Ay Vakti

Saklı Mektuplar - XXXX

gayyâdan ulaşır savt, zemîne;
zemîn her zamanki bilindik duruşuyla sürüncemede.
üstündekiler... haşin, zâlim; sanki zemîn sonsuzca kendilerinin
-ellerinde kâğıttan hayatlar, ellerinde buzdan bir ömür-
sen tut zulmeti tutuşsun bu gece ellerin,
bu geceden desem ki ebede değin...

İnsan kendi karanlığına alıştıkça tüm çıkışları kapatır, bilerek Şiraze. Ve bütün kuyuların içinde, en derin olanın sadece kendi içinde olduğunu düşünür. Sonuçta kimse bir başkasının kuyusunun derinliğini ölçemez. Sanırım, kimse de bunun âşikâr edilmesini istemez.

Bazen insan kendi uçurumuna düşer... düşer ve ancak o zaman uçurumunun derinliğini anlar Şiraze. İnsan neden uçurumlardan manzaralar çizer içinde çok bilmesem de, neden sık sık yineler atlamalarını uçurumlarına çözemesem de...  herkesin derin bir tarafı, keskin yanları, rakîk duruşları var o kesin.

Bazen Şiraze, bazen... insan saklar, bir an gelir artık yer kalmaz saklanması gerekenlere. Sessiz dökülüşler başlar, insan taşar uçurumlarına. Taşanlar uluorta dökülürler, gün vurur tenlerine; mefşû... Zulmeden bir geçmişin eziyetlerine daha fazla dayanamayınca zihin oyunları başlar, hakikatten o denli farksız. Diler insan çıldırmış olmayı, cinnetinin hapsinde bulunmayı, akıl ile işini bitirmişliği... diler dilemesine de Şiraze, insan cinnetini kendi seçemez ki.

Ben cinnetimi sende buldum Şiraze. Cinnetim -sınırsız mı, hatsız mı, ebed kadar mı hatta- puslu derinliğim. Derinliğim benim dahi erişemediğim / baktıkça içime düşer lîmelenmiş, bekleye bekleye örselenmiş, irdelenmiş üç boyutlu karakter çizimlerim... cinnetim Şiraze, cinnetim; uçurumlarımın dip noktası, uçurumlarımın uç noktası. Gel beraber dibe vuralım ya da uca varalım... gel beraber Şiraze, ille de hemhâl...

zamanın hışmı bu; renk alabildiğine siyah.
bak Atlas’a, görmedi belki hiç bu kadar yoksulluk, yoksunluk, yokluk
sen dünyayı bir de tarihle gez dolaş, kim mukîm fısıldasın, kim seyyâh...
arzuları bir ejderha alevi yutar, Çin semâlarında küllenir çocukluk
ağlamaklı bir ıslaklıktır sayfalarda dolaşan; adı şâh, tınısı âh ile eyvâh...
zamanın hışmı, alabildiğine siyah.

Şiraze, kırar insan an gelir neyi kırdığını bilmeden... en tok, en sert, en haşin sözlerini en inanılmaz hızla çarpar; içindeki acıyı eritmek için / bir lâv kadar kaygan, kızıl ve sıcak yanlarını dondurmak için. An gelir Şiraze, an gelir yumulur kendine insan; kimse bilmez.

Şiraze,

bu kaçıncı lüzûmuna müştâkiyet
hâlâ kapındayım hercâî, hâlâ kapında müebbed... 

Şiraze

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar