Murat Er

Zünnûn

                     “İbnu’s-Sâiğ şöyle anlatır: Zünnûn ile birlikte bir deniz yolculuğu yaptım. Yolculuk esnasında susadık. Dalgalanan denizin ortasından bir avuç su aldı ve bana bu suyu içirdi. Su baldan tatlıydı.” Öylesine susadım ki Dalgalı denizin ortasında Avuçların Kat kat zulmete batmış…

Musallâ

Aman Allah’ım musallâ Dilenciler uçsuz deniz puslu hava Kâbus sarıyor dört yanımı Musallâda derin korkularımla kötürüm Beklediğim gizli bir ölüm Şehâdet rüyâsıyla yattığım lâhza Yazık ki uyandım Gayyâ’da Nedir Allah’ım Ömrümün bu iğreti Baygın çığlık yüklü hükmü Çığ gibi üstüme düştü

Gelgit

Sükût kaçır ruhumu En güzel iklimlere Söz ağlatır beni Dipsiz kirli denizlerde Sükût iliklerimi süzer Kalbimin derinliklerinden Söz çıldıran bataklıkların Türküsüdür söylenen Sükût uçarım ipek kanatlarla En uzak yıldızların ülkesine Söz kırar belimi Ermişlerin muhabbet meclisinde

Zünnun

Ey Nil’in âb-ı hayat çeşmesi Üç seferden döndüğün akşam Perdelerin en kalınıyla Bürünmüştü kalbim Ne yola başlayabildim Ne yolu özleyebildim Nişan yüzüğümü bırakıp kaçtım Siz izbe yer altlarında Gizli gizli söyleşirken

Dua

Başım vehimlerle kırıştı bu gün Her kıvrımında menekşeler Direkler zehre battı derken Mâbedim âh mâbedim Başım vehimlerle kırıştı bugün Yalvarıyorum kubben altında Kandilimi bir yel almasın Topuklarımı sıkan okyanustan sırata Ahirette raksetsin ışığınla Yalvarıyorum kubben altında

Ölüm ve İstanbul

Gül dalları düştü Sarayın kurşundan kubbelerine Ve kavradı kubbeyi bulutlar Toprağım gül ağaçlarım kurudu Bahçeme diktiğim her mevsimde Adem kopardı Zaman benden Ben Aynam… Öylesine puslu Evimin camları bir o kadar pas Ellerimde kan Allah’ım nedir bunca yarı ölü insan…

Vadi

Ayaklarını neden çıkardın canımın içi Nuh’un gemisinden O gördüğün Tuva değil Mukaddes Tuva değil bi tanem Ayaklarını neden çıkardın gemiden Avuçlarının içinde yanan nar Tanrı kelimesi Kan değil Ah kan değil bi tanem Serâbının yollarında uzayan kan değil İnan Ah…