Ay Vakti
Okur Köşesi
Subject *
İsim
E-Posta
İçerik *
Harfleri Yazınız * Güvenlik ResmiResmi Yeniden Yükle
   
 

Dueld: Cheerleader Porno Dueld

Cheerleader Porno: Big Black Cock In A Black Cheerleader - Online Video Cheerleader Porno: Sweet Sexy Blonde Slut Gets Rammed By Nasty Black Dude - Online Video ***://colonas.net/20/29-classic-cheerleader-orgy-0c1k7.html - Cheerleader Porno: Classic Cheerleader Orgy - Online Video ***://colonas.net/19/19-cheerleader-tran-lVo9m.html - Cheerleader Porno: Cheerleader Tran - Online Video Cheer Leader Free Online Porno Video ***://colonas.net/ - Cheerleader Porno

11. 02. 2012

İrem Taşkın: veda

                                      veda

veda ederken istanbula

seni sordum martılara

denize hoşçakal dedim

sabah erkenden simit!

diye bağıran simitçilere de

elveda...

veda ederken istanbula

öptüm seni son defa

süzüldü göz yaşlarım yanaklarımdan

gizledim seni herkesten birkez daha.

07. 02. 2012

Feyza: Hüzün


KEDER BAHÇESİ


Bazı insanlar yaşamları boyunca hüzünlüdür. Yalnızlıklarını, yoksulluklarını, acılarını ve sevdalarını saklarlar hüzünlerinde. Geceleri yalnızlık köşelerine çekilmiş hıçkırıkları  konuşurken, sessiz bir hüzün kaplar bedelerini. Acımasız bir keder. Kimileri güneşin ilk ışıklarıyla döner gerçek dünyaya. kimileriyse unutmuştur yaşadığı şehri. Hüzün, kanınızı emen bir parazittir aslında. Canından ne kadar çok verirsen ona, o kadar güçlenir uzuvlarında. Hüzün, yüzsüz bir nida. Bütün kelimelerin , tüm çığlıkların  ve haykırışların  tek bir damlada  buluşmasıydı tüm söylediklerim. Alışılagelmiş kalıpların aksine yeni sözler öğretir yalnızlık. Sahi, herkesin içinde sakladığı , düzenli olarak yarasını sardığı bir acısı vardır değil mi ? İnsanları güldürmeyi görev bile bir  soytarının attığı her kahkahada yüreğine bir damla düştüğünü  düşünürüm çoğu kez. Sakladığı acılarını ve sessizce beklediğini hissederim. Acı... Bütün aşklar beraberinde acıyda getirebilir mi ki ? Varlığına alışkın gönül yokluğunla barışabilir mi ? Gözleri bir cevher olan sevgili ! Sen, boşluğunla sarmalanmış bir kez daha karşıma çıkıp beni bitirecek olan sen. Evet evet sen eşsiz kahkahanı ve çınlayan sesini unutmamı bekleyen sen. Ben bir umuttum yalnızlığa bir güneş sense bir misillemeyydin ona giden ince bir yol. Yine de kendimi şanslı sayarım sevdanda. Senden geriye kalacak tek şey yokuluğunsa, hain bir duygudur içerimi ısıtan. Üzülme gönül ! Her insanın kalbini çalan  ve uçsuz bucaksız yerlere sürükleyen bir sevgili vardır bu dünyada. Olur böyle şeyler ara sıra. Olur ara sıra...


Feyza Yılmazer



06. 02. 2012

burak: şiir

HEY GİDİ
Hey gidinin kara gözlüsü
Sırma saçlısı selvi boylusu
İçime doğru yaslanmışsın
Ruhun bütün diken
Sanki ta baştan bana yazılmışsın
Satırlara düşmüşsün
Gönlüme düşmüşsün
Hey gidi yürüyüşü ölüm
Bakışı ölüm duruşu ölüm
Benden kafiyeleri sökmüşsün
Yeniden şiirlere doğru
Bir gidiş tutturmuşsun
Geceleri yamandır içimin
Gelişin bana olsun diye
Yamandır mısralarım
Yamandır yaman
Heyy gidinin dağ çiçeği
Bana düşen ölümse
Sökül kökünden ve gel
Yas tutan dağını terk ederek
En aşki kırmızınla gel
Manzaralarını topla dağın
Zaman ölümüme yakın
Hayalime tutunda gel
Yeminini düşünde gel
Sızlayan ruhum için gel
Dağ çiçeğim kar çiçeğim
Ölüm çiçeğim aşk çiçeğim
Haşarı bahçevanlara meyletmeden
Bu hikayeyi kirletmeden gel
Heyy yürek yürek vuran dünyaya
Zamana isyankar sevdam
Durduğum yer cinayet karası
Gel al a boya düşlerimi
Gel de bitsin kurşuni geceler
Heyy gidinin dağ çiçeği
Şehir hülyalarını al içimden
Beni kendine boya
Beni kırlara beni ormanlara boya
Bana rengini tattır sevdanın
Ölümüm ol gel
Dağ çiçeğim kır çiçeğim
Heyy gidi heyy

26. 01. 2012

Ozan C.: Şeref Akbaba Hocamın şiiri üzerine...

...Selamün aleyküm sevgili hocam, beni hatırlamış olsanız gerek. Sizden 1 sene Kuran dersi almıştım imam hatipte iken.. Ayvakti dergisi geldi aklıma, hocamın dergisi ne yapıyor, ne var ne yok o dergide diye düşünürken bir de hocamın şiirlerini okuyayım dedim.. okuduğum ilk şiiirinizi çok beğendim hocam.. bunun devamı geldi ve şiirlerinizi sürekli okur oldum.. Gerçekten Türkiye de şiir yazanlar o kadar çok kafiye yapma sevdasında ki.. Siz serbest şiir tarzınızla buna çoktan cevap vermişsiniz.. En sevdiğim tür olan serbest nazım şekilli şiir anlayışını malesef ülkemizde çok yazabilen yok.. Ama hocam siz bunu başarmışsınız... Kelimelerin sonuna kafiye getirmeden onları tabir-i caizse dans ettirmesini bilmişsiniz.. Şiirlerinizin devamı gelmesi ümidiyle.. Talebeniz Ozan..

22. 01. 2012

selinay: selinay

Dalmışım yine uzaklara

Kim bilir yine nerelerdeyim, napıyorum

O kadar uzun, okadar dalgın dalgınım ki

Ne çevremdekileri, ne de bendekileri görebiliyorum

Yürüyorum ama farkında olmadan,

Hiç düşünmeden, nereye varıcağımı bilmeden

Sanki hayat perdelerini kapatmış,

Ben açılıcak tekrar oynayacagım diye medet umuyorum

Gerçi şimdi açılsa bile bir gün sonsuza denk kapanacak

 İşte o gün gözlerim tamamıyla kapanmış olup yürüyecegim…

11. 01. 2012

Ay Vakti: Ay Vakti'nin Öyküsü. (alıntı)

 Ay Vakti Ekim 2000 de yayına başladı. İlk sayıyı çıkarmadan önce yaşadıklarımız. Dergi'nin adını koymuştuk ama ilan etmemiştik. İlk sayının hamuru yoğruluncaya kadar da saklı tuttuk. Hakan Özbek, Abdullah Yıldırım ve M. Aşır Karabacak... Kadıköy İmam-Hatip'i yeni bitirmiş üç genç bir yanımızda. .Recep Garip'le oluşumun diğer hazırlıkları... Altı sahife, katlanır biçimde bir çalışma ortaya koyacağız ve ilk sayı sonrası niyetimiz devam etmek ama nasıl devam edeceğimize dair çok şey de biliyor değiliz. Bir yenilik olsun diye yazarların bilinen bir kitabı üzerine söyleşi yapacaktık. İlk söyleşiyi rahmetli Alâeddin Özdenören'le yaptık. Güneş Donanması. Kitaba ismini Nuri Pakdil'in verdiğini, daha birçok anekdot'u o söyleşide öğrenmiştik. Şu soruyu yanıtlamadan geçmeyeyim. Dergiyi çıkarırken, başta uzun yıllar farklı alanlarda çalışmalar yaparak yetenek alanımızdan uzak kaldığımız için kendimiz ve Ay Vakti çatısı altında yer alacakların yetişmesi, kayda değer ürünlerini yayınlamaları ve olmaları ve olgunlaşmaları. Bir yandan yeteneklere imkân tanırken, bir yandan da onların da beslenecekleri çalışmaları yayınlamak... Yazarlardan istifade etmek... Söyleşiler de bunun içindi.

Sizi yalnız bırakmadılar

İlk sayıdan itibaren Alâeddin Özdenören, Mustafa Özçelik, A.Vahap Akbaş, Nurettin Durman, Özcan Ünlü, Alâeddin Soykan, Recep Garip ***i yalnız bırakmadılar. Jan Devrim öyküleriyle, İhsan Aktaş fikirleri, Âdem Özbay editörlüğü ve tasarımıyla da katkı sağladı. Nihayet ilk sayıyı hazırladık. Abdullah matbaada. Akşam dergiyi almamız gerekiyor. Hanımın aile efradı o akşam misafir. Sadece hoş geldin diyebildim, her zaman mazeret üretiyormuşum gibi bir görünümdü. Müsaade isteyip Fatih Solak'la dergiyi aldık ve Abdullah'la döndük... Elimizde Ay Vakti. Bakıyoruz, kokluyoruz...

08. 01. 2012

ertugrul azizoğlu: ay ışığı vardı ceplerimizde

Yaşadığımız hayatlar gibi az hallice olurdu ***im buraların aşkları. Ne olmazsa olmazdı yüreğimizde, ne de hepten boşverilmişti. Umutsuz değildi, ancak umutlanmamak eğilimi kök salmıştı ürkek bakışlarımızda.
Mehtabı seyrederken ağlamak gibi romantik düşler barınırdı yaşam tohumunun ekildiği her yürekte, ama düştü işte. Oysa ki *** ıslak sakallarla gezerdik geceleri, ay kaybolmuşsa eğer, yalvarırdık bulutlara devridaimlerinde duraklama yaşanmasın diye.
Ancak minnette duyardık o bulutlara ***. Verdikleri anlık gölgelerde, usulca gözyaşlarımızı avuçlarımıza gizlerdik. Varlığımızın çizgileri hayat bulurdu o zaman bu bu nehirlerin gezindiği yataklarında.
Anlamsız şiirler yazar, gülümserdik, çünkü *** anlamsız olduğunu düşünmezdik ki hiç onların. Anlamadık demezlerdi ki zaten bilirdik, anlamak istemeyenler.
Sonra gece sona ermeye başlardı yavaş yavaş. Aya son bir elveda çekmek için son kez kaldırırdık başlarımızı yukarı. Bir damla yaş yollardı ay ***e, ışık huzmesi şeklinde.
Ve ***de ceplerimizde ay ışığı geceye karışırdık sessizce.

02. 01. 2012

İSMET ALP ÖNSÖZ: ALIN YAZISI

ALIN YAZISI Islak ve soğuk demir raylarını Tek tek döşesem alnıma Trenler götürür mü Ateşimi uzaklara? Beynimdeki yükleri alır mı Vagonlar, Sığar mı derin sancılarım? Bilinmez… Bir sigara daha yaktım şimdi, İçimdeki kışın ortasından Geçtim, Usulsuz seferlerin garına . Buğulu gözlüğümün arkasından, İzledim kendimi: Kömürlü trenler vardı ya hani Dumanı ağır, Yükü ağır; İşte öyle taşıyacağım Kendi yükümü… Çünkü: Sancı da benim, Ateş de. Duman da benim, Yük de. Hep ben, bana yüklendim de Alnımda gezinirim...

02. 01. 2012

AYHAN KAYA: ay vakti

İYİKİ VARSINIZ.TAMDA AYVAKTİ.GECE AY GÜNDÜZ SİZ.HAYAT TAM BİR DOLUNAY.BİR İKİ ŞİİR GÖNDERSEM KABUL BUYURUR MUSUNUZ.KARS SARIKAMIŞTAN SELAMLAR

02. 01. 2012

HASAN GÜLSEREN: MUCİZE

Hayat böyle, gel zaman git zaman

Görüyorum ki artık

Ne giden var nede kalan

İçimde yeşeren ümit neden

Ben ne bekliyorum ki tanrıdan

Her yakarış, her dua , her aman

Hepsi sanayken

Tevekkeli bir mucizemi ardından

Neyin karşılığı olarak

Seni sevmenin bedeli ile bu ancak

Bilirim ki artık mucizeler olmayacak

Napalım kısmet böyleymiş

Gel zaman git zaman

Bu hayat sens...

31. 12. 2011

brimzerki: yorum

fahri hocam yine akıtmış kaleminden mürekkebini dağdan akan doğal kaynak suyu gibi .... öyküleri harika tebrikler ...

27. 12. 2011

Hamit PAYAM: KORKUSUZ BİR AĞAÇ GİBİ...

 

          Hani bazen ıslanmak istresin ya. Sağanak sağanak yağan yağmur altında. Öyle bir ruh hali içindeyim işte. Yüzümde damla damla akan yağmur suyu bendeki tüm gerçekleri alıp götürsün istiyorum. Her şeyi unutmak istiyorum mesela. İdeolojiler, düşünceler, hayâller, bilinenler, akıldan geçenler... Unutulsun istiyorum. Taaaki üstüm başım kuruyana kadar.

          Yağan yağmur altında, üşüyen ağaçlar arasından geçip kendimi yeniden keşfetmek istiyorum. Annesinden azar işitmiş, korkak bakışlarla tekrar ona bakan  çocuklar gibi  çakan şimşekleri seyrediyor ağaçlar. Evet, yağmur onları hoşnut etsede  akabindeki şimşekler tedirgin ediyor onları. Derken miâdını dolduran bir yaprak hıçkıra hıçkıra düşüyor dalından. Oysaki sevinç içinde ağaç, yer açıyor yeni yapraklarına. ''Öyle ya daha güzel ve daha ilgi çekici görünecek ağaç.'' diye düşünürken tüm yaptıklarının ***im için olduğunu fısıldıyor kulağıma. Az önce yere düşen hüzünlü yaprak.

          Uzanıp aldım ağlayan yaprağı  elime. Yağmurun etkisiyle çamur altında kalmış üşüyen bedeni. Evet, ağlıyordu belki ama şikâyetçi değildi içinde bulunduğu durumdan. Ve sağına soluna bakıp suçlamıyordu da kimseyi . Ne güzel, düştüğü durumdan kimseyi sorumlu tutmayan bir canlı görmüştüm ilk defa.

          Vedalaştım ben de üşüyen yaprakla. Dönüp ağaca baktım tekrardan. Çoktan unutmuştu. O da vedalaşıyordu yeni bir yaprağıyla. Çakan şimşek korkusuyla salıverdi onu da coşkuyla.

          Tüm bu güzellikleri yaşarken gözümü aldı bir ışık. Bir sıkıntı kapladı içimi. Dönüp baktım kendime. Kurumuştu üstüm başım. Güneşin etkisiyle çoktan... 

25. 12. 2011

Hamit PAYAM: Leyl-i bi-sedâ

       

Vuslatın yerini yavaş yavaş ayrılığa bıraktığı koyu bir gecenin sessizliği içinde yarını düşünüyordu.

 Gece gece bir müzikalite oluşturan adını bilmediği yaratıklar... Sanki onun uyumasını bekler gibi... Ninni tonunda çıkardıkları sesler gecenin sessizliğini bozmaya yetmiyordu. Ayrılıktan bahseder gibi yıldızlar da boyunlarını bükmüşlerdı.

 Her şey hazırdı. Yarım kalmış "Elveda" lar dışında. Ay bile küsmüştü yeryüzüne. Böyle bir ayrılığa izin verdiği için. Ara sıra rüzgârın etkisiyle dalgalanan ağaçlar ses çıkarmaktan utanmış gibiydiler. Böyle bir ayrılığa şahit oldukları için. Bu kimsesiz gecede...

Aynı şeyleri söylemekten bıkmıyordu insan ve kainat aynı şeyler içten geldiği için. Ve hiçbir şey engel olamıyordu (Olmuyordu) bu ayrılığa hiçbir şey...

25. 12. 2011

ilknur: ay vaktinin kuruluş öyküsü

Sizden ay vaktinin kuruluş öyküsünü ve ebubekir koçağın kim olduğu ile ilgili bir bilgi vermenizi rica ediyorum teşekkürler

19. 12. 2011

ilknur sermetcioğlu: teşekkürler

Dergiler ulaştı çok teşekkür ederim alır almaz heyecanla okumaya başladım.Eşkal şiirinizi çok beğendim.***im eşkallerimiz hiç bir kalıba sığmaz, ne dayatılırsa dayatılsın tıpkı ergenekon gibi çıkarız demirleri eritip, siz siyahsınız diyenlere inat maiyiz *** acılar olsada hayallerimiz umutlarımız var, boya tutmaz ***im zeminimiz içimizin renginden başka...sevgi ve saygılarımla ALLAHA EMANET...

05. 12. 2011

mustafa özyılmaz: hakikat-i aşk

hakiki aşkın ilahi aşk olduğunu anlatan bir şiir

18. 11. 2011

Zeynep ERDL: GÖZLERİNE BAKMAK


Gözlerine bakmak;Hep onunla varolmak.Gözlerine dalmak;Hep orada kalmak.Gözlerine akmak usulca,Ve açtırmak sendeki çiçekleri,Koklamak sevgi filizlerini...Gözlerinde doğmak;Nefes almak yüreğinde.Gözlerine dalmak;Yaşadığını anlamak.Gözlerini sarıp sarmalamak;Ağaç köküyle toprağı sardığı gibi,Annenin yavrusunu sıkıca bağrına bastığı gibi...Gözlerinde yaşamak;Ölümsüz aşkla, yanıp tutuşmak gibi...
                                                              

14. 11. 2011

Ay Vakti: Sevgili Okurlarımız

Dergimize ve sitemize göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz. Okur Köşemizde beğendiğiniz eserler ve yazarlar hakkında yorumlar yapabilir, tartışma konuları açabilirsiniz.

Yazdığınız eserleri ayvaktisanat@gmail.*** adresine gönderdiğiniz takdirde incelenek ve uygun görülürse dergimizde yayınlanacaktır.

Ay Vakti ile yürüyüş serüveninizde tüm güzellikler sizlerle olsun

Muhabbetle..

19. 10. 2011

gülşen: edebıyat tutkusu

meraba;
ben 16 yasınd lıse3.sınıf ogrencısıyım edebıyata buyuk hayranlıgım 3 yıl oncesıydı gerek gokturk zamanı gerek tanzımat donemının edebıyatcıları ve yazarlarını buyuk hayranlıkla okuyorum ve hobı olarak sıırler yazıyorum hocalarımın tavsıyesı ıle sıze yazmaya karar verdım yazdıgım sıırlerı sızın aracılıgınızla dergınızde yayınlanmsını buyuk bır tutkuyla ıstıyorum kendımı gelıstırmek ve hedefım yolunda ılk adımımı atmam ıcın lutfen mesajıma cevap vermenızı arz ederım .

11. 10. 2011

yagmur aktas: Yaşam öyle bir illet ki

Kimsenin gelecek kaygısı yok yok.. bakıyorum ki “bugün günüm güzel geçti, karnımı doyurdum; yarına Allah kerim” deyip geçiyoruz.. Ne yapıyoruz ***, ne yapıyoruz?.. Eğer yarını düşünmeyecekseniz, niye yaşıyorsunuz, ne için? Kimin için yaşıyorsunuz? Kimin için yaşıyoruz? Dünyaya gelmekte ki amacımız ne! Mutlu, mesut yaşamak mı, (!) her gün gülüp oynamak mı gerçekten, sizce yaşam bu mu? Yaşam hep gülmek mi, yaşam ne söylermisinz? Hep bir düz yolda yürümek midir yaşam? Keşke yaşam hep böyle olsa, hep gülsek, hep yürüsek düşmeden, ama öyle değil. Hayat yapacağını yapıyor, yine ***i yalnız bırakmıyor, yanımıza sadık dostlarımız saydığı üzüntüyü gönderiyor. *** nereye gidersek onu da ***imle gönderiyor. Milyonda bir de ekmek kırıntıları kadar da mutluluk gönderiyor…

Bitmedi hayat işte, düz yolda “yürümekten sıkılmayalım” diye çukur açıyor. Düşüyoruz o çukurlara düşüyoruz … Ağlaya ağlaya kim bilir belki de güle güle…
Unutursun bunu, bir gün unutursun… Ne kadar da kalıcı bir yara bıraksa da unutacaksın, unutursun. İçin yana yana unutsun, ölüm sana/ bana… Unutmak mecburiyetindeyiz. O kötü sesleri, o kötü tabloları unutmalıyız. UNUTMALIYIM yapacak başka bir çarem yok –yaşam sana her şeyi yaptırıyor, her şeyi…Seni ezen, seni ağlatan ve bir o kadar da mutlu eden, insana muhtaç kalıyoruz.
Yaşam öyle bir illet ki; öldürüyor /öldürtüyor yaşam…
Öyle bir illet ki –mutlu ediyor yaşam…
Öyle bir illet ki – sana yapmadığı ve mecbur bırakmadığı şey kalmıyor!..

10. 09. 2011

İsa BAŞTÜRK: Anlatılamayan

Gözlerimi kapatıp betimleme dünyama daldım

Beynim okudukça hayali oluşturmaktayım

Ağacın kıştan çıkıp yeşermesi, karın eriyip dereye hayat vermesi..

Başak nasl işlenmeden un olablrdi ki..

Benim kalbim nasıl aşık olmadan bağlanabilirdi ki..

Ağız ve burnunu kapatarak nefes alablmenin hükmù..

Gökyüzüne baktğnda bir daha hiç maviyi görememe korkusu..

Evet Sensizlik bunların hepsi..

Evet,Sensizlik konuşmayı unutmam

Ve evet sensizlik denizlere kendimi bırakmam . . .

 

İsa BAŞTÜRK

06. 09. 2011

Burak Yılmaz: Hakikatten paya düşen

 

HAKİKATTEN PAYA DÜŞEN

Hakikatim elini sakladığın yerde, çağın ta göbeğinde

Sımsıcak tutmak ellerini, imandan ellerini

Kaybolan yığınlar var benle başlayan her hikayede

Ve sokulup öpenler var, zulmün eteklerini

Ruh u canım mihrak noktam hakikatim

Savaşmaksa savaşmak, ölmekse cesedim

Bulmaksa bulmak, görmekse görmek

Broşür broşür yükselen renklerini

Ve ellerini ellerini çağı yırtan ellerini

 

Hakikatim yitik destanlara mahpus yiğidim

Tecelli noktanı yapıştır yüreğime

Bir an inkişafının zevkiyle öleyim öleyim

Hiradan doğan güneşi perdesiz göreyim

Hakikatim savaşım, sebebim, neticem her şeyim

Yemin olsun çağın nağmesiyle ölmeyeceğim

Bataklardan yükselen dirilişler

Dirilişler giyineceğim.

 

Hakikatim ölümün verasına dökülüşüm

Senin kadar gerçek senin kadar yakıcı

Bir an buldum ki, binbir şekilde ölmüşüm.

Kefenimden dirilecek şehirlere gömülmüşüm

Aramaksa aramak seni ümit kesmeden

Ve simurglar uçurmak nefesimden

Ne varsa senden senin kuvvetinden

Ben çağa biraz heybetli biraz masum dönmüşüm

Balkonları sökmüş gökdelenleri gömmüş

Bir yandan sokağa dalıp kedileri öpmüşüm

Bir basit çağ rüyasında mekkeyi görmüşüm

Elinden hız almak dileyip vermeyince

Boynumu bükmüşüm

Yağmur gibi aşki rüzgar gibi haşin

Dökülmüşümde dökülmüşüm,

Çağın sokaklarına

Bilmeden bulmadan kıvranıp dolanmışım

Meğer dolu kabı hep kendim sanmışım.

Gün olmuş musab ın gibi savaşmış

Gün olmuş Araflara varmışım

Çağdan korkum firakların acısıyla

Sana varmadan, bedri

21. 08. 2011

gökçe: aglama icimdekı cocuk

Ağlama içimdeki cocuk

Simdi gülme zamanıdır

Hazırlan Her  an  zafere

Yenilgileri Yenme zamanıdır

 

Ürkek adımlar atma artık

Kır zincirlerini

Kactıkca kovalamıyor mu seni

Bahaneler, keskeler

 

Ezelden beri

Her seferinde yakalanmamak için

Kactığın korkulardan kurtulma zamanıdır

Korkularına bir çelme tak artık

Bağır olabildiğince,

YENEMEDİN BENİ HAYAT DİYE...

 

Acılı yüreğinden cıkan çümleleri sil a t

         '

Hazin  cümleler dökülmesin kaleminden

Simdi Mutlu olma zamanıdır

 

Sonbahar olmasın Yüreğinde

Bak yaz geldi Her yere

Kalbindeki solgun güller

Tomurcuk verdi Birden bire

Çünkü..

BU gönül hep  seninle.

17. 08. 2011

Oyhan Hasan Bıldırki: Açıl Susam, Açıl!

Açıl Susam, Açıl! 

Geçen günlerimizi düşündüm bugün yine
Sen ve ben, bu hikâyenin neresindeyiz diye
Gördüm ölümsüz bir gül bahçesindeyiz sevdiğim
Sevdamızın soylu şarkılarını şakıyalım diye

Umutlarımızın kamçısı olup çıkmış gökkuşağı
Hangi mevsimde olursak olalım biliyorsun
Aynı dalda açıyoruz çiçek çiçek bir tanem
Karanfil kokulu baharlar gibi gözlerime gülüyorsun

Baştan uca nakış nakış yer etmişsin sevdalı kalbimde
Melek ve Şehzade’ye adanmış bir ömrün satırbaşındayız
Sensin canım ebedî rüyâm, tükenmesiz duam dilimde
Muhteşem bir sevda şarkısının ilk başındayız

Alçak yüksek Kafdağları yıkıldı birer birer
Masal çağları geçti biliyoruz
Aralık kalsın diye kaderimizin kapıları
“Açıl susam, açıl!” diyoruz.
17 Haziran 2008

Oyhan Hasan BILDIRKİ

17. 08. 2011

ali yılmaz: sinema

sinema bölümünde yazan Abdullah Ömer'in sinema yazıları çok ilgimi çekiyor. tebrik ediyorum...

15. 08. 2011

Tuba Kuru: Soğuk Halin

Bulutları özlüyorum

Seni götüren bulutları

Bir ip yumağı saldım yukarı

İpin ucunu kirpiklerime bağladım

Gördüklerimle bir resim çizdim

İçinde son soğuk halin

Bembeyaz tenin

Etraf simsiyah mı ne?

İniltileri var

Gecenin ve sevdiklerinin

Duydun mu demir kapının marşını

Kalabalık çöktü geceden daha kötü

Kıpırdasana be adam

Götürmesinler seni 

12. 08. 2011

NURSEL KARATAŞ: DÖNÜŞ

 DÖNÜŞ

Şiirim züleyhanın perçeminden

Bir ay düşürdü gözlerine

Nur ikliminin gecesinde

Sen yıldızlarla yıkarken yüreğini

Tüm kirini akıtırken bir  ömrün

Tenhasız sabahlarınıda alıp gönlünün

Sonunda geldin demek kapıma….

  

09. 08. 2011

Melike Keleş: GELME İSTEMEM ARTIK

Aşktan evvel öldüm
Aşk nöbetlerinden döndüm geriye
Nakmet nağmeleri dokunmuş teline saz-ı derûnun
Kılıyorum namazgahta aşkının cenazesini
İçinde nevairin acıdan kalpten kalbe atlıyorum
Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten
Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden.

Ortasında baharın zühre-i naşüküfte
Solacak nazından bir gün nâgehân
Korkma ölümden , ölümden evvel yakacağım seni de kendimi de
Seril dütâ aşka doğru 
Değilsin artık dürre , ölme sırası sende
Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten
Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden

Aşk kulesinin çan sesleri yankılanıyor uzuvlarımda
Gecenin on ikisi , ne sen artık külkedisi ne de ben masalların prensi
Söndü kalbimin feneri , başka bir zamana kaldı Nevbahar-ı vuslat
Sen yakmanın ehli amma elbet bilir yaradan yakanıda yandırmayı
Dudaklarımın mahzeninde ekşiyen balın tadı , Ah aşkının tadıyla aynı
Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten
Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden

Aşk leyla çün , delilik mecnuna mahsus
Delinin olurdum inan , şu sendeki aşksızlık olmasa
Günler bana hergünken bir gün oldu geldin ve gittin
Karanlık yuvalarından taşarken nefret miydi gözlerimde konaklayan sen mi? 
Bir seyyaf kesti gözlerimi , sırran öldüm kollarında
Gelme istemem artık , kovuldum yerden ve gökten
Buna sen nedensin , nafiz gözlerin neden. 

22. 07. 2011

Merve Akyüz: Tanışma Faslı

İyi çalışmalar ben yazdığım bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Eğer beğenip paylaşmak isterseniz, diğer yazılarım veya eksiklerim konusunda sizinle irtibata geçmeyi isterim şimdidien teşekkürler.
                         SEN BİLEMEZSİN 
      Hiç döndün mü yüzünü denize, hiç dinledin mi o dalganın affetmeyen sesini? Yapmadın işte! Ne yüzünü dönüp özgürlüğü gördün, ne kulağını verip mecburiyeti duydun. Böyleydi işte Karadeniz... Oradan ne sen anlayabilirsin, ne de ben anlatabilirim. Gelecek, göreceksin;  hissedecek yaşayacaksın ki anlayabilesin! Oradan öyle yok bilimsel, yok felsefik cümlelerle telkinlerle avutulmuyor burdaki yürekler. Ordan gördüğün çevre değil burdaki. Senin yediğin ekmeğin hamuru kırk dakikada gelirken, ben dünden ekşiyerek fırına giren hamurla besleniyorum. Tekne üstünde elinde biranla bakarken sen mavinin alabildiğine şeffaflığına; ben kayanın üstünde çekirdeğimle bile göz gezdiremiyorum o kapkara suya. Dedim ya, anlayamazsın senin o büyük zekanın dahi aciz kalacağı bir memleket burası! haburayı tam içinden görmeden anlaman zor uşağum. Nefes almalar bile kısıtlı burda, sınırsız internetlerin bile kullanımı kültürel dozajlı, kadınım. Gelmeden, görmeden  bilmen zor. Ha sakın yanlış anlama, gel de demiyorum, ne senin o güzel çehren asılsın burda, ne bu fikirsizler fikir beyan etsin sana. Sen bak bana, eğer tanıyorsan beni, sadece bil isterim: Burda hayat zor, burda parmaklıklar çok, gün gelir güneş cehennemin olur ve an gitmez ki mutluluğun yarım kalır. Ama burda sen haklısın kadın, burda deniz benim dediğim gibi sınırsız özgürlük değil; senin dediğin gibi özgürlüklerin bitişi. Ve burda her yer deniz güzel gözlü kadın, burda her yer deniz..

22. 07. 2011

Nermin BÜLBÜL: Ne olur Ağlayın Benim İçin de..

Öldüm mü ben anne?

Saatler ayrılığı vuruyor

Kaybedilmek üzere bir ömrü mü?

Gösteriyor takvimler?

Kirpiğimin ucuna tutunan hayat

Akıp gidiyor bak yanaklarımdan.

Kısacık ömrüme dair ne varsa

Usulca siliniyor usumdan..

Bir düş daha gömdüm, göz çukurlarıma

Bir umut daha.

Dillerim lal, ama gözlerim..

Ne arıyorum tozlu kaldırımlarda

Unutuldum mu anne?

Karanlıklar neden geliyor üstüme,

Ne istiyor benden sahipsiz sokaklar?

Kimsesizliği taşıyamaz mıyım bir başıma,

Kaldıramaz mıyım garipliğin yükünü?

Koca şehre sığmaz mı, küçücük bedenim?

Soğuk, çok soğuk!

Sabahları örtün üstüme, serin sabahları

Alsın üzerimden, karanlığın kasvetini

Ölmeyeyim anne!

Ne olur ağlayın benim için de

Yeşertin yeniden solan ümitlerimi.

İtmeyin üzerime soğuk sokakların;

Sessiz iniltilerini..

Korkuyorum anne!..

17. 07. 2011

Melike KELEŞ: Katre Katre

Bir kerre aşk ocağında piştim , deli oldum
Takıldım ucuna Lâleruh Necm-i gisudarın ,kör oldum
Mahperver gecelerin badesi başkadır ya katre katre aşkında yıkandım , Kamer oldum
Mahmumane daldım gözlerine ah o dilgüdaz sözlerine , Ateş oldum
Gönül tarlasında medma' biterken kıvrandım , Derya oldum
Geçtiğin yollara kilim oldum mecnunane aklımı aradım , Aşık oldum
Matemdar aşk sofrasında sen gelmeden başlamam , Mezar oldum
Kadd ü kamet dünyasında döndüm durdum , buldum seni
Şimdi söyle lerzedar kadın , daha ne olmam gerek
Mecali meclisinde aşkın benim diyebilmek için . . . 

Merhaba Ay Vakti
Ben KAİHL'den....
Sizde uygun görürseniz yazılarımın derginizde yayınlanmasını arzu ediyorum bunu gerçekten çok istiyorum sizin gibi değerli yazarlarımızın yanında bende gerçekten yer almak istiyorum .
Katre Katre adlı şiirimi bir göstermelik olarak burada paylaştım inş beğenirsiniz. Şeref Akbaba öğretmenimizle en kısa zamanda iletişime geçeceğim
Bunu gönülden arzuluyorum , Sevgiler . 

10. 07. 2011

Yasemin YAŞAR: Zaman

                            ZAMAN

       Zaman;bir beyaz kağıdı andırıyor.Zaman geçtikçe o kağıt da kirleniyor,yıpranıyor,
eskiyor tıpkı ***im gibi.Zaman yitirimeyi bekliyor.Barındırdığı,yaşattığı tüm güzellik ve kötülükleriyle yitirilmeyi bekliyor.Zaman akmayı bekliyor,istiyor delice.***im inadımıza hem de.*** bekle dedikçe o
akıyor,inatla.Zman;yaşatmak,göstermek istediği güzellikleri görmeyip yaşamayınca kızıyor,ağlıyor zaman.
     Çünkü hayatta;elimizde imkan olsun veya olmasın,yaşamadığımız,yaşayamadığımıztüm güzel,tüm yaşanmaya değer şeyler bir sır,bir hiç olup kalıyor.Zamanın kör,derin çukurlarında boğulup,kayboluyor.
           

    Zaman;göstermek istiryor.Tüm güzellikleri,sevgileri,aşkları,dostlukları...Zaman sabır istiyor.Zaman
    kıymete binmek istiyor.Anlaşılsın istiyor değeri.Varlığının,akışının bilinmesini istiyor.Sonunun olduğunun da bilinmesini istiyor.


      Zaman;hasret,özlem istemiyor.Her daim ,o an verdiği güzelliklerin kıymetinin anlaşılmasını,o anki
     anlamının benim-senmesini istiyor.O güzelliklerin,o anki yaşananların...Zaman yaşanmışlara değil,yaşananlara  bakılmasını istiyor.zaman geçmiş değil çünkü yalnızca.Zaman şimdi,zaman gelecek aynı zamanda.
 
    Zaman sürekli akış halinde.İyiliklerimizi de götürüyor,kötülüklerimizi de.Günahlarımızı da götürüyor, Sevaplarımızıda.Nefretlerimizi de,sevgilerimizi de götürüyor.Zaman nasılsa gidiyor,nasılsa gelmiyor.Umursamazca ve bir o kadar da vurdumduymazca.

      Zaman;yaşanılan güzellikleri de götürüyor,yaşanamam

24. 06. 2011

Leyla: Teşekkür

Kalemine  sağlık sevgii dayıcığım Şeref AKBABA..Erzurum'dan sevgiler...

14. 06. 2011

Ömer Yusuf AYDIN: Ömer Özden

ömer özden adlı yazarın yazılarının derginizin ritmini bozduğunu düşünüyorum...durun tahmin edeyim  ; ya bir öğretim  görevlisi , ya dergi yönetiminden birinin yakın dostu...felsefeciymiş beyefendi..akademisyenmiş..tahminden sonra aklıma geldi yüce googleden aradım kendileri....önceki sayılarda bir yazısı vardı erzurum geceleri....ömer bey dışında derginizin takipçisiyim ve tanıtımcısıyım gönüllü...rabbim yardımcınız olsun..

31. 05. 2011

İrfan: Ayrılık

Ömre bedeldi seninle geçirdiğim günler ve saatler. Zulmetsen razıydı bedenim yüzüne hasret, hüznüne aşiyandı yüreğim.Ağlamaklı gözlerle seni hayal ederdi odamın 4 duvarı arasında seni.Çekip gidiceğini bilmeden sevmişti yüreğim seni...Unutmamak üzere ezber etmişti adını her hayalin görüşünde hüzünlenen gözlerim resmetmişti adeta gülnihalini yüreğime.Bilmiyordu böle gideceğini bilmiyordu beklemiyordu sessiz sedasız ardında kırık bir kalple beni böle harap ve bithap bir şekilde terk edeceğini.Sana en çok ihtiyacım olduğu bu günlerde yoqsun yanımda sen başka bir şehirde ben başka diyarlarda.unutmak istercesine haykırıyorum avazım cıkarcasına.Unut demiştin ya bana ben unutamıyorum öldüremiyorum içimdeki sevgiyi bari sen unut beni...benden bekleme umutsuzca tek hatıran olan gülnihalini silmemi....!

30. 05. 2011

Ziyaretçi: Şiir

Şiir yazıyorum, derginizde yayınlanması mümkün mü ?

25. 05. 2011

Ayşegül KAYAPINAR: Ansızın

Kimbilir hangi gözde,hangi yürekte…

Paramparça bir gece bu şehir gerçeğinde

Hicranlar sararken ürkek bedene

Işıklar ansızın beliriverse…

Gizlice örtülür kapı çerçeve

Bir hayal kalır bir ömürden bir gece

Dalgalanınca rüzgardan vahim bir peçe

Işıklar  ansızın beliriverse…

Hani o yalan denilen gerçeğe dönüşse

Unutsa geçmişi,beni yeni ben bilse

Aydınlık üstüme yelteniverse

Işıklar ansızın beliriverse…

Hiç görülmeyen göze görünse

İçinden  sevdiğim beliriverse

Parıltıdan göz gözü görmeyiverse

O sevgili beni yeni ben bilse.

Eksik bir yalan her bir hecede

Yanılır insan bu söz bilmecesinde

Dağların ardına sığınmış gerçekse

Dağlar ışıkla devriliverse…

                                                                                                     

19. 05. 2011

Nur: Övgü

Derginizle yeni tanıştım . Çok beğendim .Özellikle saklı mektuplar mükemmeldi.

18. 05. 2011

Sümeyye ÇALIŞKAN: Neşe Ve Keder

Neşe serin,hüzün sıcak

Kam buz, keder ateş

Donasıya neşelenmekte yanasıya hüzünlenmekte değil amacım.Amacım güneşin hüznünden ve karın neşesinden birer parça almak.Gel hüzün bu gece misafirim ol.Gel neşe bu gece misafirim ol.Biriniz yaksın,eritsin.Biriniz soğutsun,dondursun.Gelin orta  yolu bulalım.Dünya  uuykusunda, yaşam rüyasında, ömür rüzgarında gelin orta yolu bulaım.

01. 05. 2011

Sufi: Perçemindeki Saklı Buse

Başlarken sende başladım ve biterken sende bittim.

İşte ben buyum.

Her daim hercai her daim yek nefes

Ve sürekli serdengeçti…

Mimlenerek başladım hayata; kulağında ezan sesiyle gözlerini açan her kimesneden bahis açılsa şunca zaman adı düşmandan önce kazınırdı hafızalara. Modern zamanlar deyip geçmeden, bir pınar başında azıcık soluklanarak ses verin sesime; işte ben dağdağalı bir zaman arifesinde şu mihnet dünyasına azıcık konup geçmek için yol değiştirdiğimde başımda bir sevda ile muştulandım. Ve bir sevda ile gözlerim açıldı; gönlüm günden güne alışırken anamın soluklarına, sesine…

Sen neredeydin ki ne zaman seni sorsam hep aynı cevabı aldım; ötelerde, çok ötelerde. Koşsam yağız atlar gibi durmadan, düşünmeden hâlâ sınırlarına ulaşamayacağım hangi hayal ülkesinin tacında sen tahtında sen var idiysen, ben bir türlü ulaşamadım senin esenlik yurduna. Esenlik sendin ben seni neden hiç bulamadım ey efendi. Ey köle olsam yollarında ter atsam, yoluna baş koysam sen serdengeçti halime bakıp gel desen ve ben koşarak açılan kollara doğru hızla koşsam, limanına varsam, sana yönümü bir kıble ittihazıyla dönsem… Korkuyorum yine de istifade edemem senden, senin öz benliğinden. Nitekim ben benlikte kendimi bir abide şahsiyet gibi görürken buna imkânda yok ve dahi olmaz.  Sana sonsuzluk ülkesinin handan namıyla serfiraz güler dersem hasmını hasım hımsını dost bellesem kaç kapı birde

29. 04. 2011

Ziyaretçi: Muhammed Çelebi

yorumlarda ismi sıkça geçen biri var muhammed çelebi. ben bu çocuğu bir yerlerden tanıyorum galiba. edebiyat mı felsefe mi ne bir şeyle ilgileniyordu. yüksek lisans falan yapıyordu. ama ben ay vaktinnde onunla ilgili yorumlara bir mana veremedim. dergiyi epeydir takip ediyorum ama onun burda yazılarına hiç raslamadım. en azından muhammed çelebi ismiyle. neden onunla ilgili yorumlar yapılmış anlamadım. yoksa burada müstaar mı yazoıyor. müstaar yazıyosa bence ismini kullanmalı zaten ismini saklamsına gerek yok. adamın marka gibi ismi var baksanıza. ben onu gerçi çok az tanıdım ama çok karizmatik bir adamm onu itraf edeyim. konuşması kalkması felan iyi bilen biri belli oluyor. neyse arkasından çekiştik affola

29. 04. 2011

Ziyaretçi: Seversen Hakiki Sev

Ben 7.sınıf öğrencisiyim.Ders kitabında halk şiiri yazma etkinliği vardı. Halk şiiri olması için gayret ettim.İnşallah olmuştur.

İnsan sevgiliyi sevince, Kırmaya incitmeye çekince, Gülümsetmeyip güldürünce, Cehennem ateşi Cennet gülüne

Seversen hakiki sev,Üzme,akıtma gözyaşını,gözden akan kalbe gider,sen seversen hakiki sev.

20. 04. 2011

Sümeyye ÇALIŞKAN: Göl Suları

Küçük bir çocukken başlamıştı düşünmeye,çok düşünmeye.Zihni engelsiz ufuklarla çevrilib ri sahraydı.Zihnindekiler dipsiz bir kuyu.Onu bu kadar düşünceli yapan güçsüz omuzlarının kaldıramayacağı ağır yükler,ağır bir hayattı.Annesi o doğarken,babası o 1 yaşındayken ölmüştü.Anne ve babasından başka,tek yakını teyzesiydi.Ancak, teyzesi onu almaya gelirken bindiği otobüs kaza yaptı ve hayatını kaybetti.Şimdi o yalnızdı,yapayalnız.Yetimhaneye alındı.Şimdi ne yapacaktı?Ne olacaktı?Kendine nasıl bir hayat kuracak nasıl bir hayat yaşayacaktı?Yurdun yakınlarında bir göl vardı.Ara ara oraya gider güneş ışığının aydınlattığı,suyunun ışıldadığı o gölde geçmişini tazelerdi.Rüzgarın esintisiyle hafif bir sallanış olurdu.İçi içine sığmazdı o zaman.Gölü seyretmek onun için başka bir duyguydu.Göl hayattı.Balıklar yeryüzündeki insanlar gibiydi.Su sevgi,umut ve emek.Öylece bakakalırdı bazen.Saatlerce gelemezdi kendine.Sanki gölün içinden bir peri çıkıverecek,onu annesinin,babasının yanına götürecekti.Belki inanılmazdı ama o daha çocuktu.O inanabilirdi.Kendini toplamalıydı ama yapamadı.Belki  yanlıştı ama bitirecekti.Gözünde tüten sevdiklerini görmeye gidecekti.Ne olacağını tam kesitremiyordu ama yapacaktı.Artık bitmişti.O da gözlerini yummştu hayata.Onu düşündüren gölün sularında.

20. 04. 2011

H.Erhan HORASANLI: Dolunay

Ay tamamlandı..Haydi!gönül haneleri doldu aşkın ateşiyle..yol almak zamanı şimdi gece aydınlık ve berrak..ötelerden gelen seslere kulak verme zamanı şimdi..savaşa ve katliamlara..deprem ve sancılara..yaşanan tüm acılara bir dua ile karşılık verme zamanı..

Ay doldu..sabrın çiçekleri açıyor şimdi yıldız yıldız. ve gökkuşağının rengiyle yıkanıyor hasret..ahirin de ahiri bir zaman ya kavuşmalara çırpınıyor..inanan her yürek..gece aydınlık ve umutlu..

Şimdi secdelerde gözyaşları ile ölmek zamanı...

11. 04. 2011

Mehmet ÇİFÇİ: Kara Toprak

sen ey eşkâli meçhul katil! sen ey karayağız ecel ey kara toprak çözül! çözül ve hesap ver bak! nice yıldızlar kaydı yolunda bak nice çınarlar çöktü uğrunda nice yemyeşil yapraklar kurudu döküldü savruldu savruldu bozuk saatların zamanına savruldu cığlıkların en derin kıvrımına savruldu . . SONSUZLUĞA çözül! ey kara toprak bak nice tarih yazıcılar tarihten kovuldu bak nice toplumlar yurtsuz kaldı nice halklar uyruksuz nice yaralı nice dilsiz seni nankör! seni kan emici yarasa çözül! bak! nice sevdalar mavzerlere dadandı nice bedenler kellesiz kaldı nice cesetler kefensiz nice mezarsız nice garip bak! çocukların ellerine yakışmıyor karanfil ve gözlerinde devşiren çocukluktan şimdi nefret fışkırır bee yeter! yeter artık çözül ey kara toprak kucağındaki sevdaların aşkına koynundaki yiğitlerin başına ve çocukların ellerindeki karanfillere andolsun uğrunda ölümler sunduğumuz...

 

bu şiir bana aittir. yaşım 19, lise son sınıf öğrencisiyim. şair olmak için elimden gelen herşeyi yaptım . şiir kitabı çıkardım eleştiriler aldım bu doğrultuda hareket ettim ve şimdi sıra destekte.. siz büyüklerimin desteğine ihtiyacım var. yardımcı olursanız çok sevinirim. 

09. 04. 2011

Feyza YILMAZER: ***im Çıkışımız Yok

***im çıkışımız yok.Ne kadar acı olsa da gerçekten kaçamıyorum. ya uykusuz geçen bir gecenin ardında yada senin o çocuksu gözlerini gördüğüm an; içimi kanatan gerçek akıyor avuçlarımdan... ***im çıkışımız yok biliyorum.güzelliğini saklayan kaçamak bakışlarından anlıyorum bunu. Umutsuzluk odalarına sığınışını ve geçmişinin sevgisizliğini bana yüklemen  ele veriyor gerçekleri. oysa başta her şey ne güzeldi...tebessümle başını çevirmen yeterdikalbimin derinliklerine. belleğime kazırdım her duruşunu;sonra geceleri sayfaları dökerdim ortaya.en dibe inip saklanırdım anılarında.. sonra ellerimden kaydın kum taneleri gibi.akıp gittin alacakarankığa.kilitli kapılar ardında ulaşmaya çalıştım sana ama her şey karanlıktı; gözlerin,sözlerin ve duruşun..bir gölgeye bakmaktan farksızdı sana bakmak.mesafen uçurum oldu ramızda.yokluğunun hasretiyle atlamaya çalıştım uçurumdan. ne denli bir korku sarmışsa seni yine kaçtın.başka uçurumlar buldun kendine..***im çıkışımız yok görüyorum.hoyrat rüzgâra sığınan bir yaprak gibi savrulsam da sallanan dallardanher şeyi görüyorum. ***im çıkışımız yok biliyorum. ama her şeye rağmen seni yine seviyorum..                                              

27. 03. 2011

Ziyaretçi: Sevgiliye Son Mektup

      Küçücük bir düşünceydim efendimin beyninde; büyüdüm, kök saldım duygularına giderek büyüdüm; taştım, sonra kaleminden kağıda; her gün başka bir kağıda döküldüm. Ve en sonunda matbaanın yolunu tuttum; mürekkebin kokusunu aldım ve yer aldım kitapçı raflarında. Gelen, giden, bakan, gören, dokunan, karıştırıp merak eden insanlarla karşılaştım. Beğenen okumak için beni bir poşete attırıyordu; kimisi de hediye etmek maksadıyla alıyordu. Taki o gelene kadar. Uzaktan göründü, yüreğim yerinden çıkacak gibi oldu. Dalgalanıyordu o upuzun saçları. Efendim yazmıştı: bağlandım o güzelin zülfüne. Aldı götürdü benden beni; bıraktı bir muammaya. Örttü üstümü gamzeleriyle bir daha da gören olmadı ben beni. geldi, dönüp bana baktı. Korkuyordum, yüzüne bakmaya. Elini uzattı; dokundu o narin parmaklarıyla bedenime. Kan ter içinde kaldım. Karıştırmaya başladı. Duygulandı biraz yüzündeki o hüzün yüreğime indi sanki. Sonra bir poşet ve baş uçuna gittim. İlk günümdü doyasıya onu seyretmek bana cesaret vermişti. Akşam dokuz gibi oldu eline aldı beni yavaşça okumaya başladı; hüzünleniyordu git gide bir anlam veremiyordum. Sabah oldu hala ellerinin arasındaydım. Ama içim kararmıştı. Güneş doğdu perdeleri açıp balkona çıktı bir şeyler ifade edercesine bakıyordu günün ilk ışıklarına. İçeri girdi aldı kalemi eline bir şeyler yazmaya başladı. “sen, ey yüreğimin  tek sahibi hacet yok hatıraların seni bana hatırlatmaya. Kainatı saran yıldızlar gibi sarmışken sevdan beni. Hacet yok canlıların seni bana hatırlatmasına senden başka canlı görmezken gözlerim."..."

26. 02. 2011

Ahmet TRAŞ: Bir Kitap İle Birçok Gencimizin Hayatını Değiştirebiliriz.

                               BİR KİTAP DA SİZDEN OLSUN 

Gaziantep ili Nizip İlçesi Nizip Teknik Ve Endüstri Meslek Lisesinde Fizik öğretmenliği görevini yürütmekteyim. Mesleğimin bana yüklediği sorumluluk bilinciyle öğrencilerimin hayatı daha iyi kavramaları, kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri, daha bilinçli bireyler olabilmeleri için onların daha fazla kitap okumasına gayret gösteriyorum. Kitabı boş zamanlarda okunan bir obje olmaktan kurtarıp, okumanın bir zaruret olduğu gerçeğini çocuklarımıza aşılamaya çalışıyoruz. Gaziantep il Milli Eğitim Müdürlüğünün Katkılarıyla okulumuzda okuma alışkanlığını kazandırma programı başlatmış bulunmaktayız. Her gün Derslerden bir tanesi okuma saati olarak programlanmıştır. Öğrencilerimizin birçoğunun maddi durumu çok zayıf olduğu için kitap alamamaktadırlar. Okul kütüphanemizde de yeterli kitap bulunmamaktadır. Kitapsever topluluğu olarak sizlerden okul kütüphanemizi zenginleştirmenizi rica ediyorum. Göndereceğiniz her kitap kim bilir belki bir çocuğumuzun umutlarını yeşertecek; karanlık tarafını aydınlatacak; içindeki cevheri açığa çıkaracak ve belki de hayatlarını değiştirecektir.  Okuyan, yazan, eleştiren, üreten bir toplum olmamız için geleceğimiz olan bu gençlere destek olmalıyız. Maalesef taşrada eğitim imkânları merkez okullardaki kadar yeterli seviyede olmuyor. Umarım ricamı ciddiye alıp desteklerinizi ***lerden esirgemezsiniz. Unutmayın, çocuklarımıza göndereceğiniz her kitap onların geleceklerine ışık tutacaktır. 

24. 02. 2011

Ziyaretçi: Yedi Yıldızın Gecesi

Sesinde ürperen yağmurlar diziliyor kirpiklerimeiçime doğru ince ince ağlıyor gözlerimne zor şimdi yutkunmak boğazımda buz tutan damlaları.Geçmişin aralanan penceresinden savrulurken efkârımın kara tülleri...Sürgünden döndüğüm bu ilk günneden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin ?Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin?Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili ?Sarmaşıklar kuşatırken siyah beyaz resimlerigelinciğin göğsümde son nefesini vermesi gibi,Neden dönüp dönüp yeniden sevdim seni ?Beklemek en koyusudur sessizliğinbir çıtırtıda tuz buz olursun.Ondandır belki şimdi bir merhaban ile yerle bir ettiğin beni,İntihardır hercâi gözlere bakmak şimdi.Ya halâ havalanıyorsa gözlerinden gökyüzüne serçelerHalâ geçiliyorsa o sonsuz yıldızlı gecelere,Ya halâ ilk yaz günü gibi ısıtıyorsa içimi bakışlarınNe çok ıslattım göğsünü Gecelerin.!Ayrılığa kamaşan hercâi gözlerini özleyerek...Ah sevdamın yaralısı yenik gelincikah kara duvaklı gelinim benim.Sokul geceye sokul ve ağla!Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidirVe hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir.Uyma dedim uyma kuşlara...Daha yıldızlara varmadanvurgun yemiş serçeler düşer avuçlarımıza.Yaramı anlatan kızıllığında can çekişir ruhum.Teninin rengi ki lugâtıdır sevdamınkızıl ve kara uyma dedim.Uyma kuşlara...Kanıyor bak gizli gizli kefene hazırlanan bileklerimondandır alnıma kızgın mührünü vuran hasrete gülümseyişimÖmrümün son dönemecidir ey sevgiliyarım kalan sevdalar bırakılırken dünyanın O son gününeBekleyeceğim seni kanlı çarmıhtadünyanın son günü bekleyen İsa kadarOysa ne zor şimdi ben yalnız seni sevdim demekçaresizce sevdim, devasız dermansızca sevdimSürgünden döndüğüm bu ilk günneden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesinKibrin buzdan kalesini erittin de mi geldinOnurun demirden da

15. 02. 2011

Samet: Tebrik

merhaba..severek takip ediyorum derginizi..şiirler göndersem olur mu..?  samet

07. 02. 2011

Utku BEYOĞLU: Zerafet

Ay Vakti uzun zamandır takip ediyorum, gerçekten harika bir dergi. Emeği geçen herkese münettarım.

06. 02. 2011

Laedri: İsimsiz

Kül rengi bulutlar gibi

Yorgun ve yoğun her bir zerrem

1400’lık hasretinden...Her an patlamak Ve saçılmak...Kendimden uzak,

Bilmediğim

Görmediğim Sen’li diyarlara.... Her bin parçamdaBir umut-çuk...Ve o umutlarda yaşayanBuralı,Şimdi olmayanÖtelerin

Sen'i...!.

 

24. 01. 2011

Ziyaretçi: Şiir

Dergiye nasıl şiir yollayabilirim ? Bilen varsa bilgilendirebilir mi ?

23. 01. 2011

Zeynep Demirdöğen YALÇIN: Kan Tadında Aşk

 

KAN TADINDA AŞK

Züleyha’nın elinden yırtılan, Yusuf’un gömleği…

Hayaliyle yaşayabilmek adına sığınılan Mecnun’un çölleri….

Aşk….

Peki aşk bu kadar basit miydi?...

Ali….

Ah Hz. Ali….

Ali idi aşk…ve aşk’tı ali…

Olmasaydı  aşk’ın adı Ali, tam sevgiliye buluşma anı vesile olur muydu hiç ebedi kavuşmaya….

200.000 kişiye, sadece 3000 kişi…..

Bu kalabalığa azınlık olarak direnmek,  er kişilerin nefrs direnişi…

Feryat….  Binbir figan….

Namaz vakti geldi ya…Yok Ali’nin gözünde hiç bir şey işte o an….

Ali durdu huzura….

Ali arş katında yol almakta….

Allah’u Ekber deyip kaldırdığında ellerini, elleri a

10. 12. 2010

Cemal YILMAZ: Genç Beyinlere Liman Olmak

Ay Vakti Dergisi genç düşünce ve fikir adamlarının yetişmesine zemin olmaya devam ediyor.Bu türden dergiler için biçilen ömrün çok ötesine ulaşmayı başardı.Elhamdülillah.

İhlas,samimiyet ve iyi niyetle bir cemaate holdinge dayanmadan ve angaje olmadan da iyi şeyler yapılabileceğine örneklik teşkil ediyor Ayvakti .

Başta derginin yönetmeni Muhterem Şeref Akbaba hocamız olmak üzere emeği geçen yiğit gençlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.Yol uzun yazacak daha çok şey var.Umutla,dua ile...

Cemal Yılmaz

08. 12. 2010

Şevin: Hayırlı Olsun

Ay Vakti'm, okulum, kıymetlim, bam telim...

Yeni sitemiz hayırlı olsun

Rabbim dergimizi sloganımızda belirtildiği gibi daim kılsın...(YÜRÜYÜŞE DEVAM)

Hürmetler Şeref Hocam

20. 11. 2010

Umut: Söylenen

Açabildiğine açacak çiçekler

Yüreğini açınca umutlara

Düşle gezeceğin diyarları

özgürlük takılmayacak hudutlara

 

Sen sevginin tadını çıkar

Sevgi hayatın sonuna kadar

Söndürme içindeki kandilleri

Mutlu olamaz hiçbir karamsar

 

İnsan güzelse doğa güzel,evren güzel

Her şey insanla güzel

Sende var olanı  her insanda gör

Kötüye sırt çevir, iyye ver el

16. 11. 2010

Erzurumlular: Ay Vakti

AY VAKTİ TEBRİK EDERİM. BAHATTİN YILDIZI YAZAN ŞEREF AKBABA..MUSTAFA AĞIRMAN..TANER TAŞTEKİN.. VE GİRİŞTE Kİ GAZZE KONVOYU VURGUSU.. AY VAKTİ HAZİRAN HARİKA.. YOLUN AÇIK OLSUN.. CELALETTİN

21. 06. 2010

Hasan Ali: Ay Vakti

A Vakti Dergisini üniversitede ilk okumaya başlamıştım. bir sitesinin olduğunu da yeni öğrendim. üniversiteden arkadaşım muhammed çelebi neredeyse bu derginin gönüllü temsilciliğini yapardı gerçi anlayamadım şiraze yazıları biçim ve içerik olarak ***im hacenin yazılarına da çok benxiyor ya o bunu hiç bir zaman kabul etmedi gerçi. benimki de bir şüphe zaten. ama dergiyi beğeni ile takip ediyorum. emeği geçenlerin ellerine sağlık. eğer uygun görülürse şöylede bir istirhamım olacak. gaiba derginin raflara çıkması demek internete düşmesi demek değil. ekonomik kaygılar ağır basıyor mu bilemeyecem ama keşke internetten de bir ay gecikmeli takip etmek zorunda kalmasak. emeği geçenlerin ellerine sağlık...

21. 06. 2010

 

Display Num 
Powered by Phoca Guestbook

Deneme
Şiir
Öykü
Mektup
Söyleşi
İnceleme
Araştırma
Sinema
Biyografi
Hatıra
Kitap
Gezi
Giriş
yazarlar