69.
başladı her şey ve her şey bitti fevc fevc
baharla gelen yine baharla gitti mevc mevc
Ankara’da
ıssız bir sokak ortasında
başı hep öne eğik
biraz kekre, biraz yitik
tek başına yürüyen biri vardı Şirâze.
kimsenin onu tanımadığını
kimseyi de tanımadığını
ve sırf bu yüzden bu ıssız sokaklarda
gün boyu
yalnız ve sessiz yürüdüğünü sanırdı.
Ankara’da Şirâze,
Tandoğan’dan Maltepe’ye
Beşevler’den Beştepe’ye
Emek’ten Kocatepe’ye...
sağlı sollu kaldırımlar boyu akan insanların
yüzlerinden ve gözlerinden dökülenleri
biraz merakla, biraz gayr-i ihtiyârî
eğilip toplardı.
çantası bu yüzden hep ağır, hep doluydu Şirâze.
kimse bilmedi bu sessiz toplayıcı kimdi, kimindi
ve birgün nereye, kiminle, yine sessiz
bir gölge gibi neden çekilip gitti.
sonra
her yazdığı masala bir bir gizledi hâllerini, hayâllerini, Şirâze’sini.
her yaşadığı şehre biraz dokundu, biraz da vuruldu
ve hep puslu akşamlarda
ve hep uykulu bakışlarla
tek bir isim yazdı okuduğu kitapların satır aralarına
kimse göremedi.
Ankara’da Şirâze,
her geçişinde bütün sokak isimleri ona gülümserdi.
selâm verirdi o da, gizli bir sevdâ ve hürmetle karışık.
rıhtımı olmasa da, sahile vurmasa da hiçbir yolu
yosun kokmasa da, dalgalı maviye uzanıp dokunmasa da bir yamacı
ve martılar doluşmasa da evlerinin çatılarına;
o bu sokaklardaki her bir izi, her bir işâreti dolu dolu sevdi.
ne zaman Kale’den baksa tüm yönlere eşit
yeniden duydu Ankara’nın ona ilk seslenişini:
“birgün Mu’dan bahsedeceğim sana
inanma diye her okuduğunun doğru olduğuna.
sana okumak nedir yeniden öğreteceğim
bir de nereye gidersen git benimle yürümeyi...”
Ankara’da,
bir yerde duracağım, hem yabancı hem tanıdık
biraz karanlık ve biraz dağınık
ya da durdurulacağım ben.
son durağım sen ol Şirâze.