlardı, kimi ateşle oynardı, kimi de ıslaklığıma bakardı.
üzerimde bir planın baskısı, bir karaltı
haince sokulurdu türküyle aramıza kıvrılarak.
ben sevdim;
ekmek kokusunun tam zamanında beni acıktırmasını, ninemin dilinden düşmeyen duaları
ve şehri dolduran bir ömür devâsa yalnızlığını...
ben sevdim;
okumayı bir daha, bir daha okumayı Tanios Kayası’nı
beklemeyi de sevdim zindan yeşiline vurgun olduğum, o kayadan bana doğacak ışığı.
çok değil az ötede yoluma çıkacak sözleri sıkça duymayı sevdim:
“vurulacaksın yine, yine savrulacaksın
sonra kanayacak yaraların sarmaya el bulamayacaksın
hastane odaları ilaç kokusunu bulayacak kokuna
daralacaksın, daraldıkça kızıllığın dökülecek Akdeniz koylarına”
ben sevdim ateşe tutulmayı Şirâze
vaktidir tutuşsun fistanım
vaktidir ey! tutuşmanın