Ali Nar Hoca’nın Edebi Eserlerine Genel Bir Bakış

Ali Nar Hoca* ve Edebiyat
Ali Nar Hoca, edebiyat zevkini son devrin âlimlerinden Mahir İz Hoca’dan almış ve Necip Fazıl’dan beslenerek büyütmüştür. Talebelik yıllarında bir kere gördüğü ve MTTB salonunda onlarca konferansını dinlediği Necip Fazıl’la 28 Haziran 1964 yılında tanışmış, öğretmenlik yıllarında Diyarbakır’a, Erzincan’a ve İzmit’e konferansa çağırmış; Büyük Doğu dergisinde yazı yazacak kadar dostluğunu ilerletmiştir. Mart 1983’te Üstad’la vefatından önceki son röportajı gerçekleştirmiştir.
20. asırda “İslamî Edebiyat” kavramını ilk defa kullanan ve bu kavramın isim babası Ebu’l-Hasen en-Nedvi ile 1986 yılında Hindistan ziyaretinde tanışmış; Şeyh Nedvi’nin “Türkiye’de İslami Edebiyat’ın temsilcisi sen ol” çağrısına cevap vererek “İslami Edebiyat” dergisini kurmuştur.
Daha ilkokul yıllarında edindiği not defterine itinayla günlükler tutan Ali Nar Hoca, İmam Hatip yıllarında ve Yüksek İslam Enstitüsü’nde yazma alışkanlığını geliştirmiş, “Milli Yol” dergisinde yayınlanan bir ankete verdiği cevapla katkıda bulunmuş ve “Yeni Şark Postası”nda yazmaya başlamıştır. Hocanın edebiyatta sesini duyurması öğretmenlik yıllarına tesadüf eder. Salih Özcan Beyin çıkarttığı “Hilal” dergisinde ilk şiiri yayınlanır. “Hakses” dergisinde de bir yazısı yayınlanmıştır. Böylece edebiyat dünyasında ismi duyulmaya başlamıştır.
1977’de yazdığı kitaplarını neşrettirme imkânı bulmuş, “Milli Gazete” ve “Yeni Devir”de yazdıklarıyla Türkiye çapında ismini kabul ettirmiştir. “Pınar”, “Mavera”, “Yeni Sanat”, “Sedir”, “Çınar”, “Tohum”, “Hilal”, “İslam”, “Milli Gençlik”, “Düşünce”, “Hakses”, “Vahdet” gibi sağda çıkan dergi ve gazetelerde yazılar yazmıştır.

Ali Nar Hoca’nın Edebiyat Anlayışı
Ali Nar Hoca’nın 78 yıllık hayat mücadelesi iki temel üzerine oturmuştur: “Birisi din, diğeri edebiyat”. Edebiyatı, dini anlatmada bir vasıta olarak görerek “İslami Edebiyat” kavramı üzerinde ısrarla durmuş ve Türkiye’de İslami Edebiyat’ın temsilcisi olmuştur. Hoca’nın bu tutumu “tebliğ” anlayışından çok “telkin” anlayışıdır ve bu yönüyle Lebid’e, Hassan bin Sabit’e, Züheyr’e, Ebu’l-Hasen en-Nedvi’ye ve Necip Fazıl’a benzer. Yazdığı piyes, hikâye, roman ve denemelerinde “tebliğ” değil, “telkin” anlayışı hâkimdir.
Bu anlayışını şöyle ifade eder: “Önce İslamî edebiyat İslamî duygu ve düşünceyle yapılan bir söz sanatıdır. İslam’dan ve onun kutsallarından direk söz etmeseniz de onun ruhuna uygun olarak Müslüman ediplerin yaptığı edebî faaliyetlerin tümü İslamî edebiyat kavramının içine girer. İslam’a aykırı olmayan ve İslam’ın kutsallarını rencide etmeyen eserleri bu kategoride değerlendirebiliriz. Özellikle altını çizmek gereken bir nokta genel ahlaka aykırı olamamaktır. Bizim geleneğimizde var olan münacat, naat, büyükleri medih ve kötülere yergi, ahlakî telkin taşıyan türler tepe noktasını tutar. Aslında bize göre ideal olan da budur.”
Hocanın edebiyatta ideal olanın “tebliğ” değil, “ahlaki telkin” olduğu inancı eserlerine de yansımıştır. “Tebliğ”in din adamları tarafından da yapılabileceğini ancak edebiyatçının dini anlatırken “ahlaki telkin” metoduyla hareket etmek suretiyle daha geniş kitlelere sesini duyurabileceğini; telkin metoduyla dini düşünceleri, edebi türlerin içine daha ustalıkla yerleştirilebileceğini öngören Ali Nar Hoca, yazdığı “piyes”, “hikaye” ve “roman (bilim kurgu-ütopik)”larında telkinî bir metod takip etmiştir. Ancak yazdığı “Ezan Donanması” ve “Sığamadığım Dünya” şiir kitaplarında ve denemelerinde “tebliğ” ve “telkin”i birlikte kullandığı görülür.

İslam Dünyasının İlk Ütopik Romanı: Arılar Ülkesi
“Arılar Ülkesi”, sosyal-siyasal içerikli bir ütopik romandır. 1980 yılında yayınlanan eser, Arılar sembolüyle Türk milletinin ve özgürlük savaşı veren toplumların son asırdaki macerasını anlatmaktadır. Eser, Fransızca, İngilizce ve Arapça’ya çevrildi. Dünya İslami Edebiyat Birliği yarışmasında 1’incilik ödülü aldı.
Ütopik romanlara örnek olarak “Guliver’in Macerası”, “Utopia” ve “Güneş Ülkesi” romanları örnek verilir. Ancak bunların tümü yabancı romanlardır. Arılar Ülkesi, bu yönüyle Türkiye’de ve İslam ülkelerinde türünün ilk örneğidir.
Ali Nar Hoca, “Arılar Ülkesi” kitabının “ahlaki telkin” metoduyla yazdığına işaret ederek şunları söyler:
İnkılap Kitabevi’nde bir tabiple kelam ediyoruz:
-Hocam, beni hatırladınız mı? Sizinle 1982’lerde burada tanışmıştık, ben talebeydim. Arılar Ülkesi yeni çıkmıştı. Bir kız gelirdi yayınevine, İslam’a yönelmişti ama bir türlü başını örtmeye razı olmuyordu. Çok anlattık, kitap verdik. Sonunda sizin bu romanınızı hediye ettik. Bir iki gün sonra kızcağız başı örtülü geldi. Hayretimizi bir kat daha arttırdı. Arılar Ülkesi’ni okuyunca lüzum görmüş! Halbuki kitapta bunu tebliğ eden bir kelime yok!..
-Evet, dedim. Uzaktan ve derinden telkin almış olacak!..
Cahit Zarifoğlu, Arılar Ülkesi romanı hakkında şunları söyler: “Çocuklar da dahil herkesin rahatlıkla, zevkle ve ibretle okuyacağı bir romandan söz açalım bugün. Yazarını gazetelerdeki yazılarından da tanıyorsunuz. Bu defa bir romanıyla karşımıza çıkıyor. Zannederim Ali Nar’ın bu ilk romanı. Çok yönlü bir kitap: İsterseniz çocuklar için bir masal kitabı, dilerseniz bir edebiyat eseri, dilerseniz bir siyaset analizi deyin. Hepsini de karşılayabilecek birçok yönlülüğe sahip.
Konusu üç cümle ile şöyle:
Çalışkan ve dürüst bir arı cemaatının yaşadığı bir küçük ülkeyi, civar ülkelerden birinde yaşan yılanlar istila ediyor. Nice ızdıraplardan ve maceralardan sonra arılar akıllarını başlarına topluyor ve ülkelerini kurtarıyorlar.”[1]”

İslam Dünyasının İlk Bilim-Kurgu Romanı: Uzay Çiftçileri

Dünyada ilk İslami bilim-kurgu romanı olan Uzay Çiftçileri, Eylül 1988 yılında yayınlanmıştır. Panzehir dergisine röportaj veren Ali Nar Hoca kitabın konusunu şöyle özet­liyor: “Uzay Çiftçileri” İslam dünya­sındaki çeşitli bölgelerden bir grup insanın 2018 yılında çok modern bir uzay gemisi ve buna bağlı olan uzay taksileriyle güneş sisteminin geze­genlerini kontrol etmeleriyle başlıyor. Venüs ve Merih’e inen grup burada hayat olmadığını görüyorlar. Daha sonra, jüpiterin bir uydusuna iniyorlar ve hayat imkânı buluyorlar. Orada bitkiler yetiştiriyorlar. Sonra bir teva­fuk sonucu başka bir güneş sistemin­deki gezegene iniyorlar. Orada bitki ve hayvan yetiştiriyorlar. Gezegene bir çift aslan, eşek ve insan bırakarak, o gezegene 300 yıl önce gitmiş olan bir Karadenizli’yi alarak geri dönüyorlar. Kısaca özeti bu şekilde.[2]”

Yerli ve yabancı birçok yayın tarafın­dan tanıtım yazısı ve haberi yapılan eser, ilgi görmüştür. “Die Welt Des İslams, Tuta Sufo Âegide Palas, Milliyet, Panzehir, Mülakat, Yön, Matbuat, Nokta, Tempo, Atv ve Kanal D televizyonları ile Marmara FM” tarafından kitabın tanıtımı yapıldı.

Hollanda’da yayınlanan “Die Welt Des İsIams=İslami Edebiyat Bibliyografyası” 10 sayfalık yazı ile kitabı tanı­tırken, Mısırlı Ahmed Raif’in “Beşinçi Boyut”uyla mukayese ettikten sonra Uzay Çiftçileri romanının Türkiye’nin ve islam âleminin ilk bilim-kurgu romanı olduğunun altını çizmiştir.[3]

Matbuat dergisi bilim-kurgu sayfasında “Bu hikâyede Asimov da var” manşeti ve İlhan Kurtaran imzasıyla “Türkiye’nin ilk İslamcı bilim-kurgusu” alt başlığından sonra şu övücü ifadeleri kullandı: “Türksat gibi el malı bir uydu ile neredeyse göbek atacak bir toplumun insanlarıyız; medar-ı maişet derdiyle kavrulan Anadolu’nun nesine gerek bilim-kurgu derken, bir de baktık ki Uzay Çiftçileri adında bir kitap yayınlanmış. Müellifi Ali Nar beyefendi. Kendilerine beni kara ufuklu tahlillerinin boğuculuğundan kurtardığı için teşekkür borçluyum. Önsözde de belirttiği üzere, oku­nacak ve tartışılacak bir kitap olduğu muhakkak. Ama bir ilk oluşu var ki her şeye bedel. Bilim-kurguya yeni bir misyon yüklüyor yazar, insanı sadece pozitif bilimle bırakmıyor da, ona bir ruhun var olduğunu da hissettirmeye çalışıyor, dini mefhumlar önem kazanıyor. Astronotlar -ki bunların asıl adı, misyon/arıyla mütenasip olarak “Uzay Çiftçileri”- manevi kuvvetlerle ışık hızının 15 katı hıza ulaşıyor…”[4]

Yön dergisi “Türkiye’nin ilk İslami Bilim Kurgusu: Feza’da Cihad!” başlığıyla Orhan Gökdemir imzası taşıyan değerlendirmede Matbuat dergisinin kitap hakkındaki pozitif değerlendirmesine vurgu yapmaktadır.[5]

Milliyet gazetesinde Ruşen Çakır “Uzayda Cihad Tutmadı”[6] başlığıyla verdiği haberde “Uzay Çiftçileri” romanının satış yönünden tutmadığından bahsetmiştir ancak bu haber kitabın tanıtılmasına katkı sağlamıştır.

Nokta dergisi “Halep Üssü’nden Uzaya: İslami Bilim Kurgu Romanı” başlığı ve Nuh Köklü imzasıyla şu değerlendirmelere yer veriyor: “2018 yılında Halep Uzay Üssü’nden kalkan bir uzay gemisi, Dünya islam Federasyonu adına “Uzayda Bitkisel Gıda Üretme Projesi”ni gerçekleştir tarafından keşfiyle sonuçlanacak olan bu uzun yolculuk serüveni, islami ütopik roman türünün ilk denemelerinden biri. Halen iki bölümü piyasaya sunulan kitabın üçüncü bölümü yazılma aşamasında. Her ne kadar uzayda eşekle gezilen bölümlere yer veriliyorsa da kısmen kurgu bilimcilere parmak ısırtacak öyküler de var.”

Yabancı basının ve Türkiye’deki sol yelpazenin, kitabın tanıtımı ve hakkının teslim edilmesi noktasında yaptığı katkıyı, o günlerde muhafazakâr matbuatta göremiyoruz. Belki kitap, 2000’lerde yayınlansa İslami camia da kayıtsız kalmayacaktı kim bilir. Kitaba İslami camiadan Afet İlgaz, Üstün İnanç ve Prof. Dr. Hasan Akay tanıtım yazısı yazmış­tır.

Yazar Üstün İnanç “Uzay Çiftçileri, bir Türk’ün önderliğinde Müslümanların uzaya gidişini ve orada kendi düzenlerini kuruşunu anlatır” dedikten sonra kitaba İslami camianın ilgisizliğini eleştirir: “Maşallah Müslümanlığını öne çıkaran aslanlar gibi üç televizyon kanalımız var. Lakin haberleri bile yoktur Uzay Çiftçileri’nden. Gelgelelim, Atv haber programın­da ballandırıla ballandırıla anlatılıyor, her ne kadar uzaya götürülen eşeği ön plana çıkararak hınzırlık yapılıyorsa da..

Tıpkı Ali Nar’da olduğu gibi.

Üstad Necip Fazıl, konferans ve eserlerini boykot eden solcu ve mason basın organları için şöyle derdi: “Üzerimize milyon­larca ton sükût külü ekiyorlar”.

Ah üstadım, şimdi rüzgâr ters döndü, sükût külünü kendi özlerimiz ekiyor… Bizlere karşı[7] demektedir.

Yazar Afet Ilgaz’da kitabı övgü dolu sözlerle tanıtırken, ilgisizlikten şikâyetçiydi. İlgaz’ın kaleminden dökülen şu cümleler oldukça anlamlıydı: “Bugünlerde Ali Nar’ın Uzay Çiftçileri’ni okuyorum. Bu kitabı okumakta neden bu kadar geciktiğimi, kitabına ve yazarına neden böyle haksızlık etti­ğimi de düşünerek. Oysa hiç kendisinden böyle şeyler bek­lemediğimiz ve benim “öteki”ler dediğim televizyonlardan ikisi, hiç de korktuğum gibi küçümsemeye kalkmadan, alay etmeden, bir “İslamcı” yazarın bu bilim-kurgu kitabını epey bir zaman önce hem de haber bültenlerinde duyurmuş, tanıtmıştı. Bizimkiler de neden ses seda yok, onu da bil­mem! Belki de benim gibi düşünüyor hissediyor/ardır. Ben bilim-kurgu romanları okumaktan sıkılırım. Çünkü bunla­rın, insan muhayyilesiyle sınırlanarak hayal kurduklarını iddia etmeleri, bana yapmacık gelir. Ama itiraf ede­yim ki korka korka başladığım Uzay Çiftçileri’ni büyük bir zevkle, elimden düşürmeden okuyorum.”

Prof. Dr. Hasan Akay’da “…Öylesine çağdaş bir kurgunun böylesine islami bir hassasiyetle işlenmesine ilk defa rastlıyorum. Tek kelimeyle müthiş bir eser. Bu harikulade çalışmanız hem bana hem de kardeşlerimin elektro­nik meraklarına bir ilaç gibi geldi” demiştir.

Uzay Çiftçileri ile Türk Sinemasını etkiledi

Uzay Çiftçileri romanı islam dünya­sındaki ilk bilim-kurgu romanı olma özelliğinin yanı sıra son yıllarda yapılan sinema filmlerinin de esin kaynağı olmuştur. Bu yönüyle Türk sinemasını da etkilemiştir.

Sanatçı Mehmet Esen, Cem Yılmaz’ın GORA ve AROG filmlerini Ali Nar’ın Uzay Çiftçileri romanından esinlen­diğini / kopya ettiğini şöyle açıklı­yor: “O dönem ben “Uzay Çiftçileri” adında dini bütün bir yazarın fantastik romanını okuyordum. Ciddi bir dille yazılmıştı. ‘Türkler uzaya gider­se ne olur’ du konusu. Türkler bütün uzayı ele geçiriyorlar ama bir tek ay onların değil, kafayı aya takmışlar ve elde etmek istiyorlar. Sonunda bir formül bulunuyor ve maç yapmaya karar veriyorlar. Ben bunu eğlenceli bir şekilde sahnede kitabın da adını vererek anlatıyordum. Cem’de sahne­ye ilk çıktığında uzayla ilgili bir şeyler anlattı.

“(…) Bu uzay konusu üzerinde bol bol espri ürettik. O dönem Cem Yılmaz ve Erdil Yaşaroğlu iyi arkadaşlardı hala da öyleler. İkisi de iyi çizerlerdir. Sürekli uzay esprisi yapıyorduk. Ve yıl­lar sonra GORA vizyona girdi. AROG’u da unutmamak lazım. Maç bölümle­ri bahsettiğim kitapta da mevcuttur. Google’dan bulabilirsiniz.”

Mehmet Esen, “GORA için sizin fikri­niz diyebiliriz yani?” sorusuna da şu cevabı veriyordu: “Kesinlikle! ‘Uzay Çiftçileri’ kitabından yola çıkıp anlat­mıştım. Kitabın adını da vermiştim sahnede anlatırken. O dönem oyunu­mu izleyenler şahittir.”[8]

İslami camianın yeni yeni ortaya çıkan tiyatro gruplarının bu tür eserleri Ali Nar Hoca’nın vefatı münasebetiyle taziye mesa­jı yayınlayan Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi de Hoca’nın”Uzay Çiftçileri” romanıyla Türk sinemasını etkile­diğine dikkat çekmiştir.

Muhtar Kafası ve Piyesleri
1974 yılında ilk basılan piyesi “Fetih”, 1978’de “Koro” / ya da “Devrimci Öğretmen”, 1979’da “Muhtar Kafası”, 1985’te “Nasreddin Hoca’dan Öğüt”, “S.Bin Müseyyeb’in Hayır Dediği Gün” ve 1991’de yazdığı “Ruh Paraziti” / ya da “Porselen Dişli Bürokrat” ve “Hortlaklar” piyesleri Müslüman gençliğin yetişmesine katkı sağlamış ve büyük bir boşluğu doldurmuştur.
İslami camianın yeni yeni ortaya çıkan tiyatro gruplarının bu tür eserleri bulmakta zorluk çektiği bir ortamda Ali Nar Hoca yazdığı piyeslerle bir nesli etkilemiştir. Necip Fazıl’da “Bir Adam Yaratmak, Para, Reis Bey” piyesleriyle aynı katkıyı sunmuştur.
“Muhtar Kafası” adlı tiyatro eseri, Türkiye’nin değişik yerlerinde yüzlerce kez sahnelenmiş ve MTTB tarafından açılan tiyatro yarışmasında 63 eser arasında ikinci olmuştur.
Hikâyeleri
Ali Nar Hoca’nın hikâyeciliği romancılığı kadar yalındır. 1989 yılında yayınladığı “Muhtarnâme” de mizahi hikâyeciliği denemiş, 1990’da hikâyelerini topladığı “Dağ Pınarı (Kan Denizi)” kitabını neşretmiştir. 1991’de “Bir Demet Yasemin” adıyla çocuk hikâyelerinden oluşan kitabını neşretmiştir. 2005’te “Çağdaş Arap Hikâyesinden Seçmeler” adıyla Arapça hikâyeleri tercüme ederek Türkçe’ ye kazandırmıştır.

Günlük ve Gezi Notları
1975’te eğitim ve araştırma maksadıyla burslu olarak Irak’a gitmiş; bu seyahatini Musul, Bağdat, Kerbela, Necef, Halep, Şam, Beyrut, Amman, Mekke, Medine, Hayber ve Cidde’yle tamamlamış; gördüklerini ve Hacc sırasında tanıyıp dinlediklerini, oraların tabanından derlediklerini “Ortadoğu Günlüğü” adıyla bir seyahatname veya günlük olarak yazıp neşretmiştir.
1986 yılında Hindistan, Singapur, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Avustralya, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Fas ziyaretlerindeki intibalarını konu edindiği gezi notlarını 2005’te “Yedi İklim Dört Kıta 1 (Uzakdoğu-Avrupa), “Yedi İklim Dört Kıta-2 (Ortadoğu-Afrika)” adıyla neşretmiştir.
“Anadolu Müslümanının Direniş Günlüğü” adıyla yayınlamayı tasarladığı ancak mahut baskılardan ötürü “Anadolu Günlüğü” adıyla yayınlamak zorunda kaldığı eser, özelde Ali Nar Hoca’nın mücadelesini, genelde ise Anadolu Müslümanının mücadelesi ve çektiği çileleri anlatmaktadır. Bu eser Türkiye Yazarlar Birliği tarafından birincilik ödülüne layık görülmüştür.

Denemeleri ve Diğer Eserleri
Bize göre, gerek içerik gerekse üslup bakımından en seçme yazılarını topladığı “Bir Çağ Sonrasına (İki Sonsuzda Gerilim)” deneme kitabı özellikle gençliğe yol gösterici bir kaynaktır. Kitapta yer alan “İslam Gençliği” yazısı Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” dergisinde de yayınlanmıştır. “İslami Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde” ve “Müslümanın Gökkuşağı (1993)”ında inançlı neslin nasıl yetişeceğini gösterir. “Edebiyatın İslamcası”nda ise özellikle İslami Edebiyat kavramı, tarihi gelişimi, Türkçe’de İslami Edebiyat, edebi sanatlar, günümüz Türkiye’sinde İslami havadaki eser sahipleriyle, insan ve kitap tanıtımlarına yer vermektedir. Çağdaş Arap Edebiyatı’ndan 33 Şair”de Arap âlemindeki en önemli 33 şair ve edibi tanıtmaktadır. Bunlar arasında “Ali Ahmet Bakesir, Ahmet Şevki, Velid el-Azami, Mahmud Sami Barudi, Mahmud Müflih ve Ömer Bahaüddin el-Emiri” gibi edib ve şairi Türk okuyucusuna tanıtarak kültürlerarası bir köprü kurmaktadır. Yine “İslami Edebiyat Açısından Mizah Edebiyatı” adlı eserinde mizahın tanımı, İslami Edebiyat açısından mizahın yeri, Türkiye’deki mizahçılardan örnekler, Ortadoğu fıkralarından örneklere yer vermektedir.

Arapça’dan Tercümeler ve İslam Dünyasına Açılan Pencere
1975’te başlayan İslam ülkeleri ziyaretinde, tanınmış Arap şairlerinden yaptığı tercümelerle Türkiye’nin İslam dünyasına açılan penceresi ve oradan tatlı esintiler getiren bir gönül elçisi olmuştur. Necip Giylani’den “Cakartalı Kız”, “Kuzey Kahramanları”, “Kara Gölge”, “İlahi Nur”, “Yahudi’nin Kanlı Böreği”, Ali Ahmet Balıkesir’den “Cihada Çağrı” romanlarını tercüme etmiştir. Tevfik el-Hakim, Mahmud Müflih ve Necip Mahfuz’dan hikaye çevirisi yapmış ve bu zevatı Türkiye’de meşhur etmiştir. Velid el-Azami, Ömer Baha’üddin el-Emiri ve Nizar Kabbani’den şiirler çevirmiştir.

Şiirleri
Ali Nar Hoca’nın nesir türündeki eserleri ağırlıklı olsa da nazım türünde de eser vermiştir. 1989 yılında şiir kitabı “Ezan Donanması”nı neşretmiş, 2003 yılında aynı eseri bazı eklemelerle “Sığamadığım Dünya” adıyla tekrar yayınlamıştır.
Şiir kitabını tanıtırken şunları söyler:
“Hangi türe sığabildi ki duygularımız, arzularımız, nefretlerimiz, heveslerimiz, hayallerimiz, kayıplarımız, pişmanlıklarımız!? Belki her yazar veya şairlik iddiasındaki büyük ruhlar sığamamıştı dünyaya ve öyle gitmişlerdi.
Bu anlamda hayranı olduğum karakterlerden ikisi var sığamamış dünyaya: Yavuz Sultan Selim ‘dünya bir hükümdar için çok, ikisine az’; Üstad Necip Fazıl’da ‘söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda’ diyebilmesidir.
Bütün dâvâ budur…”
2012 yılında yayınlanan “Şiir Tahlilleri” kitabında önemli şairlerin şiirlerini tahlil etmiştir. “Kaside-i Bürde” ve Fuzuli’nin “Su Kasidesi”nin tahliliyle başlamış, “Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Lütfi, Necati, Gazi Giray Han, Rasih, Seza-i Gülşeni, Süleyman Şadi, Bayburtlu Zihni, Mehmet Akif Ersoy, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Cenab Şehabeddin, Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Ziya Osman Saba, Sezai Karakoç, Arif Nihat Asya, A.Öztemiz Hacitahiroğlu, M.Akif İnan, Dilaver Cebeci, Dr.Cahit Öney, Süleyman Arif Emre, Mehmet Nar, Ömer Faruk Turgut, Abdürrahim Karakoç”un şiirlerinden bazılarının tahlilini yaptıktan sonra kendisine ait “Hicran Gazeli”nin de tahliline yer vermiştir.

Netice
Ali Nar Hoca, tıpkı Osmanlı dönemi âlim, mütefekkir ve edipleri gibi dini ve edebiyatı iyi bilen, bu iki sahada da önemli eserler veren; bu yönüyle Osmanlı bakiyesi bir âlim, bir edib bir şâirdir.
İslâmi Edebiyat kavramını 20.asırda ilk defa kullanan ve gündeme taşıyan Şeyh Ebu’l-Hasen en-Nedvi’den sonraki ismidir. Bu kavramı Türkiye’de tanıtan ve yerleştiren kişidir. Edebi eserlerini İslâmi tahassüsle yazmış, “ahlaki telkin” metoduyla tedrici bir dini yönlendirme yapmıştır. Arılar Ülkesi ve Uzay Çiftçileri romanları İslam dünyasında yazılmış, alanlarındaki ilk örneklerdir. Uzay Çiftçileri eseriyle Türk sinemasını etkilemiştir.
“Ortadoğu Günlüğü”, “Yedi İklim Dört Kıta 1-2”, “Çağdaş Arap Edebiyatından 33 Şair” telifleri ile Necip Giylani, Ali Ahmet Bakesir, Tevfik el-Hakim, Mahmud Müflih, Necip Mahfuz, Velid el-Azami, Ömer Baha’üddin el-Emiri ve Nizar Kabbani’den tercümeleriyle Türk-Arap dünyası arasında kültürel bağ kurulmasına yardımcı olmuştur.
Telif ettiği “Edebiyatın İslamcası”, üç ayda bir çıkarttığı “İslâmi Edebiyat” dergisi, Necip Giylani’den tercüme ettiği “İslâmi Edebiyata Giriş” ile İslam dünyasının tanınmış edib ve şairlerini Türkiye’de toplamakla “İslami Edebiyat” kavramını ülkemizde tanıtılmasına öncülük etmiştir.
“Müslümanın Gökkuşağı”, “İslami Düşünüş ve Yaşayış Çevresinde” ve “Bir Çağ Sonrasına” kitaplarıyla inançlı bir neslin tohumlarını atmış, yazdığı piyeslerle o yıllardaki nesle ufuk açmıştır.
“Sığamadığım Dünya” adlı şiir kitabında da inançlı nesil yetiştirmeyi kendine dert edinen Ali Nar Hoca, “Yeni İslam Gençliğine Mesaj” şiirinde o nesle:
“Ben İslam destanını yazmak dilerim
Sen de söyleyecek dil olur musun? sorusunu sormaktadır.
Aynı şiirin devamında:
“Ve bir gün vurulup, şerefle ölsem,
Sen beni örtecek tül olur musun?
Beni yıkayamaz büyük denizler,
Örtüp saklayacak göl olur musun?” demektedir.
Tarihler 16 Temmuz 2015’i gösterdiğinde, din ve edebiyat kanatlarıyla “Şahsiyetçi Nizam” dediği İslam’a hizmetini tamamlayarak şiirinde bahsettiği şehadete erdi. “Örtüp saklayacak göl olur musun?” dediği nesil, onbinlerle cenazesine iştirak ederek sel oldu, göl oldu…

* İslami Edebiyat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

[1] Cahit Zarifoğlu, Milli Gazrete, 3 Mart 1980, s. 2.

[2] Panzehir, Biliım-Kurgu Romanları Üzerine Ali Nar İle, Konuşan: A.Selim Köroğlu, 1989.

[3] Reprinied from: DİE WELT DES İSLAMS, Band XXXV, 1 1995.

[4] Matbuat dergisi, Bu Hikayede Asimov da Var, İlhan Kurtaran, Eylül 1994.

[5] Yön dergisi, Türkiye’nin ilk islami Bilim Kurgusu Feza’da Cihad, Orhan Gökdemir, 16 Kasım 1994.

[6] Uzay’da Cihad Tutmadı, Ruşen Çakır, Milliyet 14.05.1995.

[7] Kayıtsızlık, Üstün inanç, Gündüz gazetesi, 4 Aralık 1995.

[8] Medyatava, 14.04.2011.

Bu yazıyı paylaşın