Sözü anlamlı kılmak, hayatı anlamlı kılmaktır.
Eğip bükmemektir.
Söz insandan sadır olunca muallakta kalmamalı, hangi anlam ve mahiyeti içeriyorsa o minval üzere yerini bulmalıdır. Sözün özü, sahipsiz olmayanıdır, nasipsiz bırakılmayanıdır. Söz bir vaat içeriyorsa, bir umut bağlamında söylenmişse daha bir ağırdır yükü, daha bir sorumludur söyleyeni. Sözü sorunlu kılmamak lazım, yorumlu ve yamalı bir şekle büründürmemek lazım. Söz; sahibinin kimliği oluyor çoğu zaman, kişiliği oluyor. Kelam-ı kibar olduğunda yüceltiyor sahibini, sadakat gösterildiği zamanda.
Sözünde durmayanın itibarsızlığı, sözün itibarını da düşürüyor.
Sonra da sükût altın oluyor.
Hayatı anlamlı kılmak, iman ve aksiyonla donanmaktır. Bu doğrultuda atılan her adımın, yapılan her eylemin söze dair kısımları daha bir ehemmiyet arz etmektedir; sıradanlık, mesnedsizlik, yersizlik olmamalıdır.
Yere düşmemeli sözümüz.
Ne dediğimizin, kime söylediğimizin, neden söylediğimizin farkında olmalıyız. Kendimizi sıkıntıya sokacak, karşımızdakini töhmet altında bırakacak, nefsimizi kabartmaktan başka işe yaramayacak söylemlerden kaçınmalıyız.
Düşünerek konuşmalı.
Hesabın hesabının sorulacağı günleri unutmayarak söze başlamalı.
Zandan sakınmalıyız.
Söz üzerine yazılmış nice şiirler, makaleler var.
Özdeyişler var.
Kelam-ı kibar, hadisler, ayetler var.
Bizden sadır olan; belki yersiz, belki haksız cümleleri düzeltme cihetine gitmediğimiz gibi, sözün incittiği tarafın bize dönüşünü de kendimize paye, kendi haklılığımıza bir rutbe gibi görmemeliyiz.
Bir yanlışı diğeriyle takviye edebiliyoruz.
Etmemeliyiz.
Tanımadan, bilgi sahibi olmadan kimi zaman öyle ithamlar yapılıyor ki, itham edilenin haberi olmadan söz incitiyor, hesap tövbe makamına uğramadan katmerleşiyor.
İnsan bir değerdir.
Söz de bir değerdir.
Anlamadan, kendimizce anlamlar yükleyerek, üzerimizde kalacak şekilde ifadeler kullanmaktan da sakınmalıyız. Hakikatle hemhal, dolu dolu yaşadığımız bir gün gibi olmalı her günümüz.
Bir günü anlamlı kılmak, bütün zamanların anlam kazanması yönünde bir adım atmaktır. Kendinden olması gerekene meyletmek, sun-i teneffüslerden ve izdüşümlerinden uzak kalmaktır. Kendimize ait zamanlarımız bir anlam ifade etmeli, eylemlerimiz bir anlama matuf olmalıdır. Dışımızdaki savruk ve kendini bilmezlerin tarif ve yorumlarına takılmamalı, katılmamalıyız. Yolumuzdan alıkoyacak iniltileri duymamalı, yolumuzu aydınlatacak olana da enerji katmalıyız.
Diri günler ve diri zamanlar için malayaniden uzak, kendimize ait olanla, hakikat olanla bütünleşmeli, kendimizi tanımalı ve doğru tanımlamalar yapmalıyız ki, dışımızdaki dünyayı ve olayları da iyi tanımlayalım. Bize dayatılmış ve zihni egzersizler yapmamıza, hakikati görmemize engel olan ne varsa onlardan arınmalıyız. Arınmaya engel olabilecek takıntılardan da arınmalıyız.
Dili yok kalbimin diyor ya Akif.
Ben de bizarım.