-Bizim de bağımız olsaydı.
Oyunlardan kurulu, renkli, neşeli bir dünyamız var.Yaz tatilindeyiz.
Dışarısı kaynıyor.Babam ter içinde soluk soluğa geldi.Sakallarına ak düşmüş.Yüzünde derin çizgiler,kısa boylu, zayıf…Ekmeğimizi taştan çıkarıyor.
-Konuştuğumuz mesele vardı ya Cemile, bugün kabul ettiler.
-Aldın mı yani, tamam mı ?
-Bağın otunu verdiler, biçin dediler. İçim içime sığmıyor. Hemen sokağa fırladım.
-Artık bizim de bağımız var, üzüm bağımız !
Arkadaşlarıma haber verdim.Bir süre sonra çevremde toplandılar.
-Duydunuz mu babam üzüm bağı aldı.Haydi hazırlanın bizim bağa gidelim, bizim bağa !
Onlar çoktan hazırdı.Hemen yola koyulduk.Elimizde sepetlerle güle oynaya yürüyoruz.Arada sepetleri birbirimizin kafasına vuruyoruz.Sıcak bir gün…Güneş tepemizde.Tere batmışız.Üzümleri hayal ediyorum.Sarı, siyah kütür kütür üzümleri…Yusuf seslendi:
-Daha var mı yolumuz, yoruldum ya!;
Muhittin gevrek gevrek gülüyor. Sebahattin yolda koşar gibi.İbrahim bir türküyü mırıldanıyor. Yoldan bahçelere doğru saptık.Kır bağları diye bilinir buraları.Ağaçların gölgesine yakın yürüyoruz.Bahçe duvarlarından sarkan iğde dalları, çalılar, otlar…Yüzümüze vuran tatlı serinlik…Duvar diplerindeki otlarda bir çıtırtı duyuluyor.
-İşte bizim bağ !
Sevincime diyecek yoktu.Yalnız bağa nasıl girecektik? Aldı bir düşünce bizi.Bağ, yüksek duvarla çevrili.Duvarın üstünde dikenli teller de var. Sebahattin:
-Şimdi ne yapacağız? dedi.Birbirimize öylece bakakaldık.
-Bağın etrafını bir dolaşalım, dedim.Yüksek duvara baka baka yürüyoruz.Bir süre sonra küçük, tahta bir kapı gördük.Ark suyunun giriş yaptığı yer.İbrahim:
-Buradan girebiliriz herhâlde, dedi.İçeriye sürüne sürüne girdik.Asmalarda salkım salkım üzümler bizi bekliyor.Beğendiğimiz üzümlere uzanıyor ellerimiz.Bir yandan yemekteyiz üzümleri; bir yandan sepetlere doldurmaktayız. Bir neşe bir neşe…Sesimiz, kuş seslerine karışıyor.
Bağın aşağı tarafından bize doğru yaşlı bir kadın seğirtti.Bağıra bağıra geliyor.
-Çıkın hırsızlar, bak varırsam yanınıza !
– Burası bizim, toplamaya devam edin arkadaşlar, kim oluyormuş o ? Öyle öfkeli ki…Kendisini kaybetmiş.Bizi bir kaşık suda boğacak sanki.Yanımıza kadar geldi.Bizler şaşkın bir haldeyiz.Ne yapacağız şimdi ?Bağırmaya devam ediyor:
-Kimden izin aldınız da girdiniz ! Bak bak sepetlere de doldurmuşlar.Utanmazlar,sizde hiç mi aile terbiyesi yok ! Çabuk boşaltın şu sepetleri çabuk !
Hemen karşılık verdim:
-Ama teyze bağ bizim, biz aldık burayı.
-Ne diyorsun, bağı mı aldınız?
-Evet, bağı aldığımızı babamdan duydum.
-Kimin oğlusun sen?
-Yakup’un.
-Haa, aşağı sekide ot biçen
-Evet
-Oğlum, siz bağı satın almadınız sadece otunu satın aldınız otunu !
-Çabuk çıkın buradan.Bir daha da görmeyim sizi buralarda tamam mı ?
Bütün sepetleri boşalttık. O küçük kapıdan yine sürüne sürüne çıktık.Yüzüm ateşler içinde.Yusuf söylenmeye başladı:
-Hani bu bağ sizindi, ne oldu şimdi? Dilim tutulmuş gibiydi. Ne diyeceğimi bilemedim.İbrahim:
-Boş verin be üstüne gitmeyin, dedi. Bağ aldık diye çok sevinmiştim. Arkadaşlarıma duyurmuş, onlara üzüm yedirmek istemiştim.Ah olmadı işte. Babamın sözlerini yanlış anlamışım.Bağ değil de otu bizimmiş.Kimse konuşmuyor.Elde boş sepetler… Mahallemize doğru ağır ağır yürüyoruz.

Bu yazıyı paylaşın