Ay Vakti

Ramdâ'nın Öyküsü

 Ramdâ; yaz sonunda, güz mevsiminin
 evvelinde yağıp, yeryüzünü tozdan 
 temizleyen yağmur manasına gelen 
 Arapça kökenli bir kelimedir.  
 (Şamil İslam Ansiklopedisi “Ramazan” bahsi 
  Shf.221 Cilt :5)


Yaz sonunda, güz mevsiminin öncesinde yağan bu yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi Ramazan ayı da müminleri günah kirlerinden temizler. Kirlenmenin kaçınılması çok zor bir hale geldiği zaman diliminde; temizlenmenin, inananların en çok ihtiyaç duyacakları duygu olması gayet normaldir. Ramazan ayı tam da bu anlamını karşılar şekilde, birebir örtüşerek yazın sonuna denk gelince, bu anlamla neyin kastedildiğini canlı örnekleriyle anlatma fırsatını buluyoruz. Ramdâ’nın öyküsünü yazma gücünü veren ve bizi bugünlere kavuşturan rabbimize hamd ediyoruz.

Ramdâ, yeniden sana kavuşmak ne güzel. Çocukluğumuzda atılan inanç temellerimizin en sarsılmaz olanları sen gelince atılanlardı. Çünkü, sen her geldiğinde şeytanları bağlayıp geldin. Minicik yüreklerimize erişemeyen şeytanın, sokağımızdan geçme şansını da yok ediyordun. Büyüklerimizi de bizim gibi melekleştiriyordun. Gelişinin aşkıyla herkesleri bir heyecan sarardı. Sokaklardan, caddelerden oluk oluk rahmet akıyor, sokağa çıkan her oruçlunun yüzü nurdan parıldıyordu. Her sahur ayrı bir arefe, her iftar ayrı bir bayram, her ibadet apayrı bir ikramdı. Hayatımın en unutulmaz Ramazanları yaz ayına denk gelenleri idi. Aynen “ramdâ” da bahsolunduğu gibi. Yeryüzünü tozdan temizleyen yağmura şahitlik ediyorduk. Belki ıslanmıyorduk ama, ıslaklığı yaşıyorduk, hissediyorduk herkes gibi. O uzun yaz günlerinde, oruçlar tutulduğunda henüz çocuktum.

Çocuktuk, sıcak yaz günlerinde tutulan oruçlarda. Çocuk olduğumuzu, uykusuz kalacağımızı, bunun gelişimimizi olumsuz etkileyeceğini dert etmiyordu büyüklerimiz ve her gece sahura kaldırıyorlardı; oruç tutsak da, tutmazsak ta. Sahura da davet ediyordu aileler birbirlerini. Kimse kimseye müsait misiniz demiyordu. Bahçe kapısından dışarıya başını uzatır ve seslenirlerdi. Bazı zamanlar sofralar birleştirilirdi, bir bahçede.  Gece yarısında oynamanın, birbirine gülümseyerek bakmanın, şakalaşmaların verdiği tadı hiçbir şeyde bulamazdık. Yıldızlar bahçelerde olanlara şahitlik ederken, ay şimdiki gibi aydınlatmakla görevliydi. Tabii o zaman görevini yapmasına engel olan yüksek binalar, gökdelenler yoktu. Ay bir fanus gibi dururdu, bereketli sofraların tepesinde. 

Oruç tutardık. Bazen öğleye kadar, bazen biraz daha dayanarak, sadece azıcık suyu çaktırmadan içerek akşama kadar tutardık. Gündüz ağır işlerde çalışmaya giderdi babalar. Anneler ise, şu an makinesi icat edilen her bir işi oruçlu halleriyle yapar, en güzel iftarları da saatinden önce yetiştirmeyi başarırlardı. Misafirsiz iftar edilmesi mümkün değildi. Bir oruçluya iftar ettirilmiyorsa o günkü oruç zayi olacakmışçasına sıcacık davetler yapılırdı. İftar ve azıcık muhabbetten sonra teravih namazına gidilirdi.

Çocuktuk, teravih namazlarına giderken büyük bir heyecan yaşardık. Camiinin en arka safları bize ayrılırdı. Bazen çocuk aklıyla güler ve istemeden de olsa gürültü yapardık. Amcalardan biri bize kızar, bazen kulağımızı çeker ve kovardı. O amcalara da camiye de küsmez bir sonraki gün yine giderdik. Namazdan önce ikaz edilirdik ama nafile yine kovulur yine giderdik. Namaz sonrası evlere misafirle dönülse de, misafirliğe gidilse de,  gözler birbirine bakar ve sohbet edilirdi. Misafirlikler kısa tutulur, erkenden yatılırdı.

Gecenin bir yarısında seherin bağışlanma ve af koktuğu bir vakitte davulcunun tokmağı bağlanmış şeytanın yüzünde patlar ve yeni bir sahura uyanılırdı. Yangından kurtulurcasına herkesi bir heyecan ve telaşın sardığını, kurtulma coşkusunun gecenin karanlığını ışık ışık dağıttığını, gülümsemelerin sevgiliye yakınlaşma duygusundan kaynaklandığı bir gerçeklik olarak kalplerdeki gerçek yerini alırdı.

Bu seneki Ramazan’ı “Ramdâ” dan gelen anlamıyla karşılayalım ki, yazdan sonra güzün kalkan tozu temizleyen ve toprağa hayat veren yağmuru yaşayabilelim. Ramazan’ı Oruç’la sınırlamayalım. Ramazan bir mevsimdir unutmayalım. Nasıl ki, her mevsimin kendine göre yiyeceği, içeceği, sebzesi, meyvesi, kıyafeti vardır; Ramazan ayının da sadece oruçla eda edilemeyeceğini, mahyalarda hoş geldin ya da güle güle demenin görevlerimizi bitirmeyeceğini unutmayalım. Kılıç kuşanır gibi Ramazan’ı kuşanalım. Şeytanın zincire vurulduğu bir vakitte kılıcını (orucunu, duasını, ibadetini) kuşanan bir mü’minin şeytana karşı kaybetme olasılığı var mıdır?       

Ramdâ;  günaha koşar adım giderken; sahuruyla, orucuyla, iftarıyla, namazıyla, fitre ve sadakasıyla, duasıyla, zikriyle önüne çeşitli turnikeler koymanın adıdır aslında.

Ramdâ; dünyalıkların çepeçevre kuşattığı; merhametten yoksun yüreklerin, kapitalizmin yakıcı sıcağında kurumuş gözyaşlarının, haramın bataklığında topyekün kirlenen bedenlerin, iyiyi, güzeli ve doğruyu söylemekten aciz dillerin, zikirle tanışmamış dudakların sahiplerinin Müslüman topraklar üzerinde tahakküm kurarak, cehenneme çevirdiği sokakların, bir anda rahmet efsunuyla dolarak, dalga dalga, ışık ışık, renk renk, perde perde,  her yana dağılarak esen ve cennet kokusu bahşeden tatlı rüzgârın adıdır bazen.

Ramdâ; zincire vurulmuş şeytan, en kolay galip gelebileceğimiz şeytandır gerçeğinin hayata geçirilme fırsatıdır.

Ramdâ; gönülleri Kur’an ile yüceltme, haneleri Kur’an ile bereketlendirme, dilleri Kur’an ile tatlandırma, hafızaları Kur’an ile tazeleme, fertleri baştan sona arındırma fırsatıdır. Allah’ın vaadinden şüphe olunur mu?

Ramdâ; onurlu bir yaşama yüzünü dönme, kullukların envayi çeşitlerinden kurtulup sadece bir olan Allah’a kul olma, inançlı bireylerden müteşekkil yüksek bilinç kalitesine erişmiş bir topluma adım adım yürüme kararının başlama noktasıdır.

Ramdâ; bir ay boyunca yapılan senelik temizliğin, ruh enginliğinin, bağışlanma ümidinin, af ve mağfiret serinliğinin bir güzel bayramla taçlandırılması, tarifsiz bir coşkunun sağanak halinde yeryüzüne yağmasıdır. Ramazan Bayramı “Ramdâ” yı hakkıyla eda edenlerin fani dünyadaki mükâfatıdır. Herhangi bir güzel davranışından ya da çalışmasından dolayı ödüllendirdiğiniz çocuğunuzdan bekleyeceğiniz davranış ne olur? Elbette ki, zarif bir teşekkür ve sonrasında bu güzel davranışı sürdürmesidir diyeceksiniz. O halde, “Ramdâ” ile güzelleşen huylarımızı, kazandığımız güzel alışkanlıkları, davranış biçimlerini, yükselterek sürdürebilmek ümidiyle.

 

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar