flash oyunlar

Ay Vakti Kitap

SAKLI MEKTUPLAR-LIV

Mektup |  Sayi: 113 | Şiraze



bu bir tutku biliyorum;

tehlikeli, cezbedici ve önlenemez

 

sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin; dışarıda çılgın bir yağmur yıkarken tüm kirleri Şirâze, kendini bulursun yine tam karşında ve ben hangi dar zamandayım sen bilemezsin.

ifadelerin kıymetini yitireceğinden korkmandır susmana sebep; sesine kapılıp yağmurun uzarsın Skanderna yamaçlarına, ben kelebekleri sen diye izlerim ve sen hangi dar zamanda hangi acının içinden çıkamadığımı bilemezsin.            

söylenmemişlerin tümü mütemâdiyen kanayan bir yaradır, zamansız seni kıvrandıran; bilsen nerede belki sarmayı denersin; yağmur yamaçları okşar, toprak şenlenir, her can derin bir iç çeker huzurla ve sen Şirâze, bendeki yangının keskin bir hınçla hangi paragrafta neleri yalayıp yuttuğunu bilemezsin. 

zaman akar, duruyormuşsun sanırsın aynı yerde; yanılgındır bu ve an gelir kendinden sıkılmaya başlarsın, tartışma alevlendikçe ateşlenir; sıkışırsın kendi içine; zaman akar, akar ve katar götürür Şirâze, ne yön verebilirsin bu akışa, ne bu akıştan sıyrılabilirsin ve benim de sele kapıldığım noktada nasıl boğulduğumu hiç bilemezsin.

hiçkimsesiz olmak nerede durduğunu bilememek belki de, belki de mesafesini duruşların ölçememek... hangi kelimenin hangi cümleye fit olduğunu bulmaya çalışırken konuşmayı unutmaya başlamak, hayatın içinden gölge misali kayıp gitmek, halledememek henüz açısal sorunları; küçük kalmak mı, sıkışmak mı dar sokaklara Şirâze... ya da ağırlaşmak mı her gün az biraz daha, az biraz daha. büyür sesler perili köşkün ıslak bahçelerinde.  tartışırsın, takılırsın, bir mâkul sebep ile tüm olanlardan kendince sıyrılırsın ve sen haince ayıldığında zaman sarhoşluğundan kim olduğumu bilemezsin.

 

sorularım var da benim

nerede senin cevapların?

beni baharla yıka anne

gözlerime kaçsa da sabun, söz sana ağlamayacağım

iki küçük sözle öpeceğim yanaklarından

ve kızaran yüzümü büyük bir aynada uzun uzun seyredeceğim

beni baharla sen yıka anne

saçlarım ıslak ıslak dolaşacağım kış güneşinin altında, yine

ve bir gülücükle yırtık pabuçlarımın pembesini mora boyayacağım

soğuk gecenin sıcak sobasına dolayınca narin kollarımı

defne olacağım, olup dallanacağım, kuşlarımla ben sana şakıyacağım

sen beni baharla yıka anne

tut gençliğinden oturt el emeği sedirine,

bir ucu yanmış mektuplarını okuyacağım sana aksayarak

80’li yılların soğuk kıpırdanışını büyütürken içimde

ne olacağımı bilmeden ve kime vurulacağımdan habersiz

sana arkası yarın’dan bölümler oynayacağım

yeter ki sen beni baharla yıka anne

avludaki erik, bodrumda gizlenen kedi ve duvara tırmanan bir sarmaşık var hatırımda

sen bekle, gelecek düşlerini bildiğin bütün figürlerle çizeceğim

ve ne vakit üzülsen ben sileceğim yüzüne düşen endişeyi

sen izleyeceksin dalgaların taşlarla oynaşmasını

mavi deniz buluşacak mavi gökle bir çizgide, kokusu yosun

ben senin eteğinde bir iz, yüreğinde uykuya dalacağım üzülme diye

yeter ki beni baharla sen yıka anne

arala pencereyi ara sıra, rüzgâr gezinsin odalarında adımı söyleyerek

sen anneni sar yerime iki esinti arasında, ben de sayısınca sana sarılacağım

büyüdüğümü işaretleyen her şubat seremonisinde, kış demeden

bana ait ne varsa hepsi senden miras diye, seni sana anlatmaya geleceğim

kızma bana yüzüm düşünce yere

kızma bana hüznüm gülüşümü gölgeleyince

kızma bana yıldızlarım sönünce soğuk ve puslu gecelerde

sen beni her hâlimle sev, ben her hâlimle sevildiğimden emin yürüyeceğim

sen beni baharla yıka anne

 

sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin

ifadelerin kıymetini yitireceğinden korkmandır susmana sebep

sıkışırsın 

ve sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin Şirâze

Arama ARAMA

Reklam
temizlik şirketleri
temizlik
saç ekimi

Gelecek Sayı

     

Ay Vakti©2006