Aile, ruhî ve sosyal hayatımızın nüvesi, temel değerlerimizin fidanlığıdır. 0-5 yaş arası, insan karakterinin teşekkülünde fevkalâde bir öneme sahiptir. Bu keyfiyet, aileye stratejik bir hüviyet vermektedir.

Aile, fertlerin fizikî, biyolojik ve manevî varlığını idame ettirmeleri için en elverişli barınak; haricî tehditlere ve tehlikelere karşı en uygun sığınak ve insanların savrulup hiç ü heba olduğu, yokluk çöllerine düştüğü bu helâket ve felâket asrında en etkili tutamaktır. Ailenin bu işlevini bilen ifsad komiteleri, bu muhkem kalenin surlarında gedikler açmak, nihayetinde onu bir enkaz yığını hâline getirmek için yüzyıllardır yıkım projeleri planlamışlar ve adım adım tatbik etmişlerdir.

Ailenin temelinde nikâh sözleşmesi vardır. Nikâhsız birlikteliğin özendirilmesi, bu mübarek ve mukaddes ocağın varlığını tehdit eden faktörlerin başında gelir. Ayrıca, karşı cinsler arasında yapılan bu akdin, “cinsiyet”e savaş açan sapkın zihniyetlerce hedefe konulması da düşündürücüdür. “Bu bir yaşam tarzıdır.” sözünün arkasına sığınıp eşcinselliği masum ve mazur göstermeye çalışan bedbahtlar, ya gaflettedir ya da hıyanet içindedir.               

Evlenme yaşının 30’un üzerine çıkma eğilimi, çocuk dünyaya getirme yaşının ise 40’a kadar inen grafiği, neslin ve aile kurumunun devamı için endişe verici bir durumdur. Aile nüfusunu planlama konusunda Türkiye’de yıllarca ücretsiz doğum kontrol hizmetleri verilmişken en az üç çocuk hedefinin yer yer mizah konusu yapılması bir başka düşüncesizlik örneğidir. Bu konuda Necip Fâzıl gibi diyoruz ki “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak.”  

Bugün temel değerler aşındığı ve seyreltik hale geldiği için bazı insanlar, evliliğe kuşkuyla bakmakta, birtakım korkularından kurtulamamaktadırlar. 2023 yılının istatistik verilerine göre ülkemizde boşananların evlenenlere nispeti 1/3’tür. Bu durum, aile için tehlike çanlarının çaldığı, aile kurumunun çatırdadığı anlamına gelmektedir.

Sevinci ve kederi paylaşma, diğerkamlık, sabır, metanet, fedakârlık gibi hasletler, dünyamızdan çekildiği için her geçen gün ailede tahammülsüzlük ve şiddet gibi negatif ruh halleri daha sık görülür olmuştur. 

Aile; “sevgi”, “şefkat”, “adâlet”, “merhamet”, “dayanışma”, “fedakârlık” gibi değerlerin neşvünema bulduğu, sümbüllendiği bir kurumdur/bir kurum olmalıdır. Kötü örnekleri öne sürerek bu kurumun varlığını sorgulamak ise başlı başına bir vahamettir. Aile içindeki bazı şiddet ve sapkınlık örneklerini dayanak kabul edip genç kızlara “Evinizi terk edin, sokaklar daha emniyetlidir.” diyen feminist bakış, bu konuda hayli mesafe almıştır. Her halükârda bize düşen aslî görev, aile fertlerinin temel değerlerle buluşmasını sağlamak, onları güzel ahlâkla, ilim ve irfanla donatmaktır.

Bu yazıyı paylaşın