Ay Vakti
facebook

UZAKLARI YAKINDA BULMAK

Durdu, geriye döndü. Minare, vadiden gökyüzüne uzanıyordu. Bu görüntü, köyüne dair en sevdiği görüntülerden biri idi, biraz seyretti. Sonra bakışları gökyüzüne uzandı, yağmurun ilk damlaları toprakla buluşmak için acele ediyordu sanki. ‘’Rahmet çok şiddetli geliyor’’, diye düşündü. Gökyüzünden ufuklara uzanan bakışlarında, kara bulutlara eşlik eden rüzgarın, soğuttuğu havayı soludu bir süre.
Bir eliyle bavulunu taşırken, diğer eliyle, ıslanacağını düşünerek, ceketinin yakasını kaldırdı. Geçen bir araba olup olmadığını görmeye çalıştı, ana yola bakarak. ‘’Bu saatte de pek araba geçmez’’ dedi, kendi kendine. Yağmur daha da hızlanırken, toprağın kokusunu hissetti. Adımlarını hızlandırdı. Valizi, taşıdığı elinin üşüdüğünü fark edince, diğer eline aldı. Üşüyen elini dudaklarına götürüp, ısıtmaya çalıştı. Köy tarafına baktı, minare de görünmüyordu artık. Gözleri doldu, havanın soğuğu mu yoksa yaşadıkları mı, bilemedi, gözlerindeki yaşların sebebini.
Karmakarışık duygular içinde idi. Belirsizliğe doğru adım attığını, aslında şu anının da, karışıklıkla dolu olduğunu hissetti. Dağ tarafından gelen kamyonun sesini işittiğinde, ne kadar bağırsa da kamyoncu duymadı. Çaresizce koştu, nefes nefese kalmıştı. Yetişemeyince, bir kenara attı elindeki bavulu. Kamyonu fark edememek, çaresizlik ve yağmur altında tek başına öylece kalmak, sinirlerinin artmasına yetmişti. Eğildi, ellerini dizlerine koyup, hızlı hızlı nefes alıp verdi, bir süre. Biraz sakinleşse de, yağmur, tüm şiddetiyle iniyordu gökyüzünden.
Tepeden tırnağa, sırılsıklam olduğunu umursamıyordu artık. İçten içe doluyor, içinde biriktirdikleri, gözlerine yaş olarak doluyordu. Daha yola çıkmadan yaşadıkları, umutlarını yok ediyordu. Gitmek ve kalmak arasında çok gelgitler yaşamış, geceler boyu uykusuz kalmıştı. Düşünceler beynini kemiriyordu son günlerde. Ani bir kararla, buraları terk edip, gidebildiğince, uzaklara gitmeyi hedeflemişti. Belli bir plan olmamasına rağmen, kaçışı, bir plan olarak görüyordu artık. Ama şu an yaşadıkları, sanki gitme der gibi idi. Hep olumsuzluklar çıkıyordu karşısına.
Gitmek ağır basıyor olsa da, duygularında, vicdanında, kalmak vardı yine de. Kalmak ve mücadelesini burada sürdürmek, hayatında iyi gitmeyeni kovmak, köyünde de olabilir mi idi? Yapabilir mi idi gerçekten? Toparlayabilir mi idi kendini? Aşabilir mi idi sıkıntılarını? Tüm gücü ile sarılabilir mi idi hayata? Sorular, sorular, sorular…
Yağmuru fark etmiyordu artık. Patikanın, köye uzanan tarafına döndü, durdu bir süre. Titremek geliyordu içinden, çaresiz hissediyordu kendini. Alıp başını gitmek istiyordu bir yanı, bir türlü karar veremiyordu. Sadece ağlıyordu. Yağmur iyice artırmıştı şiddetini. Gök gürültüsü, tüm azametiyle meydan okuyordu. Sakınmıyordu kendini, ıslanmaktan korkmuyordu. Her şeyi oluruna bırakmıştı, sadece duruyordu.
Öykü

Aşağı patikadan kendine doğru topallayarak gelen, her halinden bitkin olduğu anlaşılan, köpeği fark etti. Böyle bir havada, birinin yanında olmayı istediği, belli idi halinden. Köpek, ürkek adımlarla geldi, kuyruğunu sallayıp, etrafında döndü bir süre sonra yanına uzandı. İkisinin bakışları birbirine kaydı istemeden.
Yalnızlık ve çaresizlik birikiyordu bakışlara. İki farklı dünyanın suskunluğu duruyordu. Yaşananlar farklı olsa da, aynı manada buluşuyordu bakışlar.
Kendi yaşadıklarının benzerini yaşadığını düşündü, köpeğe bakarken. Tepeden tırnağa ıslanmış, sırtında ve arka bacaklarında yaralar vardı. Kendini gördü, ona bakarken. Acınacak haline bakmadan, köpeğin durumu daha ağır geldi.
Elini uzattı, köpek korkudan başını eğdi. Durdu, çekti elini, daha fazla korkutmak istemedi. Köpek döndü, korkulu bakışlarla yardım ister gibi idi. Elini tekrar uzattı, uzun bir süre başını okşadı. Köpek gittikçe sakinleşiyordu. Yaralarının acısı bakışlarına yansıyor, inlemeyi andıran sesler çıkarıyordu.
Cebinden mendilini çıkardı, ikiye ayırdı, bir parçası ile sağ ayağındaki yarayı, diğer parça ile öbür ayağını sardı. Köpek sürünerek daha da yaklaştı, başını ayağının üzerine koydu. Kendini unuttu, köpeğin haline daldı. Başka yerlerinde, yara olup olmadığına baktı. Köpek ilgiden memnun, daha da sahiplendi kendisini. Umut ve teşekkürle bakıyordu artık. Aralarında bir dostluk oluşuyor, kaybettiklerine inat, yeni şeyler bulmuş gibi geliyordu ikisine.
Ayağa kalktı, köpeğin tepkisini merak ediyordu. Köpek doğrulup kalktı, üzerindeki ıslaklığı silkelenerek attı. Yeni sahibine ‘’beni burada bırakma’’ der gibi baktı. Kendine baktı, her tarafı ıslaktı, üşüdüğünü hissetti, bavulunu attığı yerden aldı, geldiği yere, köyüne, dönmeye karar verdi. Patikada adımlamaya başladı. Köpek, üç dört adım geride, topallayarak takip ediyordu kendisini.
Yağmur durmuş, her tarafı alabildiğince ıslatmıştı. Aşağıda derenin çağıltısı, sel geldiğini gösteriyordu. Gökyüzüne baktı, bulutların, dağlara doğru yoğunlaştığını fark etti. Havanın açacağını işaret ediyordu bulutlar. Döndü, baktı köpeğe, topallamasına rağmen, peşini bırakmamıştı. Adımlarını yavaşlattı.
Köyün minaresi gözükmeye başladı. Patika daha aşağıda, köy yoluna bitişiyordu. ‘’Belki bir traktör geçer’’ diye geçirdi aklından, üşümesi artınca. Kenarda bavulunu açtı, üzerin dekileri çıkarıp, kuru olanlarla değiştirdi. O, üzerindekileri değiştirirken, köpek, silkelenip, kurumaya çalıştı bir kenarda.
Tekrar yola koyuldular. Bulutlar yavaş yavaş dağılırken, aşağıda derenin sesine, kuşların cıvıltısı eşlik ediyordu.
Köy yoluna girince, köpek sağ yanına geldi, kendisine ayak uyduruyordu artık. Kendilerine güvenleri artıyor, adımlarını daha güçlü atıyorlardı. İki farklı dünya, kaçıp, uzaklara gitmekten, kalıp, mücadele etme kararının sonucunu yaşıyordu.

Cemil Köksal
GÜN AŞIRI
Elindeki fidanı dikmelisin.Çölde susamış bir köpe...
CUMA AKŞAMI
Metruk anıları artık uyandırmaktan vazgeçip bir şe
yazarlar
KİTAPLAR