Bayırbucak ve Haçlı Savaşları

Yetmişli yılların hafızalara kaydettiği Lübnan iç savaşında, birbiriyle savaşan iki grup, “Solcu Müslümanlar” ve “ Sağcı Hristiyanlar”dı.  Dünyada sağ-sol ayırımının revaçta olduğu dönemde, Müslümanlar “sağcı” “aşırı sağcı” diye nitelenirken, hafızalara “Solcu Müslüman” yaftası yerleştirilmeye çalışılmıştı.  Lübnan’ın demografik yapısından hareketle, iç savaşın unsurları isimlendirilirken, dünya müslümanlarının algısı her zaman olduğu gibi karıştırılmaya çalışılmıştı.
İletişimin sınır tanımadığı yirminci yüzyıl itibariyle, savaşı yapanların da itiraf ettiği, inkâr etmediği bilgi kirliliğine kaynaklık eden algı savaşları,  savaşın bir türevi olarak devam etmektedir.
Savaşın mübah kıldığı şeylerden biri haline geldi algı oluşturmak.
Doğru-yanlış ayırımı yok, kitleleri kendi bakış açısına yönlendirmek var.
Sonradan itiraflar olsa da, kanla yazılmış izler silinmiyor ve sonucu da değiştirmiyor.
İşgal sonrasında, milyonlar öldükten sonra yanlış yaptıklarını söyleyerek günah çıkaranların vaftizleri, masum çocukları, kadınları, her bir şehidi geri getirmiyor.
Afganistan’ın önce Ruslar, sonra da Amerika tarafından işgali, Gazze ablukası, Irak’ın işgali, Suriye’nin harabeye dönmesi. Afrika Ülkelerinin parça-parça ve birçoğunun gizli sömürge olarak yaşar hale getirilmesi. Uzakdoğu ve Orta Asya’da fotoğrafı yeni olan dini hayata karşı yasaklar, zulümler.
Egemen güçlerin müslüman kıyımını önceleyen,  müslüman göçünü esas alan, müslüman varlığını yok etmeyi hedefleyen projeleri hayata geçirme iştiyakı, bugün ki Ortadoğu katliamının esas sebebidir. Doğalgaz ve petrol kaynakları, enerji hatları, sınır savaşları, tarihe bakınca yeni devletçikler oluşturma manevralarıdır.
Bayırbucak seçilmiş bölgedir.
Nitekim sınır savaşının jeopolitik merkezi olarak görülen Bayırbucak devletlerle savaşıyor. Yemen’de körüklenen mezhep savaşları Irak-Suriye bölgesine çekilirken, Bayırbucak direniyor ve halkı göçe zorlanıyor.
Bütün bu bölgelerde şehit edilen, sakat bırakılan, sürgüne gönderilen çocuk, kadın, yaşlı, genç kim varsa çağın ayıbı olarak görülmelidir. Zilleti doğuran egemen devletlerin kıyımı ve gerçek yüzüdür.
Bu bir haçlı kuşatmasıdır.
Kuşatmanın şekli farklı, sonuç itibariyle aynıdır.
Sayısını bilmediğimiz ülkeler mevzilenmiş,  iç savaşın doğuracağı sonucu beklemekte, Ortadoğu’yu şekillendirmede söz sahibi olmaya çalışmaktadırlar.
Üçüncü dünya savaşı sonrası nekahat dönemini,  birlik ve beraberlik ve gücü tesis edecek yapılanmalara dönüştürememenin sonucudur yaşananlar. İslâm âlemi bunu görmezden gelmeyecek, sonuç ne olursa olsun gücünü birleştireceği kurumları oluşturma cihetine gidecektir.
Şimdi direniş ve uyanış zamanıdır.
Mezhep savaşını körükleyen manevralara karşı teyakkuz halinde olmalı.
Kudüs, Şam, Bağdat, Kahire izzete kavuşmalı ve bayraktar şehirler olarak yaşamalı.
Durumdan vazife çıkarmaya kalkan, fırsatçılık yapanlar da lanetlenmeli.
Kazanan akl-ı selim olacaktır.
“Allah nurunu tamamlayacaktır”

Bu yazıyı paylaşın