Ay Vakti

Rasim Özdenören'le 'Ruhun Malzemeleri' Üzerine...

Recep Garip: Şiirle, denemeyle, öyküyle, romanla, dahası edebiyat¬la ilgilenenler için önemli eserlerden biridir Ruhun Malzemeleri. Bizim klasiklerimizdendir. (İM Dünya ve Gül Yetiştiren Adam da öyle). Gerçekten rubun malzemeleriyle dolu. Bu kitabınıza niçin bu ismi verdiniz? Maveranın (Yedi Güzel Adam'ın) katkısı nedir? Edebiyatseverlerde neden bu kadar ilgi uyandı? Bu ilgiyi bekliyor muydunuz?
Rasim Özdenören:
Bazı somut örneklerden hareket ederek yazarın "ruhun malzemelerini ele almak suretiyle evrensel bir edebiyat yapabileceğini ileri sürmek istiyorum. Ruhun malzemeleri, Faulkner’a bakarak söylersek insan kalbini yüceltmeye yarayan malzemelerdir: aşk, feragat, fedakarlık, saadet, hidayet, merhamet, şefkat., ve bazan da bunların karşısında yer alan olgular: ihanet, korkaklık, zulüm, nefret, buğz.. Bu karşıt değerler bazan aynı insanın kalbinde çatışmaya girebileceği gibi, bazan da farklı insanların çatışmasına yol açar. Buradan trajik olana yol bulunabilir. Öte yandan "ruhun malzemelerinin, "malzemelerin ruhu" ile tamamlanması gerekir. Ruhun malzemelerini neler olduğunu söyledik. Malzemelerin ruhu ise, ruhun malzemelerine ruhlarını veren temel ve aslî bakış açısını dile getiriyor. O bakış açısı, bizim içinde yer aldığımız konuma göre müslümanca veya herhangi bir fikriyatın görüngüsünden dile getirilebilir. Biz, kendi edebiyatımızın bağlamında, bu bakış açısının müslümanca olması gerektiğini ve öyle olabileceğini ileri sürmek istiyoruz. Bu yazıların çoğunun yayınlandığı 1970'li yıllarda, ileri sürdüğümüz bakış açısı İslâmî edebiyat tartışmalarını gündeme getirmişti. Müslümanların edebiyat karşısındaki duruşunun ne olması gerektiği ve müslümanca bir edebiyatın nasıl yapılabileceği, o dönemde edebiyat ortamının tartışmaları arasında yer almıştır.
Bu tartışmalar o tarihte ilgi uyandırdı. Çünkü o dönem, Müslümanların, bir bakıma kendilerini yeniden tanıma, tanımlama, kendilerini hatta yeniden kurma yönünden üzerinde hassasiyet gösterdikleri konular arasındaydı. O tarihte Yeni Devir gazetesinde yayınlanan ve bir kısmı "Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler" adlı kitabımızda toplanan yazılar da, aynı bağlamda değerlendirilebilir. Mavera Dergisi, o dergiyi çıkartmaya teşebbüs edenlerin her birinin zatını aşan bir ilginin odağı oldu. Biz, bizden beklenenin ne olduğunu aşağı yukarı tahmin ederek yola çıktık. Fakat gördüğümüz ilgi, itiraf etmeli ki, beklentimizi aşıyordu. Hem edebiyatla ilgili, hem siyasal konularla ilgili, hem tasavvuf ve içinde yaşadığımız kültürün genel meseleleriyle ilgili konular üzerine özel veya ağırlıklı sayılar hazırlıyorduk. Bir süre sonra, derginin giriş yazılarını yazma işini üstlendim. Siyasal ağırlıklı sayılarımızı hazırlar ve takdim ederken, derginin sonuçta bir edebiyat dergisi olduğunu düşünenleri sukutu hayale uğratmamak için, bu konuların bizim işimiz değilse kimin işi olabileceği sorusuyla uyanık bulunmaya davet ettik. Mavera'nın üstüne düşen işlevi hakkıyla yerine getirdiğini düşünüyorum.
R.G.: Olup biten her şey, yaşadıklarımız birer ruh malzemesi değil mi? Edebiyatçıma elinde farklı bir anlam mı kazanıyor yaşadıklarımız? Hayata bakışımıma anlamlar yüklediğini söyleyebilir misiniz?
R.Ö.:
Ruhumuzun malzemelerine anlamını veren, bizim ona bakış açımızdır; bizim o malzemeyi hangi kültürün diliyle okumaya çıktığımızdır. Bu bakımdan elimizdeki konunun fazla bir önemi bulunmaz, önemli olan o konunun nasıl okunduğu hususudur. Kitaptaki bir yazıda verdiğimiz örneği tekrarlarsam, müslümanın yatak odasına girmeyeceğini söyleyemeyiz, ama onun, orada ne göreceği, nasıl göreceği öne çıkıyor. Bir mezbelelik de konu olabilir. Elhamra Sarayı da., yazıya ulviyetini veya kimliğini yükleyen ele aldığı konu değildir, ele alman konunun hangi gözle ve hangi dille işlendiğidir.

R.G.; Rubun Malzemelerinin oluşumunda Büyük Doğunun (Necip Fazıl’ın), Dirilişin (Sezai Karakocam), Edebiyat'ın (Nuri Pakdil'in) katkılarından bahseder misiniz?
R.Ö.:
Mavera'yı anılan zincirin bir halkası olarak değerlendirmek artık bir gelenek haline geldi. Çünkü anılan isimlerden bir önceki bir sonrakinin öncüsü olmuştur. Ama her birinin farklı özellikleri, farklı işlevleri var. Öyle olmasaydı zaten anmaya değmez olurdu. Bizim bazı yazılarımız anılan dergilerin her birinde zaman zaman yayınlandı. Edebiyat Dergisi ise, zaten kurucuları arasında yer aldığım bir teşebbüstür. Ama itiraf etmeli ki, biz kendi aslî sesimizi Mavera'da bulduk. Farklı yanlarımız Mavera ile belirginlik kazandı. Mesela edebiyat anlayışımız, bizden öncekilere göre belli farklılıklar gösteriyor. Şöyle ki, üstad Necip Fazıl'ın poetikasına ve bazı yazılarına bakarak söylersek, üstad, İslâmî edebiyatı adeta İslâmî konularla sınırlı görüyor. Bizse, İslâmî edebiyatın müslümanca bir bakış açısının ürünü olarak dışa vuracağını öngörüyoruz. Buradaki bariz telakki farkı dikkat çekmelidir. Ama neticede oluşan şey bir süreçtir; o sürecin hiçbir durağı bir önceki durak var olmadan ortaya çıkmaz.
R.G.: Gene edebiyat ve sanat üzerine denemelerinizin yer aldığı "Köpekçe Düşünceler" (1999) ile Ruhun Malzemeleri adlı kitabımızın ilgisi nedir? Bu iki kitaba birbirinin devamı veya tamam¬ayıcısı olarak bakabilir miyiz? Ruhun Malzemeleri kaç baskı yaptı? Okuyucularımız hangi yayınevinden temin edebilir?
R.Ö.:
Ruhun Malzemeleri, edebiyat ve sanat konusuna, deyim yerindeyse, biraz pratik açıdan bakma eğilimi gösterir. Edebiyat üzerine genel değerlendirmeler, hikâye ve roman üzerine yazılar, şiir üzerine yazılar, edebiyat telakkimizin bir bakıma somut uygulaması olarak kitap değerlendirmeleri ve eleştirmeler bu kitabın muhtevasını oluşturuyor. Köpekçe Düşünceler ise, olaya daha teorik bir çerçeveden bakıyor. Edebiyatın niteliği, eleştirmenin niteliği üzerine, bir bakıma teorik ve felsefi mülahazalarımızı dile getiriyor. Ayrıca Müslümanca bir edebiyatta trajik olan üzerinde duruluyor ki bu konu, sanıyorum bizim edebiyat kuramımız bakımından tümüyle yeni bir yaklaşım öneriyor. Ben kendi payımı bu iki kitabın bir arada mütalaa edilmesini tavsiye ederim. Ruhum Malzemeleri, dar bir okuyucu kitlesini ilgilendirdiği düşünülürse, üçüncü baskıyı yapmış olması, bence basan sayılır. Demek ki, okuyucu, bu kitapta, bizim düşündüğümüzden çok daha fazla şeyi bulabiliyor, bu da bence anlamlı sayılır. Benim kitaplarım İz Yayıncılık tarafından basılıyor. Oradan veya dağıtım yapılan kitapevlerinden temin edilebilir.
R.G.: Sayın Özdenören, ruhun malzemelerinden, yakın zamanda yeni romanların ve öykü kitaplarının okuyucularımıza ulaşacağı haberleri doğru mu? Biraz açabilir misiniz? İsimler verebilir misiniz? Yayıma hazırladığımız çalışmalardan bahseder misiniz?

R.Ö.: Adı geçen yayınevi, 200ü yılında, bizim yirmi yedinci kitabımızı da bastı. 1999 yılında, on altı yıl aradan sonra, Kuyu adını taşıyan uzun öykümüz yayınlandı ve yakınlarda ikinci baskısını yaptı. 2000 yılında ayrıca iki yeni öykü kitabımız, Ansızın Yola Çıkmak ve Hışırtı yayınlandı. Bu kitaplarda yer alan birkaç öykü dışında, geriye kalanın tümü ilk defa bu kitaplarda yer alıyor. Bu kitaptaki öykülerin kısa bir süre içinde ve bir fışkırış halinde zuhur ettiğini ifade etmeliyim. Hepsi de sevdiğim ve daha önce benzeri bulunmayan öyküler düzleminde yer alıyor. Bu kitapların gördüğü ilgiden memnunum. Şimdi yeni öyküler yazıyorum. Bir süredir ara verdiğim öyküye yeniden dönmek bende sılama kavuşma duygusu uyandırıyor.
Deneme yazılarına gelince, onlar zaten her zaman var ve yenileri de bir uçtan geliyor. Ha, roman diyordunuz: hemen söyleyeyim, ben romancı değilim, öykü yazarıyım: öykünün romana göre daha zor ve yoğun bir tür olduğunu düşünüyorum. Bir de Türkiye'de, öykünün romandan daha ileride ve önde yer aldığını..

Recep GARİP

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar