Üzerime son geceyi örtmelisin ve üşümelerim sona ermeli. Hilal’in gün batımı öncesi güzelliğini göz kapaklarıma nakşedip, gecenin mahmurluğuna bırakmamalısın arzularımı. Süt beyaz  kurgularım, hiçlikten arınmış duygularım ve kendimi keşfe koyulduğum zamanı durdurmalı, madeni altın olan hazineyi gün yüzüne çıkarmalısın. Ötelerden bir format atmalısın bedenime. Derviş mahzeninde yok oldukça var olan, Hira menzilinde güneş olan, ay olan bir format.

Üzerime son geceyi örtmelisin ve üşümelerim sona ermeli. Dolu başakların boyun eğdiği demlerden uzak tutmamalı ve iç huzurun labirentlerinde kendi dili, kendi üslubu, kendi imkanlarını deruhte eden bir hal üzere olmam için uyarmalısın. Taklit bohçasına kaç düğüm atacaksan at. Zihni fukaralıktan arınmak ve ilmi ukalalığa düşmemek için  hangi esvabı giydireceksen giydir. Gecemi kaça böleceksen böl. Karanlığı hangi ateşte eriteceksen erit. Yol kesen hallerin ateşini nasıl düşüreceksen düşür. İç zeminde hangi tamirat ve tadilatları yapacaksan yap. Dışa açılacak kapıyı vakti geldiyse arala. Zaman bende değil, ben hilafına kayıtlar düşüyor diye sendeletme  beni.Sendeletme ki, sabaha şerbet verenlerin kıyamına erdirsin Rabbimiz. Çağlayanı bengisu olan sabaha, kardelen olan sabaha.

Üzerime son geceyi örtmelisin ve üşümelerim sona ermeli. Alnıma çarpan kendi taşım olsa da ayak bağım kendi ilmiklerim olsa da…Beklemek yerine, beklenti içinde olmak yerine, beklenen olmak… Hasretin kördüğüm attığı  katlanmaları hiçe sayıp, mevsiminde açmayan güle dönmemek. Tarifi yok geç tecelli eden oluşların. Tecelli babında  temkin ve tedbir esastır. Gecikmiş yarınlar olsa bile, ikindi güneşine sarkmasın umutlarım. Ebced hesabı yapmanın ne gereği var, takvim yapraklarına not düşmenin, ajanda yapraklarını kirletmenin, hayali programlar üretmenin, kelimeleri yormanın  ne anlamı var? Gelmeni istemem demiyorum, gitmeni istemiyorum. Fitilini sen ateşledin fanusun. Loş ışığı odama yayıp, seher mihrabına oturdun. Uykumu heba ettim  ama kendimi heder etmedim. Gurbetini yok saydığım günden beri ilk kez şems oldun. Alnıma çarpan kendi taşım olsa da, kendimi keşfe koyulduğum günden beri  son geceye taşıdın bulutlarını. Sağnak sağnak umut, sağnak sağnak  yağmur.

Üzerime son geceyi örtmelisin ve üşümelerim sona ermeli. Hatalar ve hatıralar bir şerit gibi göz hizamda duruyor. Onları eğrisi ve doğrusuyla geceye armağan edemiyorum, üzerlerini çizemiyorum. Unutuş ve hatırlayışın yarına ilmek atmak olduğunu söylesen de, kimi devranlar bir türlü içimde yer bulmuyor, kimi hasretler yüreğimi burkmuyor, kimi hasletler özümle bağdaşmıyor. İsyanıma dilekçe yazdığımdan, red kapısını araladığımdan değil, içimde hüsnü kabul görmediğindendir. Nerede kalmıştık diye başa dönmenin bir anlamı yok. Mişli geçmiş zamanlar terkisinde dursun özümsemelerin, neden koşu sonrası koşan taylar gibi olmayalım. Sehere açılan kapının eşiğinde , ufka kilitlenen sabr-ı cemili kuşanarak…
Üzerime son geceyi örtmelisin ve üşümelerim sona ermeli. Çekmecemde ben hurufatı kalmadı diyen şairin, serseri kuşların ağızlarından düşen tanelerden dağ başlarında başaklar boy verir diyen bilgenin  mütevaziliğinden yoksunum. Şehrin kalabalığından değil, zihni şamatalardan bizarım. Kendimle hesaplaşmayı göze alsam bile, bahaneler kör düğüm, yol kesenler cinnet havarisi. Sigaya çektiğin gündönümü delibahar. Eşref saatinde işte keşkülüm. Kopardığın yıldızlar güneşim olsun istiyorum. Ve yürüyorum. Delikanlı bir sabahta  ölüme gülümseyinceye kadar. Ölüm,son derbisi yürümelerin…

Bu yazıyı paylaşın