ikinci bölüm: yolda…
I
“aklı başında olan insan,
ne dünya umurunda ne kazandığına mesrûr
ve ne de
kaybettiği şeyle mahzun olmaz
zîra dünya durmuyor, gidiyor
insan da beraber gidiyor
SEN DE YOLCUSUN * ”

elimde,Boudleaire  ustanın “Paris Sıkıntısı”
“şiirin nesre dökülmüş kelimeleri”
diyor ya
öyle çıktık bugün de yola
ne de olsa yoldayız, yolcuyuz ya
farkına varamasak da çoğunlukla
yolcu olmak, yolda olmak
“arınmaktır”
arınmaya adanmaktır
iki âlem arasında

II
geceleri
âlem-i berzahta
sefere çıkar hayâl gemileri
rota; düş kentleri
pusulamız avuçlarımızın içinde
yüreğimizin nasırlaşmış izleri
haritalar çizmiş ellerimize

kimi zaman,
soğuk, karanlık ve yalnızlık
karartır pusulayı
not düşülür o an seyir defterine:
hayâl yoksunluğudur zemheride üşüten.

III
bir gün
yolda, âlem-i berzahta
rastladım ölümünü tuvaline çizen ressama
sordum fütursuzca
nasıldır acep, ölmeden önce ölümünün resmini çizmek
dedi:
ben yalancı bir kent soylusuydum,
sokağın yansımalarında gölgesini arayan
umursamaz adımlarla kalabalıklar yayılırken meydan yerlerine
ben yorgun düşlerini çalardım tuvalime.

elimde bir ermişlik nişânesi var sanırdım
bir bilinçaltı  suvârisi gibi sürrealist kılıçlar kuşanırken
ağır gelmez sanırdım insanların sualleri

bir gün
bir düş düştü tuvalime
gördüm
yağmur taneleriyle yarışan
katreleşerek süzülen bir gözyaşını
melekî bir başkaldırıyla hayâlleri avutan su masalını

anladım ki
bütün bunlar hep yalan
ben bir korkağım, korkularından korkan
gölgemi ararken kendimi kaybeden…

bir de, bilesin
kenetlenmiş ellerimde öfkem
yoksa ben bir gözyaşı bile çizemem.

*Mesnevî-i Nûriye