Yavuz Ertürk

İkindi Vaktinde

Bir eski mezarlıktaÖlüm zamanındaMucize bekliyorken bir kocaBen sırtımı dönüp, küsüp, öksürüp, temizleyip boğazımı haykırmak içinKalakalıyorum önüme düşen gölgemle. Gölgem bir değişikGölgem bir garip bu ikindideArkama düşmesini beklerkenKarşımda durup silah tutuyor bana.Ne eli belliNe yüzü.Ne sesi varNe nefesi.Ama silah. Çek tetiği…

Çözülüp Atılan Akıl

Başlıyoruz Dağlara bakmaya Aşıp taşlaşan lavlarını karlı uçların Acının kemik gibi ağrısını aşıp Ağrısını Ağırlığını acıyan kemiklerin Kapandığımız odalarda duymaya. Bu eli sıkı, sımsıkı tut. Açık pencereden değil kapalı odadan sesin Dikkatli ve kaçırmadan hiçbir ayrıntıyı Bu eli sıkı, sımsıkı…

Gel

Bir bahar getirBir şarkı patlasın dudaklarında.Patlasın güller kankırmızıDelili olsun rüyalarımızın uykuya ödünç verdiğimiz.Her gün birkaç damla daha eksildiğimiz. Bir elinle acınınDiğeriyle mutluluğun elinden tut gelirkenBizim hayatımız gerçek sevdiğim!Hayat bu rüya değil gerçeğimiz. Geçmişle kurduğun bağıYarının şalına bürü de gel.Gel beraber…

Birikmiştik 

Asırlık bir değirmen gibi dönerKırar ellerini, bilekten kırar ta kiDurduramasın akışını oyuklardaki kanınGözlerde yağın. Yağı yaralara merhem eden,İlaç eden umursamazlıkKaygı ile birleşerek,Kader ile gülüşerek,Gece ile güreşerek doluyor boş kovanlara.Silahı aksine tutmuşTerse değil aksine.Suda görünen kendi sandığı. Tereddüt etmeyecek, şarjör dolu.Tereddüte…

Suya İnen Seslerle

Sustukça içine akıyor zehriDağları okşamışSıvazlamış sırtını serin otlarınEn dişi haliEn dişli rakibi kendiyle bir olanın.Acele etmiyor zerk etmek için ruhunu, sabırla bekliyorKadın en sabırlı hali toprağınEn kıraç ve tozlu yanı. Vardıysak ona, karanlık saçlarınaVardıysak ondan, seçilmiş bir nutfedenRüzgardır yumuşattığı göğsündeHer…

Sıradan Bir Adam

–Sıradan görünümlü sıradışı adamlara- Sondan başlayalım,Derviş öldü.Yaşarken herkesçe bilinen, katlanılanKalabalıkların sevimli çocuğu yalnızlıktan öldü.Ne garip adam amaNe garip bir elveda. Hasta olduğunu duymadık, söylemezdi.Gönül koyduğunu duymadık, küsmezdi.Gönlü genişti, karmaşık olsa da düşünceleri. Bize, yürümekten yorgun düşmüş bir çift ayakkabı,Görmeyi güçleştirecek…

Paramparça

Kapının önündeÇamura batmışDikişleri patlamışKim bilir kaç zaman ve ne kadar yol almışVe pörsümüş bağcıklarıBenim kadar yabancıBir çift ayakkabı. Sürgünden mi dönmüşsünSürgünde mi doğmuşsunBesbelli yorulmuşsunBize ne kadar şirinse dünyaSana da bir o kadar acıKapının önündesin işteGözlerimi cırmalarcasınaÖyle hissiz, bir başına. Seni…

Gümüş Kafa

Susadıkça atıldığım tuzlu sularGöğsü uyuşturan, kolu ve derinleriBu yine bir gelişSığınış yine sanaBir belki bin yılVe bin dahaKapında. Yoğunmuş suları hüznünGöze buğuSis dağların soğuk tenineUzaklardan haberciŞimdi kalk ve yüceldiğin sese yönelBilebilirsin kapının kapandığı yüzüSakin duran vesayısız mızrak yarası taşıyan göğsünde.…

Yazgı

Aşka yakınlığınıAkıldan uzaklığında buldu meczupAğırlıklarından uzakta.Koymadı hiçbir şeyinGetirdi sundu tümden sâdıkBildi: -Allah bilirBildirildi demek kiBir göze aynı yöne bakan bir göz yeterdi. Aşka uzaklığınAkıldan bilmemeli seyyahınKorkusudur hamal eden dünyayaDünya döner, dönerMevsim döner, dönerHesap döner o dönmez. Oysa hicretle başlar tüm…

Vasiyetname

Hatalar sıcak. Ve diri kalacak Alnımı dayadığım bu toprak. Subhanerabblyelala. Üstümde, rükû etmiş bir başak belki hiç olmayacak. Hep dirileşen günce irileşen su tohumları serpin. Biraz da yolunmuş güvercin tüylerinden. Temize çekilmiş emeklerim var kara kaplı defterde. Yarıda kesilmiş isteklerim…

O Eski Şey

Bir adam ovarak gözlerini Bir adam gözlerini kısarak Girdi şehirden içeri Hepimiz yanıbaşındayız işte Hepimiz küçük bir nokta Önüne açılan sayfada Eski şehirlerin konuşlandığı Birkaç uçumluk kanat Tarih denilen o eski şey işte! Ve belki fazlası Hesabı tez görülmüş Ve…

Şehadetname

Ellerinde kına mıdır Yara mıdır kanayan? Ötelerin boşluğunda asılı duran Yüzüne sürüyorum yüzümü Dünyanın sözü var Buluşturacak bizi diz dize Sonra kendi işine koyulacak Pervasızca dönmesine. Senin mevsimlerin geliyor sevgili göz Beşiğinde sallanan dünya Hep tersten okutuldu bize Mevsimleri de…

Aşığın Gönlü

Aslımıza dönücüyüz Yârin adı öyle Boşuna değil. Heves değil bize delmek dağları Gelip geçmez öyle bir bakmayla Kırılmış olsa da dağı delen ırmak Göğü aşan bulut Özrü geçen pişmanlık. Bu dîvan Bu sehpa Ve yıllanmış paslı urgan Yanık benzimizin mührünü…

Yaşamak

Ölümden uzak olan Hayata da uzak kalıyor. Büyük dönüşümün kıyametini yaşıyoruz. Yaşadığımız kıyametin doğuşu. Ölümden arta kalan bir hayatı yaşar da Bilmez mi insan ölümü, ölümünü? Varlık, içinde yokluğu büyütüyor El değmemiş, bâkir ve şeffaf bir ânı. Bu kalp beni…

Santuri

Ömür oldu. Aylardan yıl Ve yıllardan bir çiçek. Renkleri güzelliğin Yapışıyor göğsüme. Bu gece de Şu acem şehrinin acemisi olmayan Elden çıkan ses giriyor yumruk gibi rüyama. Atalar yadigârıdır, pilav yenip, Yüz sürülür cüzlere. Badanalı duvarlara yaslanır sırtlar. Tütünler sarılır…

Böyle Durdum

Yüzlerimdir yüz oldu kilitledim dünyaya Gözlerimden göğsüme serptiğim tohumları Gözlerimden göğsüme düşen tomurcukları Ey cin, ey tatlı diller konağı. Düşü terk ettim kendimden Tırnaklarımı etlerinden Dişlerimi köklerinden Ayırdım ağrılarımı tenlerimden Sularla savundum rüyalarımı Hayra yor a sen. Elimle yokladım içimi…