Bazı insanlar yaşamları boyunca hüzünlüdür. Yalnızlıklarını, yoksulluklarını, acılarını ve sevdalarını saklarlar hüzünlerinde. Geceleri yalnızlık köşelerine çekilmiş hıçkırıkları konuşurken, sessiz bir hüzün kaplar bedelerini. Acımasız bir keder. Kimileri güneşin ilk ışıklarıyla döner gerçek dünyaya. kimileriyse unutmuştur yaşadığı şehri. Hüzün, kanınızı emen bir parazittir aslında. Canından ne kadar çok verirsen ona, o kadar güçlenir uzuvlarında. Hüzün, yüzsüz bir nida. Bütün kelimelerin , tüm çığlıkların ve haykırışların tek bir damlada buluşmasıydı tüm söylediklerim. Alışılagelmiş kalıpların aksine yeni sözler öğretir yalnızlık. Sahi, herkesin içinde sakladığı , düzenli olarak yarasını sardığı bir acısı vardır değil mi ? İnsanları güldürmeyi görev bile bir soytarının attığı her kahkahada yüreğine bir damla düştüğünü düşünürüm çoğu kez. Sakladığı acılarını ve sessizce beklediğini hissederim. Acı... Bütün aşklar beraberinde acıyda getirebilir mi ki ? Varlığına alışkın gönül yokluğunla barışabilir mi ? Gözleri bir cevher olan sevgili ! Sen, boşluğunla sarmalanmış bir kez daha karşıma çıkıp beni bitirecek olan sen. Evet evet sen eşsiz kahkahanı ve çınlayan sesini unutmamı bekleyen sen. Ben bir umuttum yalnızlığa bir güneş sense bir misillemeyydin ona giden ince bir yol. Yine de kendimi şanslı sayarım sevdanda. Senden geriye kalacak tek şey yokuluğunsa, hain bir duygudur içerimi ısıtan. Üzülme gönül ! Her insanın kalbini çalan ve uçsuz bucaksız yerlere sürükleyen bir sevgili vardır bu dünyada. Olur böyle şeyler ara sıra. Olur ara sıra...
Feyza Yılmazer
06. 02. 2012
burak: şiir
HEY GİDİ Hey gidinin kara gözlüsü Sırma saçlısı selvi boylusu İçime doğru yaslanmışsın Ruhun bütün diken Sanki ta baştan bana yazılmışsın Satırlara düşmüşsün Gönlüme düşmüşsün Hey gidi yürüyüşü ölüm Bakışı ölüm duruşu ölüm Benden kafiyeleri sökmüşsün Yeniden şiirlere doğru Bir gidiş tutturmuşsun Geceleri yamandır içimin Gelişin bana olsun diye Yamandır mısralarım Yamandır yaman Heyy gidinin dağ çiçeği Bana düşen ölümse Sökül kökünden ve gel Yas tutan dağını terk ederek En aşki kırmızınla gel Manzaralarını topla dağın Zaman ölümüme yakın Hayalime tutunda gel Yeminini düşünde gel Sızlayan ruhum için gel Dağ çiçeğim kar çiçeğim Ölüm çiçeğim aşk çiçeğim Haşarı bahçevanlara meyletmeden Bu hikayeyi kirletmeden gel Heyy yürek yürek vuran dünyaya Zamana isyankar sevdam Durduğum yer cinayet karası Gel al a boya düşlerimi Gel de bitsin kurşuni geceler Heyy gidinin dağ çiçeği Şehir hülyalarını al içimden Beni kendine boya Beni kırlara beni ormanlara boya Bana rengini tattır sevdanın Ölümüm ol gel Dağ çiçeğim kır çiçeğim Heyy gidi heyy
26. 01. 2012
Ozan C.: Şeref Akbaba Hocamın şiiri üzerine...
...Selamün aleyküm sevgili hocam, beni hatırlamış olsanız gerek. Sizden 1 sene Kuran dersi almıştım imam hatipte iken.. Ayvakti dergisi geldi aklıma, hocamın dergisi ne yapıyor, ne var ne yok o dergide diye düşünürken bir de hocamın şiirlerini okuyayım dedim.. okuduğum ilk şiiirinizi çok beğendim hocam.. bunun devamı geldi ve şiirlerinizi sürekli okur oldum.. Gerçekten Türkiye de şiir yazanlar o kadar çok kafiye yapma sevdasında ki.. Siz serbest şiir tarzınızla buna çoktan cevap vermişsiniz.. En sevdiğim tür olan serbest nazım şekilli şiir anlayışını malesef ülkemizde çok yazabilen yok.. Ama hocam siz bunu başarmışsınız... Kelimelerin sonuna kafiye getirmeden onları tabir-i caizse dans ettirmesini bilmişsiniz.. Şiirlerinizin devamı gelmesi ümidiyle.. Talebeniz Ozan..
22. 01. 2012
selinay: selinay
Dalmışım yine uzaklara
Kim bilir yine nerelerdeyim, napıyorum
O kadar uzun, okadar dalgın dalgınım ki
Ne çevremdekileri, ne de bendekileri görebiliyorum
Yürüyorum ama farkında olmadan,
Hiç düşünmeden, nereye varıcağımı bilmeden
Sanki hayat perdelerini kapatmış,
Ben açılıcak tekrar oynayacagım diye medet umuyorum
Gerçi şimdi açılsa bile bir gün sonsuza denk kapanacak
İşte o gün gözlerim tamamıyla kapanmış olup yürüyecegim…
11. 01. 2012
Ay Vakti: Ay Vakti'nin Öyküsü. (alıntı)
Ay Vakti Ekim 2000 de yayına başladı. İlk sayıyı çıkarmadan önce yaşadıklarımız. Dergi'nin adını koymuştuk ama ilan etmemiştik. İlk sayının hamuru yoğruluncaya kadar da saklı tuttuk. Hakan Özbek, Abdullah Yıldırım ve M. Aşır Karabacak... Kadıköy İmam-Hatip'i yeni bitirmiş üç genç bir yanımızda. .Recep Garip'le oluşumun diğer hazırlıkları... Altı sahife, katlanır biçimde bir çalışma ortaya koyacağız ve ilk sayı sonrası niyetimiz devam etmek ama nasıl devam edeceğimize dair çok şey de biliyor değiliz. Bir yenilik olsun diye yazarların bilinen bir kitabı üzerine söyleşi yapacaktık. İlk söyleşiyi rahmetli Alâeddin Özdenören'le yaptık. Güneş Donanması. Kitaba ismini Nuri Pakdil'in verdiğini, daha birçok anekdot'u o söyleşide öğrenmiştik. Şu soruyu yanıtlamadan geçmeyeyim. Dergiyi çıkarırken, başta uzun yıllar farklı alanlarda çalışmalar yaparak yetenek alanımızdan uzak kaldığımız için kendimiz ve Ay Vakti çatısı altında yer alacakların yetişmesi, kayda değer ürünlerini yayınlamaları ve olmaları ve olgunlaşmaları. Bir yandan yeteneklere imkân tanırken, bir yandan da onların da beslenecekleri çalışmaları yayınlamak... Yazarlardan istifade etmek... Söyleşiler de bunun içindi.
Sizi yalnız bırakmadılar
İlk sayıdan itibaren Alâeddin Özdenören, Mustafa Özçelik, A.Vahap Akbaş, Nurettin Durman, Özcan Ünlü, Alâeddin Soykan, Recep Garip ***i yalnız bırakmadılar. Jan Devrim öyküleriyle, İhsan Aktaş fikirleri, Âdem Özbay editörlüğü ve tasarımıyla da katkı sağladı. Nihayet ilk sayıyı hazırladık. Abdullah matbaada. Akşam dergiyi almamız gerekiyor. Hanımın aile efradı o akşam misafir. Sadece hoş geldin diyebildim, her zaman mazeret üretiyormuşum gibi bir görünümdü. Müsaade isteyip Fatih Solak'la dergiyi aldık ve Abdullah'la döndük... Elimizde Ay Vakti. Bakıyoruz, kokluyoruz...
08. 01. 2012
ertugrul azizoğlu: ay ışığı vardı ceplerimizde
Yaşadığımız hayatlar gibi az hallice olurdu ***im buraların aşkları. Ne olmazsa olmazdı yüreğimizde, ne de hepten boşverilmişti. Umutsuz değildi, ancak umutlanmamak eğilimi kök salmıştı ürkek bakışlarımızda. Mehtabı seyrederken ağlamak gibi romantik düşler barınırdı yaşam tohumunun ekildiği her yürekte, ama düştü işte. Oysa ki *** ıslak sakallarla gezerdik geceleri, ay kaybolmuşsa eğer, yalvarırdık bulutlara devridaimlerinde duraklama yaşanmasın diye. Ancak minnette duyardık o bulutlara ***. Verdikleri anlık gölgelerde, usulca gözyaşlarımızı avuçlarımıza gizlerdik. Varlığımızın çizgileri hayat bulurdu o zaman bu bu nehirlerin gezindiği yataklarında. Anlamsız şiirler yazar, gülümserdik, çünkü *** anlamsız olduğunu düşünmezdik ki hiç onların. Anlamadık demezlerdi ki zaten bilirdik, anlamak istemeyenler. Sonra gece sona ermeye başlardı yavaş yavaş. Aya son bir elveda çekmek için son kez kaldırırdık başlarımızı yukarı. Bir damla yaş yollardı ay ***e, ışık huzmesi şeklinde. Ve ***de ceplerimizde ay ışığı geceye karışırdık sessizce.
02. 01. 2012
İSMET ALP ÖNSÖZ: ALIN YAZISI
ALIN YAZISI Islak ve soğuk demir raylarını Tek tek döşesem alnıma Trenler götürür mü Ateşimi uzaklara? Beynimdeki yükleri alır mı Vagonlar, Sığar mı derin sancılarım? Bilinmez… Bir sigara daha yaktım şimdi, İçimdeki kışın ortasından Geçtim, Usulsuz seferlerin garına . Buğulu gözlüğümün arkasından, İzledim kendimi: Kömürlü trenler vardı ya hani Dumanı ağır, Yükü ağır; İşte öyle taşıyacağım Kendi yükümü… Çünkü: Sancı da benim, Ateş de. Duman da benim, Yük de. Hep ben, bana yüklendim de Alnımda gezinirim...
02. 01. 2012
AYHAN KAYA: ay vakti
İYİKİ VARSINIZ.TAMDA AYVAKTİ.GECE AY GÜNDÜZ SİZ.HAYAT TAM BİR DOLUNAY.BİR İKİ ŞİİR GÖNDERSEM KABUL BUYURUR MUSUNUZ.KARS SARIKAMIŞTAN SELAMLAR
02. 01. 2012
HASAN GÜLSEREN: MUCİZE
Hayat böyle, gel zaman git zaman
Görüyorum ki artık
Ne giden var nede kalan
İçimde yeşeren ümit neden
Ben ne bekliyorum ki tanrıdan
Her yakarış, her dua , her aman
Hepsi sanayken
Tevekkeli bir mucizemi ardından
Neyin karşılığı olarak
Seni sevmenin bedeli ile bu ancak
Bilirim ki artık mucizeler olmayacak
Napalım kısmet böyleymiş
Gel zaman git zaman
Bu hayat sens...
31. 12. 2011
brimzerki: yorum
fahri hocam yine akıtmış kaleminden mürekkebini dağdan akan doğal kaynak suyu gibi .... öyküleri harika tebrikler ...
27. 12. 2011
Hamit PAYAM: KORKUSUZ BİR AĞAÇ GİBİ...
Hani bazen ıslanmak istresin ya. Sağanak sağanak yağan yağmur altında. Öyle bir ruh hali içindeyim işte. Yüzümde damla damla akan yağmur suyu bendeki tüm gerçekleri alıp götürsün istiyorum. Her şeyi unutmak istiyorum mesela. İdeolojiler, düşünceler, hayâller, bilinenler, akıldan geçenler... Unutulsun istiyorum. Taaaki üstüm başım kuruyana kadar.
Yağan yağmur altında, üşüyen ağaçlar arasından geçip kendimi yeniden keşfetmek istiyorum. Annesinden azar işitmiş, korkak bakışlarla tekrar ona bakan çocuklar gibi çakan şimşekleri seyrediyor ağaçlar. Evet, yağmur onları hoşnut etsede akabindeki şimşekler tedirgin ediyor onları. Derken miâdını dolduran bir yaprak hıçkıra hıçkıra düşüyor dalından. Oysaki sevinç içinde ağaç, yer açıyor yeni yapraklarına. ''Öyle ya daha güzel ve daha ilgi çekici görünecek ağaç.'' diye düşünürken tüm yaptıklarının ***im için olduğunu fısıldıyor kulağıma. Az önce yere düşen hüzünlü yaprak.
Uzanıp aldım ağlayan yaprağı elime. Yağmurun etkisiyle çamur altında kalmış üşüyen bedeni. Evet, ağlıyordu belki ama şikâyetçi değildi içinde bulunduğu durumdan. Ve sağına soluna bakıp suçlamıyordu da kimseyi . Ne güzel, düştüğü durumdan kimseyi sorumlu tutmayan bir canlı görmüştüm ilk defa.
Vedalaştım ben de üşüyen yaprakla. Dönüp ağaca baktım tekrardan. Çoktan unutmuştu. O da vedalaşıyordu yeni bir yaprağıyla. Çakan şimşek korkusuyla salıverdi onu da coşkuyla.
Tüm bu güzellikleri yaşarken gözümü aldı bir ışık. Bir sıkıntı kapladı içimi. Dönüp baktım kendime. Kurumuştu üstüm başım. Güneşin etkisiyle çoktan...
25. 12. 2011
Hamit PAYAM: Leyl-i bi-sedâ
Vuslatın yerini yavaş yavaş ayrılığa bıraktığı koyu bir gecenin sessizliği içinde yarını düşünüyordu.
Gece gece bir müzikalite oluşturan adını bilmediği yaratıklar... Sanki onun uyumasını bekler gibi... Ninni tonunda çıkardıkları sesler gecenin sessizliğini bozmaya yetmiyordu. Ayrılıktan bahseder gibi yıldızlar da boyunlarını bükmüşlerdı.
Her şey hazırdı. Yarım kalmış "Elveda" lar dışında. Ay bile küsmüştü yeryüzüne. Böyle bir ayrılığa izin verdiği için. Ara sıra rüzgârın etkisiyle dalgalanan ağaçlar ses çıkarmaktan utanmış gibiydiler. Böyle bir ayrılığa şahit oldukları için. Bu kimsesiz gecede...
Aynı şeyleri söylemekten bıkmıyordu insan ve kainat aynı şeyler içten geldiği için. Ve hiçbir şey engel olamıyordu (Olmuyordu) bu ayrılığa hiçbir şey...
25. 12. 2011
ilknur: ay vaktinin kuruluş öyküsü
Sizden ay vaktinin kuruluş öyküsünü ve ebubekir koçağın kim olduğu ile ilgili bir bilgi vermenizi rica ediyorum teşekkürler
19. 12. 2011
ilknur sermetcioğlu: teşekkürler
Dergiler ulaştı çok teşekkür ederim alır almaz heyecanla okumaya başladım.Eşkal şiirinizi çok beğendim.***im eşkallerimiz hiç bir kalıba sığmaz, ne dayatılırsa dayatılsın tıpkı ergenekon gibi çıkarız demirleri eritip, siz siyahsınız diyenlere inat maiyiz *** acılar olsada hayallerimiz umutlarımız var, boya tutmaz ***im zeminimiz içimizin renginden başka...sevgi ve saygılarımla ALLAHA EMANET...
05. 12. 2011
mustafa özyılmaz: hakikat-i aşk
hakiki aşkın ilahi aşk olduğunu anlatan bir şiir
18. 11. 2011
Zeynep ERDL: GÖZLERİNE BAKMAK
Gözlerine bakmak;Hep onunla varolmak.Gözlerine dalmak;Hep orada kalmak.Gözlerine akmak usulca,Ve açtırmak sendeki çiçekleri,Koklamak sevgi filizlerini...Gözlerinde doğmak;Nefes almak yüreğinde.Gözlerine dalmak;Yaşadığını anlamak.Gözlerini sarıp sarmalamak;Ağaç köküyle toprağı sardığı gibi,Annenin yavrusunu sıkıca bağrına bastığı gibi...Gözlerinde yaşamak;Ölümsüz aşkla, yanıp tutuşmak gibi...
14. 11. 2011
Ay Vakti: Sevgili Okurlarımız
Dergimize ve sitemize göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz. Okur Köşemizde beğendiğiniz eserler ve yazarlar hakkında yorumlar yapabilir, tartışma konuları açabilirsiniz.
Yazdığınız eserleri ayvaktisanat@gmail.*** adresine gönderdiğiniz takdirde incelenek ve uygun görülürse dergimizde yayınlanacaktır.
Ay Vakti ile yürüyüş serüveninizde tüm güzellikler sizlerle olsun
Muhabbetle..
19. 10. 2011
gülşen: edebıyat tutkusu
meraba; ben 16 yasınd lıse3.sınıf ogrencısıyım edebıyata buyuk hayranlıgım 3 yıl oncesıydı gerek gokturk zamanı gerek tanzımat donemının edebıyatcıları ve yazarlarını buyuk hayranlıkla okuyorum ve hobı olarak sıırler yazıyorum hocalarımın tavsıyesı ıle sıze yazmaya karar verdım yazdıgım sıırlerı sızın aracılıgınızla dergınızde yayınlanmsını buyuk bır tutkuyla ıstıyorum kendımı gelıstırmek ve hedefım yolunda ılk adımımı atmam ıcın lutfen mesajıma cevap vermenızı arz ederım .
11. 10. 2011
yagmur aktas: Yaşam öyle bir illet ki
Kimsenin gelecek kaygısı yok yok.. bakıyorum ki “bugün günüm güzel geçti, karnımı doyurdum; yarına Allah kerim” deyip geçiyoruz.. Ne yapıyoruz ***, ne yapıyoruz?.. Eğer yarını düşünmeyecekseniz, niye yaşıyorsunuz, ne için? Kimin için yaşıyorsunuz? Kimin için yaşıyoruz? Dünyaya gelmekte ki amacımız ne! Mutlu, mesut yaşamak mı, (!) her gün gülüp oynamak mı gerçekten, sizce yaşam bu mu? Yaşam hep gülmek mi, yaşam ne söylermisinz? Hep bir düz yolda yürümek midir yaşam? Keşke yaşam hep böyle olsa, hep gülsek, hep yürüsek düşmeden, ama öyle değil. Hayat yapacağını yapıyor, yine ***i yalnız bırakmıyor, yanımıza sadık dostlarımız saydığı üzüntüyü gönderiyor. *** nereye gidersek onu da ***imle gönderiyor. Milyonda bir de ekmek kırıntıları kadar da mutluluk gönderiyor…
Bitmedi hayat işte, düz yolda “yürümekten sıkılmayalım” diye çukur açıyor. Düşüyoruz o çukurlara düşüyoruz … Ağlaya ağlaya kim bilir belki de güle güle… Unutursun bunu, bir gün unutursun… Ne kadar da kalıcı bir yara bıraksa da unutacaksın, unutursun. İçin yana yana unutsun, ölüm sana/ bana… Unutmak mecburiyetindeyiz. O kötü sesleri, o kötü tabloları unutmalıyız. UNUTMALIYIM yapacak başka bir çarem yok –yaşam sana her şeyi yaptırıyor, her şeyi…Seni ezen, seni ağlatan ve bir o kadar da mutlu eden, insana muhtaç kalıyoruz. Yaşam öyle bir illet ki; öldürüyor /öldürtüyor yaşam… Öyle bir illet ki –mutlu ediyor yaşam… Öyle bir illet ki – sana yapmadığı ve mecbur bırakmadığı şey kalmıyor!..
10. 09. 2011
İsa BAŞTÜRK: Anlatılamayan
Gözlerimi kapatıp betimleme dünyama daldım
Beynim okudukça hayali oluşturmaktayım
Ağacın kıştan çıkıp yeşermesi, karın eriyip dereye hayat vermesi..
Başak nasl işlenmeden un olablrdi ki..
Benim kalbim nasıl aşık olmadan bağlanabilirdi ki..
Ağız ve burnunu kapatarak nefes alablmenin hükmù..
Gökyüzüne baktğnda bir daha hiç maviyi görememe korkusu..
Evet Sensizlik bunların hepsi..
Evet,Sensizlik konuşmayı unutmam
Ve evet sensizlik denizlere kendimi bırakmam . . .
İsa BAŞTÜRK
06. 09. 2011
Burak Yılmaz: Hakikatten paya düşen
HAKİKATTEN PAYA DÜŞEN
Hakikatim elini sakladığın yerde, çağın ta göbeğinde
Sımsıcak tutmak ellerini, imandan ellerini
Kaybolan yığınlar var benle başlayan her hikayede
Ve sokulup öpenler var, zulmün eteklerini
Ruh u canım mihrak noktam hakikatim
Savaşmaksa savaşmak, ölmekse cesedim
Bulmaksa bulmak, görmekse görmek
Broşür broşür yükselen renklerini
Ve ellerini ellerini çağı yırtan ellerini
Hakikatim yitik destanlara mahpus yiğidim
Tecelli noktanı yapıştır yüreğime
Bir an inkişafının zevkiyle öleyim öleyim
Hiradan doğan güneşi perdesiz göreyim
Hakikatim savaşım, sebebim, neticem her şeyim
Yemin olsun çağın nağmesiyle ölmeyeceğim
Bataklardan yükselen dirilişler
Dirilişler giyineceğim.
Hakikatim ölümün verasına dökülüşüm
Senin kadar gerçek senin kadar yakıcı
Bir an buldum ki, binbir şekilde ölmüşüm.
Kefenimden dirilecek şehirlere gömülmüşüm
Aramaksa aramak seni ümit kesmeden
Ve simurglar uçurmak nefesimden
Ne varsa senden senin kuvvetinden
Ben çağa biraz heybetli biraz masum dönmüşüm
Balkonları sökmüş gökdelenleri gömmüş
Bir yandan sokağa dalıp kedileri öpmüşüm
Bir basit çağ rüyasında mekkeyi görmüşüm
Elinden hız almak dileyip vermeyince
Boynumu bükmüşüm
Yağmur gibi aşki rüzgar gibi haşin
Dökülmüşümde dökülmüşüm,
Çağın sokaklarına
Bilmeden bulmadan kıvranıp dolanmışım
Meğer dolu kabı hep kendim sanmışım.
Gün olmuş musab ın gibi savaşmış
Gün olmuş Araflara varmışım
Çağdan korkum firakların acısıyla
Sana varmadan, bedri
21. 08. 2011
gökçe: aglama icimdekı cocuk
Ağlama içimdeki cocuk
Simdi gülme zamanıdır
Hazırlan Heranzafere
Yenilgileri Yenme zamanıdır
Ürkek adımlar atma artık
Kır zincirlerini
Kactıkca kovalamıyor mu seni
Bahaneler, keskeler
Ezelden beri
Her seferinde yakalanmamak için
Kactığın korkulardan kurtulma zamanıdır
Korkularına bir çelme tak artık
Bağır olabildiğince,
YENEMEDİN BENİ HAYAT DİYE...
Acılı yüreğinden cıkan çümleleri sil a t
'
Hazincümleler dökülmesin kaleminden
Simdi Mutlu olma zamanıdır
Sonbahar olmasın Yüreğinde
Bak yaz geldi Her yere
Kalbindeki solgun güller
Tomurcuk verdi Birden bire
Çünkü..
BU gönül hepseninle.
17. 08. 2011
Oyhan Hasan Bıldırki: Açıl Susam, Açıl!
Açıl Susam, Açıl!
Geçen günlerimizi düşündüm bugün yine Sen ve ben, bu hikâyenin neresindeyiz diye Gördüm ölümsüz bir gül bahçesindeyiz sevdiğim Sevdamızın soylu şarkılarını şakıyalım diye
Umutlarımızın kamçısı olup çıkmış gökkuşağı Hangi mevsimde olursak olalım biliyorsun Aynı dalda açıyoruz çiçek çiçek bir tanem Karanfil kokulu baharlar gibi gözlerime gülüyorsun
Baştan uca nakış nakış yer etmişsin sevdalı kalbimde Melek ve Şehzade’ye adanmış bir ömrün satırbaşındayız Sensin canım ebedî rüyâm, tükenmesiz duam dilimde Muhteşem bir sevda şarkısının ilk başındayız
Alçak yüksek Kafdağları yıkıldı birer birer Masal çağları geçti biliyoruz Aralık kalsın diye kaderimizin kapıları “Açıl susam, açıl!” diyoruz. 17 Haziran 2008
Oyhan Hasan BILDIRKİ
17. 08. 2011
ali yılmaz: sinema
sinema bölümünde yazan Abdullah Ömer'in sinema yazıları çok ilgimi çekiyor. tebrik ediyorum...
15. 08. 2011
Tuba Kuru: Soğuk Halin
Bulutları özlüyorum
Seni götüren bulutları
Bir ip yumağı saldım yukarı
İpin ucunu kirpiklerime bağladım
Gördüklerimle bir resim çizdim
İçinde son soğuk halin
Bembeyaz tenin
Etraf simsiyah mı ne?
İniltileri var
Gecenin ve sevdiklerinin
Duydun mu demir kapının marşını
Kalabalık çöktü geceden daha kötü
Kıpırdasana be adam
Götürmesinler seni
12. 08. 2011
NURSEL KARATAŞ: DÖNÜŞ
DÖNÜŞ
Şiirim züleyhanın perçeminden
Bir ay düşürdü gözlerine
Nur ikliminin gecesinde
Sen yıldızlarla yıkarken yüreğini
Tüm kirini akıtırken bir ömrün
Tenhasız sabahlarınıda alıp gönlünün
Sonunda geldin demek kapıma….
09. 08. 2011
Melike Keleş: GELME İSTEMEM ARTIK
Aşktan evvel öldüm Aşk nöbetlerinden döndüm geriye Nakmet nağmeleri dokunmuş teline saz-ı derûnun Kılıyorum namazgahta aşkının cenazesini İçinde nevairin acıdan kalpten kalbe atlıyorum Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden.
Ortasında baharın zühre-i naşüküfte Solacak nazından bir gün nâgehân Korkma ölümden , ölümden evvel yakacağım seni de kendimi de Seril dütâ aşka doğru Değilsin artık dürre , ölme sırası sende Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden
Aşk kulesinin çan sesleri yankılanıyor uzuvlarımda Gecenin on ikisi , ne sen artık külkedisi ne de ben masalların prensi Söndü kalbimin feneri , başka bir zamana kaldı Nevbahar-ı vuslat Sen yakmanın ehli amma elbet bilir yaradan yakanıda yandırmayı Dudaklarımın mahzeninde ekşiyen balın tadı , Ah aşkının tadıyla aynı Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden
Aşk leyla çün , delilik mecnuna mahsus Delinin olurdum inan , şu sendeki aşksızlık olmasa Günler bana hergünken bir gün oldu geldin ve gittin Karanlık yuvalarından taşarken nefret miydi gözlerimde konaklayan sen mi? Bir seyyaf kesti gözlerimi , sırran öldüm kollarında Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden.
22. 07. 2011
Merve Akyüz: Tanışma Faslı
İyi çalışmalar ben yazdığım bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Eğer beğenip paylaşmak isterseniz, diğer yazılarım veya eksiklerim konusunda sizinle irtibata geçmeyi isterim şimdidien teşekkürler. SEN BİLEMEZSİN Hiç döndün mü yüzünü denize, hiç dinledin mi o dalganın affetmeyen sesini? Yapmadın işte! Ne yüzünü dönüp özgürlüğü gördün, ne kulağını verip mecburiyeti duydun. Böyleydi işte Karadeniz... Oradan ne sen anlayabilirsin, ne de ben anlatabilirim. Gelecek, göreceksin; hissedecek yaşayacaksın ki anlayabilesin! Oradan öyle yok bilimsel, yok felsefik cümlelerle telkinlerle avutulmuyor burdaki yürekler. Ordan gördüğün çevre değil burdaki. Senin yediğin ekmeğin hamuru kırk dakikada gelirken, ben dünden ekşiyerek fırına giren hamurla besleniyorum. Tekne üstünde elinde biranla bakarken sen mavinin alabildiğine şeffaflığına; ben kayanın üstünde çekirdeğimle bile göz gezdiremiyorum o kapkara suya. Dedim ya, anlayamazsın senin o büyük zekanın dahi aciz kalacağı bir memleket burası! haburayı tam içinden görmeden anlaman zor uşağum. Nefes almalar bile kısıtlı burda, sınırsız internetlerin bile kullanımı kültürel dozajlı, kadınım. Gelmeden, görmeden bilmen zor. Ha sakın yanlış anlama, gel de demiyorum, ne senin o güzel çehren asılsın burda, ne bu fikirsizler fikir beyan etsin sana. Sen bak bana, eğer tanıyorsan beni, sadece bil isterim: Burda hayat zor, burda parmaklıklar çok, gün gelir güneş cehennemin olur ve an gitmez ki mutluluğun yarım kalır. Ama burda sen haklısın kadın, burda deniz benim dediğim gibi sınırsız özgürlük değil; senin dediğin gibi özgürlüklerin bitişi. Ve burda her yer deniz güzel gözlü kadın, burda her yer deniz..
22. 07. 2011
Nermin BÜLBÜL: Ne olur Ağlayın Benim İçin de..
Öldüm mü ben anne?
Saatler ayrılığı vuruyor
Kaybedilmek üzere bir ömrü mü?
Gösteriyor takvimler?
Kirpiğimin ucuna tutunan hayat
Akıp gidiyor bak yanaklarımdan.
Kısacık ömrüme dair ne varsa
Usulca siliniyor usumdan..
Bir düş daha gömdüm, göz çukurlarıma
Bir umut daha.
Dillerim lal, ama gözlerim..
Ne arıyorum tozlu kaldırımlarda
Unutuldum mu anne?
Karanlıklar neden geliyor üstüme,
Ne istiyor benden sahipsiz sokaklar?
Kimsesizliği taşıyamaz mıyım bir başıma,
Kaldıramaz mıyım garipliğin yükünü?
Koca şehre sığmaz mı, küçücük bedenim?
Soğuk, çok soğuk!
Sabahları örtün üstüme, serin sabahları
Alsın üzerimden, karanlığın kasvetini
Ölmeyeyim anne!
Ne olur ağlayın benim için de
Yeşertin yeniden solan ümitlerimi.
İtmeyin üzerime soğuk sokakların;
Sessiz iniltilerini..
Korkuyorum anne!..
17. 07. 2011
Melike KELEŞ: Katre Katre
Bir kerre aşk ocağında piştim , deli oldum Takıldım ucuna Lâleruh Necm-i gisudarın ,kör oldum Mahperver gecelerin badesi başkadır ya katre katre aşkında yıkandım , Kamer oldum Mahmumane daldım gözlerine ah o dilgüdaz sözlerine , Ateş oldum Gönül tarlasında medma' biterken kıvrandım , Derya oldum Geçtiğin yollara kilim oldum mecnunane aklımı aradım , Aşık oldum Matemdar aşk sofrasında sen gelmeden başlamam , Mezar oldum Kadd ü kamet dünyasında döndüm durdum , buldum seni Şimdi söyle lerzedar kadın , daha ne olmam gerek Mecali meclisinde aşkın benim diyebilmek için . . .
Merhaba Ay Vakti Ben KAİHL'den.... Sizde uygun görürseniz yazılarımın derginizde yayınlanmasını arzu ediyorum bunu gerçekten çok istiyorum sizin gibi değerli yazarlarımızın yanında bende gerçekten yer almak istiyorum . Katre Katre adlı şiirimi bir göstermelik olarak burada paylaştım inş beğenirsiniz. Şeref Akbaba öğretmenimizle en kısa zamanda iletişime geçeceğim Bunu gönülden arzuluyorum , Sevgiler .
10. 07. 2011
Yasemin YAŞAR: Zaman
ZAMAN
Zaman;bir beyaz kağıdı andırıyor.Zaman geçtikçe o kağıt da kirleniyor,yıpranıyor, eskiyor tıpkı ***im gibi.Zaman yitirimeyi bekliyor.Barındırdığı,yaşattığı tüm güzellik ve kötülükleriyle yitirilmeyi bekliyor.Zaman akmayı bekliyor,istiyor delice.***im inadımıza hem de.*** bekle dedikçe o akıyor,inatla.Zman;yaşatmak,göstermek istediği güzellikleri görmeyip yaşamayınca kızıyor,ağlıyor zaman. Çünkü hayatta;elimizde imkan olsun veya olmasın,yaşamadığımız,yaşayamadığımıztüm güzel,tüm yaşanmaya değer şeyler bir sır,bir hiç olup kalıyor.Zamanın kör,derin çukurlarında boğulup,kayboluyor.
Zaman;hasret,özlem istemiyor.Her daim ,o an verdiği güzelliklerin kıymetinin anlaşılmasını,o anki anlamının benim-senmesini istiyor.O güzelliklerin,o anki yaşananların...Zaman yaşanmışlara değil,yaşananlara bakılmasını istiyor.zaman geçmiş değil çünkü yalnızca.Zaman şimdi,zaman gelecek aynı zamanda.
Zaman sürekli akış halinde.İyiliklerimizi de götürüyor,kötülüklerimizi de.Günahlarımızı da götürüyor, Sevaplarımızıda.Nefretlerimizi de,sevgilerimizi de götürüyor.Zaman nasılsa gidiyor,nasılsa gelmiyor.Umursamazca ve bir o kadar da vurdumduymazca.
Zaman;yaşanılan güzellikleri de götürüyor,yaşanamam
24. 06. 2011
Leyla: Teşekkür
Kalemine sağlık sevgii dayıcığım Şeref AKBABA..Erzurum'dan sevgiler...
14. 06. 2011
Ömer Yusuf AYDIN: Ömer Özden
ömer özden adlı yazarın yazılarının derginizin ritmini bozduğunu düşünüyorum...durun tahmin edeyim ; ya bir öğretim görevlisi , ya dergi yönetiminden birinin yakın dostu...felsefeciymiş beyefendi..akademisyenmiş..tahminden sonra aklıma geldi yüce googleden aradım kendileri....önceki sayılarda bir yazısı vardı erzurum geceleri....ömer bey dışında derginizin takipçisiyim ve tanıtımcısıyım gönüllü...rabbim yardımcınız olsun..
31. 05. 2011
İrfan: Ayrılık
Ömre bedeldi seninle geçirdiğim günler ve saatler. Zulmetsen razıydı bedenim yüzüne hasret, hüznüne aşiyandı yüreğim.Ağlamaklı gözlerle seni hayal ederdi odamın 4 duvarı arasında seni.Çekip gidiceğini bilmeden sevmişti yüreğim seni...Unutmamak üzere ezber etmişti adını her hayalin görüşünde hüzünlenen gözlerim resmetmişti adeta gülnihalini yüreğime.Bilmiyordu böle gideceğini bilmiyordu beklemiyordu sessiz sedasız ardında kırık bir kalple beni böle harap ve bithap bir şekilde terk edeceğini.Sana en çok ihtiyacım olduğu bu günlerde yoqsun yanımda sen başka bir şehirde ben başka diyarlarda.unutmak istercesine haykırıyorum avazım cıkarcasına.Unut demiştin ya bana ben unutamıyorum öldüremiyorum içimdeki sevgiyi bari sen unut beni...benden bekleme umutsuzca tek hatıran olan gülnihalini silmemi....!
30. 05. 2011
Ziyaretçi: Şiir
Şiir yazıyorum, derginizde yayınlanması mümkün mü ?
25. 05. 2011
Ayşegül KAYAPINAR: Ansızın
Kimbilir hangi gözde,hangi yürekte…
Paramparça bir gece bu şehir gerçeğinde
Hicranlar sararken ürkek bedene
Işıklar ansızın beliriverse…
Gizlice örtülür kapı çerçeve
Bir hayal kalır bir ömürden bir gece
Dalgalanınca rüzgardan vahim bir peçe
Işıklar ansızın beliriverse…
Hani o yalan denilen gerçeğe dönüşse
Unutsa geçmişi,beni yeni ben bilse
Aydınlık üstüme yelteniverse
Işıklar ansızın beliriverse…
Hiç görülmeyen göze görünse
İçinden sevdiğim beliriverse
Parıltıdan göz gözü görmeyiverse
O sevgili beni yeni ben bilse.
Eksik bir yalan her bir hecede
Yanılır insan bu söz bilmecesinde
Dağların ardına sığınmış gerçekse
Dağlar ışıkla devriliverse…
19. 05. 2011
Nur: Övgü
Derginizle yeni tanıştım . Çok beğendim .Özellikle saklı mektuplar mükemmeldi.
18. 05. 2011
Sümeyye ÇALIŞKAN: Neşe Ve Keder
Neşe serin,hüzün sıcak
Kam buz, keder ateş
Donasıya neşelenmekte yanasıya hüzünlenmekte değil amacım.Amacım güneşin hüznünden ve karın neşesinden birer parça almak.Gel hüzün bu gece misafirim ol.Gel neşe bu gece misafirim ol.Biriniz yaksın,eritsin.Biriniz soğutsun,dondursun.Gelin orta yolu bulalım.Dünya uuykusunda, yaşam rüyasında, ömür rüzgarında gelin orta yolu bulaım.
01. 05. 2011
Sufi: Perçemindeki Saklı Buse
Başlarken sende başladım ve biterken sende bittim.
İşte ben buyum.
Her daim hercai her daim yek nefes
Ve sürekli serdengeçti…
Mimlenerek başladım hayata; kulağında ezan sesiyle gözlerini açan her kimesneden bahis açılsa şunca zaman adı düşmandan önce kazınırdı hafızalara. Modern zamanlar deyip geçmeden, bir pınar başında azıcık soluklanarak ses verin sesime; işte ben dağdağalı bir zaman arifesinde şu mihnet dünyasına azıcık konup geçmek için yol değiştirdiğimde başımda bir sevda ile muştulandım. Ve bir sevda ile gözlerim açıldı; gönlüm günden güne alışırken anamın soluklarına, sesine…
Sen neredeydin ki ne zaman seni sorsam hep aynı cevabı aldım; ötelerde, çok ötelerde. Koşsam yağız atlar gibi durmadan, düşünmeden hâlâ sınırlarına ulaşamayacağım hangi hayal ülkesinin tacında sen tahtında sen var idiysen, ben bir türlü ulaşamadım senin esenlik yurduna. Esenlik sendin ben seni neden hiç bulamadım ey efendi. Ey köle olsam yollarında ter atsam, yoluna baş koysam sen serdengeçti halime bakıp gel desen ve ben koşarak açılan kollara doğru hızla koşsam, limanına varsam, sana yönümü bir kıble ittihazıyla dönsem… Korkuyorum yine de istifade edemem senden, senin öz benliğinden. Nitekim ben benlikte kendimi bir abide şahsiyet gibi görürken buna imkânda yok ve dahi olmaz.Sana sonsuzluk ülkesinin handan namıyla serfiraz güler dersem hasmını hasım hımsını dost bellesem kaç kapı birde
29. 04. 2011
Ziyaretçi: Muhammed Çelebi
yorumlarda ismi sıkça geçen biri var muhammed çelebi. ben bu çocuğu bir yerlerden tanıyorum galiba. edebiyat mı felsefe mi ne bir şeyle ilgileniyordu. yüksek lisans falan yapıyordu. ama ben ay vaktinnde onunla ilgili yorumlara bir mana veremedim. dergiyi epeydir takip ediyorum ama onun burda yazılarına hiç raslamadım. en azından muhammed çelebi ismiyle. neden onunla ilgili yorumlar yapılmış anlamadım. yoksa burada müstaar mı yazoıyor. müstaar yazıyosa bence ismini kullanmalı zaten ismini saklamsına gerek yok. adamın marka gibi ismi var baksanıza. ben onu gerçi çok az tanıdım ama çok karizmatik bir adamm onu itraf edeyim. konuşması kalkması felan iyi bilen biri belli oluyor. neyse arkasından çekiştik affola
29. 04. 2011
Ziyaretçi: Seversen Hakiki Sev
Ben 7.sınıf öğrencisiyim.Ders kitabında halk şiiri yazma etkinliği vardı. Halk şiiri olması için gayret ettim.İnşallah olmuştur.
Seversen hakiki sev,Üzme,akıtma gözyaşını,gözden akan kalbe gider,sen seversen hakiki sev.
20. 04. 2011
Sümeyye ÇALIŞKAN: Göl Suları
Küçük bir çocukken başlamıştı düşünmeye,çok düşünmeye.Zihni engelsiz ufuklarla çevrilib ri sahraydı.Zihnindekiler dipsiz bir kuyu.Onu bu kadar düşünceli yapan güçsüz omuzlarının kaldıramayacağı ağır yükler,ağır bir hayattı.Annesi o doğarken,babası o 1 yaşındayken ölmüştü.Anne ve babasından başka,tek yakını teyzesiydi.Ancak, teyzesi onu almaya gelirken bindiği otobüs kaza yaptı ve hayatını kaybetti.Şimdi o yalnızdı,yapayalnız.Yetimhaneye alındı.Şimdi ne yapacaktı?Ne olacaktı?Kendine nasıl bir hayat kuracak nasıl bir hayat yaşayacaktı?Yurdun yakınlarında bir göl vardı.Ara ara oraya gider güneş ışığının aydınlattığı,suyunun ışıldadığı o gölde geçmişini tazelerdi.Rüzgarın esintisiyle hafif bir sallanış olurdu.İçi içine sığmazdı o zaman.Gölü seyretmek onun için başka bir duyguydu.Göl hayattı.Balıklar yeryüzündeki insanlar gibiydi.Su sevgi,umut ve emek.Öylece bakakalırdı bazen.Saatlerce gelemezdi kendine.Sanki gölün içinden bir peri çıkıverecek,onu annesinin,babasının yanına götürecekti.Belki inanılmazdı ama o daha çocuktu.O inanabilirdi.Kendini toplamalıydı ama yapamadı.Belki yanlıştı ama bitirecekti.Gözünde tüten sevdiklerini görmeye gidecekti.Ne olacağını tam kesitremiyordu ama yapacaktı.Artık bitmişti.O da gözlerini yummştu hayata.Onu düşündüren gölün sularında.
20. 04. 2011
H.Erhan HORASANLI: Dolunay
Ay tamamlandı..Haydi!gönül haneleri doldu aşkın ateşiyle..yol almak zamanı şimdi gece aydınlık ve berrak..ötelerden gelen seslere kulak verme zamanı şimdi..savaşa ve katliamlara..deprem ve sancılara..yaşanan tüm acılara bir dua ile karşılık verme zamanı..
Ay doldu..sabrın çiçekleri açıyor şimdi yıldız yıldız. ve gökkuşağının rengiyle yıkanıyor hasret..ahirin de ahiri bir zaman ya kavuşmalara çırpınıyor..inanan her yürek..gece aydınlık ve umutlu..
Şimdi secdelerde gözyaşları ile ölmek zamanı...
11. 04. 2011
Mehmet ÇİFÇİ: Kara Toprak
sen ey eşkâli meçhul katil! sen ey karayağız ecel ey kara toprak çözül! çözül ve hesap ver bak! nice yıldızlar kaydı yolunda bak nice çınarlar çöktü uğrunda nice yemyeşil yapraklar kurudu döküldü savruldu savruldu bozuk saatların zamanına savruldu cığlıkların en derin kıvrımına savruldu . . SONSUZLUĞA çözül! ey kara toprak bak nice tarih yazıcılar tarihten kovuldu bak nice toplumlar yurtsuz kaldı nice halklar uyruksuz nice yaralı nice dilsiz seni nankör! seni kan emici yarasa çözül! bak! nice sevdalar mavzerlere dadandı nice bedenler kellesiz kaldı nice cesetler kefensiz nice mezarsız nice garip bak! çocukların ellerine yakışmıyor karanfil ve gözlerinde devşiren çocukluktan şimdi nefret fışkırır bee yeter! yeter artık çözül ey kara toprak kucağındaki sevdaların aşkına koynundaki yiğitlerin başına ve çocukların ellerindeki karanfillere andolsun uğrunda ölümler sunduğumuz...
bu şiir bana aittir. yaşım 19, lise son sınıf öğrencisiyim. şair olmak için elimden gelen herşeyi yaptım . şiir kitabı çıkardım eleştiriler aldım bu doğrultuda hareket ettim ve şimdi sıra destekte.. siz büyüklerimin desteğine ihtiyacım var. yardımcı olursanız çok sevinirim.
09. 04. 2011
Feyza YILMAZER: ***im Çıkışımız Yok
***im çıkışımız yok.Ne kadar acı olsa da gerçekten kaçamıyorum. ya uykusuz geçen bir gecenin ardında yada senin o çocuksu gözlerini gördüğüm an; içimi kanatan gerçek akıyor avuçlarımdan... ***im çıkışımız yok biliyorum.güzelliğini saklayan kaçamak bakışlarından anlıyorum bunu. Umutsuzluk odalarına sığınışını ve geçmişinin sevgisizliğini bana yüklemen ele veriyor gerçekleri. oysa başta her şey ne güzeldi...tebessümle başını çevirmen yeterdikalbimin derinliklerine. belleğime kazırdım her duruşunu;sonra geceleri sayfaları dökerdim ortaya.en dibe inip saklanırdım anılarında.. sonra ellerimden kaydın kum taneleri gibi.akıp gittin alacakarankığa.kilitli kapılar ardında ulaşmaya çalıştım sana ama her şey karanlıktı; gözlerin,sözlerin ve duruşun..bir gölgeye bakmaktan farksızdı sana bakmak.mesafen uçurum oldu ramızda.yokluğunun hasretiyle atlamaya çalıştım uçurumdan. ne denli bir korku sarmışsa seni yine kaçtın.başka uçurumlar buldun kendine..***im çıkışımız yok görüyorum.hoyrat rüzgâra sığınan bir yaprak gibi savrulsam da sallanan dallardanher şeyi görüyorum. ***im çıkışımız yok biliyorum. ama her şeye rağmen seni yine seviyorum..
27. 03. 2011
Ziyaretçi: Sevgiliye Son Mektup
Küçücük bir düşünceydim efendimin beyninde; büyüdüm, kök saldım duygularına giderek büyüdüm; taştım, sonra kaleminden kağıda; her gün başka bir kağıda döküldüm. Ve en sonunda matbaanın yolunu tuttum; mürekkebin kokusunu aldım ve yer aldım kitapçı raflarında. Gelen, giden, bakan, gören, dokunan, karıştırıp merak eden insanlarla karşılaştım. Beğenen okumak için beni bir poşete attırıyordu; kimisi de hediye etmek maksadıyla alıyordu. Taki o gelene kadar. Uzaktan göründü, yüreğim yerinden çıkacak gibi oldu. Dalgalanıyordu o upuzun saçları. Efendim yazmıştı: bağlandım o güzelin zülfüne. Aldı götürdü benden beni; bıraktı bir muammaya. Örttü üstümü gamzeleriyle bir daha da gören olmadı ben beni. geldi, dönüp bana baktı. Korkuyordum, yüzüne bakmaya. Elini uzattı; dokundu o narin parmaklarıyla bedenime. Kan ter içinde kaldım. Karıştırmaya başladı. Duygulandı biraz yüzündeki o hüzün yüreğime indi sanki. Sonra bir poşet ve baş uçuna gittim. İlk günümdü doyasıya onu seyretmek bana cesaret vermişti. Akşam dokuz gibi oldu eline aldı beni yavaşça okumaya başladı; hüzünleniyordu git gide bir anlam veremiyordum. Sabah oldu hala ellerinin arasındaydım. Ama içim kararmıştı. Güneş doğdu perdeleri açıp balkona çıktı bir şeyler ifade edercesine bakıyordu günün ilk ışıklarına. İçeri girdi aldı kalemi eline bir şeyler yazmaya başladı. “sen, ey yüreğimintek sahibi hacet yok hatıraların seni bana hatırlatmaya. Kainatı saran yıldızlar gibi sarmışken sevdan beni. Hacet yok canlıların seni bana hatırlatmasına senden başka canlı görmezken gözlerim."..."
26. 02. 2011
Ahmet TRAŞ: Bir Kitap İle Birçok Gencimizin Hayatını Değiştirebiliriz.
BİR KİTAP DA SİZDEN OLSUN
Gaziantep ili Nizip İlçesi Nizip Teknik Ve Endüstri Meslek Lisesinde Fizik öğretmenliği görevini yürütmekteyim. Mesleğimin bana yüklediği sorumluluk bilinciyle öğrencilerimin hayatı daha iyi kavramaları, kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri, daha bilinçli bireyler olabilmeleri için onların daha fazla kitap okumasına gayret gösteriyorum. Kitabı boş zamanlarda okunan bir obje olmaktan kurtarıp, okumanın bir zaruret olduğu gerçeğini çocuklarımıza aşılamaya çalışıyoruz. Gaziantep il Milli Eğitim Müdürlüğünün Katkılarıyla okulumuzda okuma alışkanlığını kazandırma programı başlatmış bulunmaktayız. Her gün Derslerden bir tanesi okuma saati olarak programlanmıştır. Öğrencilerimizin birçoğunun maddi durumu çok zayıf olduğu için kitap alamamaktadırlar. Okul kütüphanemizde de yeterli kitap bulunmamaktadır. Kitapsever topluluğu olarak sizlerden okul kütüphanemizi zenginleştirmenizi rica ediyorum. Göndereceğiniz her kitap kim bilir belki bir çocuğumuzun umutlarını yeşertecek; karanlık tarafını aydınlatacak; içindeki cevheri açığa çıkaracak ve belki de hayatlarını değiştirecektir.Okuyan, yazan, eleştiren, üreten bir toplum olmamız için geleceğimiz olan bu gençlere destek olmalıyız. Maalesef taşrada eğitim imkânları merkez okullardaki kadar yeterli seviyede olmuyor. Umarım ricamı ciddiye alıp desteklerinizi ***lerden esirgemezsiniz.Unutmayın, çocuklarımıza göndereceğiniz her kitap onların geleceklerine ışık tutacaktır.
24. 02. 2011
Ziyaretçi: Yedi Yıldızın Gecesi
Sesinde ürperen yağmurlar diziliyor kirpiklerimeiçime doğru ince ince ağlıyor gözlerimne zor şimdi yutkunmak boğazımda buz tutan damlaları.Geçmişin aralanan penceresinden savrulurken efkârımın kara tülleri...Sürgünden döndüğüm bu ilk günneden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin ?Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin?Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili ?Sarmaşıklar kuşatırken siyah beyaz resimlerigelinciğin göğsümde son nefesini vermesi gibi,Neden dönüp dönüp yeniden sevdim seni ?Beklemek en koyusudur sessizliğinbir çıtırtıda tuz buz olursun.Ondandır belki şimdi bir merhaban ile yerle bir ettiğin beni,İntihardır hercâi gözlere bakmak şimdi.Ya halâ havalanıyorsa gözlerinden gökyüzüne serçelerHalâ geçiliyorsa o sonsuz yıldızlı gecelere,Ya halâ ilk yaz günü gibi ısıtıyorsa içimi bakışlarınNe çok ıslattım göğsünü Gecelerin.!Ayrılığa kamaşan hercâi gözlerini özleyerek...Ah sevdamın yaralısı yenik gelincikah kara duvaklı gelinim benim.Sokul geceye sokul ve ağla!Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidirVe hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir.Uyma dedim uyma kuşlara...Daha yıldızlara varmadanvurgun yemiş serçeler düşer avuçlarımıza.Yaramı anlatan kızıllığında can çekişir ruhum.Teninin rengi ki lugâtıdır sevdamınkızıl ve kara uyma dedim.Uyma kuşlara...Kanıyor bak gizli gizli kefene hazırlanan bileklerimondandır alnıma kızgın mührünü vuran hasrete gülümseyişimÖmrümün son dönemecidir ey sevgiliyarım kalan sevdalar bırakılırken dünyanın O son gününeBekleyeceğim seni kanlı çarmıhtadünyanın son günü bekleyen İsa kadarOysa ne zor şimdi ben yalnız seni sevdim demekçaresizce sevdim, devasız dermansızca sevdimSürgünden döndüğüm bu ilk günneden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesinKibrin buzdan kalesini erittin de mi geldinOnurun demirden da
15. 02. 2011
Samet: Tebrik
merhaba..severek takip ediyorum derginizi..şiirler göndersem olur mu..? samet
07. 02. 2011
Utku BEYOĞLU: Zerafet
Ay Vakti uzun zamandır takip ediyorum, gerçekten harika bir dergi. Emeği geçen herkese münettarım.
06. 02. 2011
Laedri: İsimsiz
Kül rengi bulutlar gibi
Yorgun ve yoğun her bir zerrem
1400’lık hasretinden...Her an patlamak Ve saçılmak...Kendimden uzak,
Bilmediğim
Görmediğim Sen’li diyarlara.... Her bin parçamdaBir umut-çuk...Ve o umutlarda yaşayanBuralı,Şimdi olmayanÖtelerin
Sen'i...!.
24. 01. 2011
Ziyaretçi: Şiir
Dergiye nasıl şiir yollayabilirim ? Bilen varsa bilgilendirebilir mi ?
23. 01. 2011
Zeynep Demirdöğen YALÇIN: Kan Tadında Aşk
KAN TADINDA AŞK
Züleyha’nın elinden yırtılan, Yusuf’un gömleği…
Hayaliyle yaşayabilmek adına sığınılan Mecnun’un çölleri….
Aşk….
Peki aşk bu kadar basit miydi?...
Ali….
Ah Hz. Ali….
Ali idi aşk…ve aşk’tı ali…
Olmasaydıaşk’ın adı Ali, tam sevgiliye buluşma anı vesile olur muydu hiç ebedi kavuşmaya….
200.000 kişiye, sadece 3000 kişi…..
Bu kalabalığa azınlık olarak direnmek,er kişilerin nefrs direnişi…
Feryat….Binbir figan….
Namaz vakti geldi ya…Yok Ali’nin gözünde hiç bir şey işte o an….
Ali durdu huzura….
Ali arş katında yol almakta….
Allah’u Ekber deyip kaldırdığında ellerini, elleri a
10. 12. 2010
Cemal YILMAZ: Genç Beyinlere Liman Olmak
Ay Vakti Dergisi genç düşünce ve fikir adamlarının yetişmesine zemin olmaya devam ediyor.Bu türden dergiler için biçilen ömrün çok ötesine ulaşmayı başardı.Elhamdülillah.
İhlas,samimiyet ve iyi niyetle bir cemaate holdinge dayanmadan ve angaje olmadan da iyi şeyler yapılabileceğine örneklik teşkil ediyor Ayvakti .
Başta derginin yönetmeni Muhterem Şeref Akbaba hocamız olmak üzere emeği geçen yiğit gençlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.Yol uzun yazacak daha çok şey var.Umutla,dua ile...
Cemal Yılmaz
08. 12. 2010
Şevin: Hayırlı Olsun
Ay Vakti'm, okulum, kıymetlim, bam telim...
Yeni sitemiz hayırlı olsun
Rabbim dergimizi sloganımızda belirtildiği gibi daim kılsın...(YÜRÜYÜŞE DEVAM)
Hürmetler Şeref Hocam
20. 11. 2010
Umut: Söylenen
Açabildiğine açacak çiçekler
Yüreğini açınca umutlara
Düşle gezeceğin diyarları
özgürlük takılmayacak hudutlara
Sen sevginin tadını çıkar
Sevgi hayatın sonuna kadar
Söndürme içindeki kandilleri
Mutlu olamaz hiçbir karamsar
İnsan güzelse doğa güzel,evren güzel
Her şey insanla güzel
Sende var olanı her insanda gör
Kötüye sırt çevir, iyye ver el
16. 11. 2010
Erzurumlular: Ay Vakti
AY VAKTİ TEBRİK EDERİM. BAHATTİN YILDIZI YAZAN ŞEREF AKBABA..MUSTAFA AĞIRMAN..TANER TAŞTEKİN.. VE GİRİŞTE Kİ GAZZE KONVOYU VURGUSU.. AY VAKTİ HAZİRAN HARİKA.. YOLUN AÇIK OLSUN.. CELALETTİN
21. 06. 2010
Hasan Ali: Ay Vakti
A Vakti Dergisini üniversitede ilk okumaya başlamıştım. bir sitesinin olduğunu da yeni öğrendim. üniversiteden arkadaşım muhammed çelebi neredeyse bu derginin gönüllü temsilciliğini yapardı gerçi anlayamadım şiraze yazıları biçim ve içerik olarak ***im hacenin yazılarına da çok benxiyor ya o bunu hiç bir zaman kabul etmedi gerçi. benimki de bir şüphe zaten. ama dergiyi beğeni ile takip ediyorum. emeği geçenlerin ellerine sağlık. eğer uygun görülürse şöylede bir istirhamım olacak. gaiba derginin raflara çıkması demek internete düşmesi demek değil. ekonomik kaygılar ağır basıyor mu bilemeyecem ama keşke internetten de bir ay gecikmeli takip etmek zorunda kalmasak. emeği geçenlerin ellerine sağlık...