gözlerim yuvası dağılmış bir kuş gibi sessizce çekiliverdi dağın yamaçlarından. uzaklardan derenin sesini duymayalı uzun zaman olmuş. dedemin içinden ırmaklar geçen masallarından birindeydim işte. kimse beni metropollerde olduğuma, bir atölyede, parmaklarımı kaptırmamak için çırpındığıma inandıramaz. Soluğumu tutarak bakıyorum dağa. beyaz sakallarından aşağıya süzülen gözyaşlarını salmış gitmiş dedem, kim bilir ne hatırladı, yıllar öncesinden kulağıma çalınan anılardan biri mi gelmişti aklına, seferberlik yılları, harf inkılabı, şapka devrimi, ne…
aklı karışıklar için yalpalama derslerine katılmama ramak kaldı, şimdi çatlayacağım. dedemin gözbebekleri büyüyor, neler oluyor, gözlerim kamaşıyor, birileri baskın düzenlemiş yan taraftan feryatlar yükseliyor, eli silahlı adamlar görüyorum, namlu bana mı doğrultulmuş şimdi. hiç bir şey anlamıyorum. dedem terini silerek çıkıyor dağa. ardından koşuyorum, gençliğimle övünürüm oysa. birileri üstüme atladı. ceplerimi karıştırıyor. ben baygın mıyım. usulca sokuluverdi yanıma galiba, ensemde bir nefes var. elinde parlayan bir bıçak, kanımın kırmızı olduğunu anlıyorum karnıma dokununca. dedem hızlanıyor, kavrıyorum adamın elini. titreyen dudaklarıma dualar ve isyan cümleleri sıkıştırıyorum. dedemin kalbi kanatlanmış, daha yükseklere çıkmak için yarış yapıyor sanki. ardından atlılar koşsa yetişemez, dedem hızlanıyor, kanım akıyor, dükkanın içinden karaltılar çekiliyor. ceplerim boşalmış, televizyonun sesi çınlıyor odada. “sayın seyirciler ekonomik kriz.” yavaş yavaş ölüyorum galiba. bir bardak suya hasret gidiyorum. dedem yukarıları işaret ediyor. rahmetliyle yaşarken de bu dağı tırmanmıştım. ama bu sefer gerçekten gerilerde kalacaktım. her seferinde onu geçmemin intikamını alır gibi hızlı yürüyor ve ben ilk kez adımlarına yetişemiyorum. susmayı denesem, zaten suskun gibiyim. ayağım takıldı galiba. kanıyor. bağırıyorum, sesimi duyuramıyorum. gücümün son raddesine kadar bağırıyorum. dedem ardına bile bakmadan yürüyor, dağı aşıyor, görüntü’bitiyor. kulaklarımda uğultu dolaşıyor, hayatı kaçırıyorum galiba elimden, kalbimi kontrol ediyorum, ilk defa bu kadar korkuyorum. ekip arabalarının sesi geliyor uzaktan, bir polis nefes alıp vermemi kontrol ediyor, “ölmüş galiba”. dedem aştı çoktan dağı. ilerden el sallıyor, birden gücüm yerine geliyor, koşmaya başlıyorum, geniş bir alana kadar koşuyorum, dedem ellerimi tutuyor ve “hadi, gidelim” diyor, yürüyoruz ve polisler yüzümü örtüyor. cebimden bir şey çıkmıyor, elimde bıçak, dedem terlerimi siliyor, polis bizi görmüyor. dedem gülümseyerek ardına bakıyor, eliyle bir yeri işaret ediyor. uzaklardan bana benzeyen bir siluet görüyorum, yaklaştıkça ben oluyorum. yaklaşıyor, dedem yok ortalıkta. kendimle karşılaşıyorum, kendime bakıyorum. birileri kanlarımı temizliyor, ellerinde neşter olan adamlar karnımın etrafında gezindiriyorlar gözlerini. narkozun etkisi yavaş yavaş geçiyor, yağmuru fark ediyorum camdan. gülümseyen bir çift gözle karşılaşıyorum, hemşire yaklaşıyor yanıma. serumu kontrol ediyor ve kağıda bir şeyler yazıyor, sesimi duyuramıyorum yine. bu sefer dedem de yok. ışıklar kararıyor, yalnızlaşıyorum. İçimden bir türkü tutturup uzaktan el sallayan dedeme güle güle diyorum. bekleyeceğim diyor. beklemek, yaşam beklemek oluyor. beklemek de hayat, susuzluğum geçiyor.