Turan Karataş’ın yalın, akıcı üslubuyla kaleme alınmış olan “Şiir Vadilerinde”, yazarın kendi sahasına giren eser, şair ve dönem değerlendirmelerini içeriyor. Kitaptaki yazılar kitap muhteviyatına girmeden önce çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanmış kritik yazılarından oluşmaktadır. Ancak bu yazılar kitap haline gelirken yazarın tekrar kontrolünden geçerek dipnot, açıklama ve ilavelerle zenginleştirilmiştir. Yazıların tamamında, titiz bir dil işçiliği vardır. Kitapta, sanatkâr bir üslubun yanında ‘dikkat’te ön plandadır. Dikkatin olduğu yerde sağlam eserlerin ortaya çıktığı da bir hakikattir. Turan Karataş eserlerini incelediği sanatkârların, yapıtlarına yoğunlaşarak; onlardan, yeni terkiplere ulaşmıştır. Kitap genellikle şiir ve şair eksenli yazılardan oluşmaktadır.
Karataş, çözümlemelerini yaptığı şiirlerin arka merdivenini de bilen bir kalemdir. Kesin hükümlere varmak gibi bir iddiası yoktur. ‘Kesinlik’ edebi eserin ruhuna da aykırıdır. Onun yapmaya çalıştığı, şiirin ruhuna nüfuz ederek; şairin getirdiği yenilikleri ortaya çıkarmaktır.
Karataş, deneyimlerini, bilgi ve kültürünü de ortaya koyarak eserleri yorumlamaya çalışır. Yorum, bir ‘dikkatin’ edebî eser üzerine yoğunlaştırılmasıdır. Karataş; anlamaya çalışmanın, ancak kritik bir bakışla mümkün olabileceğini düşünür. Bu yüzden Karataş yorum yaparken eleştirel bir bakışı ihmal etmez. Anlama cehti içerisinde sağlam edebî eserlerin ortaya çıkması kritikçi için birinci esastır. Yıllarını şiir vadilerinde geçiren Karataş, şiirin bu tılsımlı yanını, şairlerin kelamından hareketle çözmeye çalışır. Şiirlerin yapısını, muhteviyatını ve anlam katmanlarını açmaya çalışan yazar; her bir incelemesinde bunu ustaca yapar. Onun, her ne kadar birer kalem tecrübesi dediği incelemelerinde, aslında Türk şiirinin genel bir görüntüsü vardır.
Şiir üzerinde fikir üretmek, anlamlandırmaya çalışmak oldukça zor bir iştir. Karataş zora talip olan bir yazardır. Fakat oldukça geniş bir kültür birikimine sahip olan yazar; dönemin şiir anlayışlarına hâkimiyetiyle de, bu zorun üstesinden gelmiştir. Onun yöntem ve teknik bilgisi denemenin sevecenliği içinde terkibî bir hâl almıştır. Böylece yazılar akademik dilin sıkıcı formatından uzaklaştırılmış; okuyucunun zevk alması sağlanmıştır.
Turan Karataş, Orhan Okay Hocanın talebesidir. “Şiir Vadilerinde”, Orhan Okay Hocaya ithaf edilerek yazılmıştır. Orhan Okay Hoca; Yahya Kemal, Tanpınar, Mehmet Kaplan, ekolüyle yetişmiş, hem düşünce hem de estetik algıları olan bir akademisyendir. Turan Karataş, şiir kritiklerinde Orhan Okay’ın tavsiye ettiği metodu uygular. Böylece, Karataş Kaplan’ın şiir tahlil metoduna, hocası Orhan Okay’ın gösterdiği çizgide yeni bir şeyler ekler. Şiir Vadilerini oluşturan yazılarda bunu görmek mümkündür. “Ben şiir metinlerine sadece-Batı’dan gelen tabirle- bir ‘text’ olarak bakmıyorum. Klasik eleştiriye, yorumlamaya, açımlamaya, tahlile gidişimde, sanıyorum, hocamın, Orhan Okay Bey’in katkısı vardır. Onun bize söylediği bir şey vardı: Eseri şairiyle, dönemiyle birlikte düşünür. Elbette bir şiiri alıp onu tek metin olarak görmek, şairi tanımadan, şair hakkında hiçbir malûmat edinmeden, sadece eldeki metinden hareketle bir eleştiri yapmak da mümkün. Bunu da edebiyat incelemelerinde ayrı bir yeri var, bir eleştiri biçimi olarak. Fakat ben eseri müessirinden yani şiiri şairinden ayrı düşünemiyorum. Hatta şairin hayatına inmek, bazen şiire bir ışık tutabiliyor, katkıda bulunabiliyor.”1
Karataş, “Şiir Vadilerinde” incelediği şiirlerin duygu frekanslarını yakalamaya çalışır. Bunu yaparken, estetik algı ile dilin kullanımına ilişkin yorumlar getirir. Has şiir ile has olmayan şiir arasındaki farkları süzgeçten geçirir. Karataş, şiirin insan hülyasına getirdiği renk yelpazesini açar. Bu açılımda, eleştirinin imkânlarını kullanır. Eleştiri ya da kritik bir eseri gün ışığına çıkarmanın adıdır. Sağlam bir kritik sayesinde, eserin yerini tespit etmek mümkündür. Kritik, esere eleştirel bir yaklaşım olması hasebiyle; bilimsel bir metodu da içinde taşır. Turan Karataş öznel eleştiriden ziyade, sayısal veriler ve karşılaştırmalardan yararlanarak; şiirin içinde bulunduğu ortamda, ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalışır. Şair ve şiir üzerinde derinlemesine düşünür. Karataş, okuma ve anlama cehti olmayan okuyucuya da yüklenir. Aslında bu yüklenişinde haksız değildir. Çünkü günümüz okuyucusu şiire hep mesafeli durmuştur. Merkeze şiiri koyarak eleştirel bir bakış açısı yakalamaya çalışan yazarın, şiirimizin neden okunmadığı sorusuna cevap aradığı; ‘Şiirimizi Hayatımızdan Kovduk mu?’ yazısı, bu beyanda ilginç analizleri içermektedir. Şiirimizi, çağın getirdiği modern iletişim ve teknoloji araçlarıyla birlikte değerlendiren yazar; televizyonun ve popüler kültürün olumsuz etkilerinden dolayı, şiirin eskisi gibi hayatımızda olmadığı görüşündedir. “Bugün, rüyalarımızdan ve gecelerimizden kovulan şiir, hayatımızın neresinde duruyor? Günlük meşgalelerimiz arasında ona ne kadar yer ayırıyoruz? Ya da şöyle soralım; ‘Şiir, sanat ve medeniyet tarihinin bu en eski ve en uzun saltanatlı ‘söz sanatı’ bugün hâlâ eski kıymetinde midir?’(Nihat Sami Banarlı; Şiir ve Edebiyat Sohbetleri,23–24) Bu ve benzeri sorulara olumlu cevaplar verebilmek zor. Bence olumsuz olan bu gidişatın sebepleri sayılamayacak kadar çoktur. Bunların başında, çağı kuşatan ve gönle küskün bir aklın ürünü olan teknoloji ve onun hamlesi olan vasıtalar, alet edevat gelmektedir. Yaygın adı medya olan bu vasıtalar, şiiri hayatımızın dinamiği kılacağı yerde, ona yüz çevirmiştir.”2
Günümüz şairleri, iyi ya da kötü, bir şekilde şiir yazmaktadır. Fakat çağımızın insanı nedense bunu bir ihtiyaç olarak görmemektedir. İhtiyaç hissedilmeyen şeyler ise itibar görmez. Bundan dolayı yayınevleri şiir kitaplarını basmaya yanaşmaz. Çünkü bu kitapları alan, az sayıda insandır. Şiir okumayan fertlerin oluşturduğu toplumlar ise mekanik yığınlar haline gelir. Ne zaman ki şiir bir ihtiyaç olarak hissedilir, işte o zaman; ferdî ve ahlâkî birçok problem de ortadan kalkmış olur. Karataş, toplumun gidişatına yönelik, sosyolojik çıkarımlarda da bulunur. Yazar, tüketim çılgınlığının yaşandığı bir toplumda; bütün mesaisini para kazanmak için harcayan insanların, zamanla bedii duygularını kaybettiğini söyler. Bu insanlardan meydana gelen toplumlarda ise, büyük iç sıkıntılar vardır. “İletişim araçlarındaki, eğitimdeki gelişmeler ilgilerin, zevklerin, yaşam felsefesinin değişmesine; bu da kuşaklar ve bireyler arasında çatışmalara yol açmıştır. Çekirdek ailenin bireyleri arasında bile birbirlerini anlayamama- erkeğin gazete okuması, maç seyretmesi, kadının bir diziye bakmak istemesi, çocuğun cep telefonunda ya da bilgisayarda oyun oynaması hem anne-babayla hem de –varsa- kardeşlerle iletişimin kopması, çoğul yalnızlıkları yaratmıştır. Bunun sonucunda da meyhanelerde, kahvehanelerde, kafelerde, sinemalarda, çarşılarda, caddelerde kalabalık içinde yalnızlıklar çoğalarak devam etmiştir.”3
Aslında şiir, bunalan günümüz insanının adeta bir can simididir. Bunalımların yaşandığı post modern bir çağda insanın; kendini rahatlatacak bir enstrümana ihtiyacı vardır. Şiir, bu enstrümanların en önemlilerinden biridir. “Her şeyden önce, şiir, ‘kendimizi ve eşyayı tanımanın değişik bir yolu’dur denebilir. Sonra ve belki de en önemlisi; kök itibariyle şuurla bir akrabalığı bulunan şiirin, insanı ve insanlığı bilinçlendirdiğini, başka bir ifadeyle, ‘bilincimizi yenilediğini veya değiştirdiğini’ söylemek mümkündür. Böyle bir değişiklik ve yenilenme bile yeterlidir. Bilincimiz değişirse yahut şuurlanırsak ne olur? ‘Hayata ve kendi hayatımıza müdahale edebilme yeteneğini kazanmış oluruz. Bu da bir insanın bütün hayatına yetecek, biraz da artacak kadar anlam katmasını sağlayacak bir faktör sayılmalıdır?(Rasim Özdenören, “Şiir İşe Yarar mı”, Ruhun Malzemeleri, Risale Yayınları, 1986, s,162) Eski şiirde de yeni şiirde de bu ürpertiyi duyuracak, okuyanı aydınlık semalara yükseltecek güzel örnekler var.”4
Karataş, bu vurguyu yaptıktan sonra; niteliksiz sözlerin, şiir diye televizyonlarda sunulmasına da karşı gelir. Halis şiir ile halis olmayan şiirin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünür. Hıçkırıklar arasında ne manaya geldiği belli olmayan sözlerin, şiir diye okunması duygu sömürüsünden öteye gitmez. Esas olan; “halis şiiri” ortaya çıkarmak ve onun sunumunu yapmaktır. Halis şiir daima vardır. O, er ya da geç mutlak suretle sahibini bulur.
Turan Karataş “Şiir Vadilerinde” şiir eksenli çözümlemelere gitmiştir. Cahit Sıtkı Tarancı, Dıranas, Cahit Külebi, Atilla İlhan, Güven Turan, Ahmed Necdet Sözer, Hasan Ali Kasır, Nazir Akalın gibi şairlerin şiirlerine tematik yaklaşan Karataş, şiiri, şairi ve dönemi anlamaya çalışır. “İkinci Yeni” üzerine geniş oylumlu bir yazı kitapta dikkati çeken en önemli yazılardan biridir. Kitabın sonuna “Şiir Vadilerinde” isimli eserin kritiğini içeren sevimli bir söyleşi eklenmiştir. Söyleşide, Turan Karataş; Ömer Lekesiz, Nazir Akalın, Mehmet Kahraman, Celal Özyurt, Hanifi Vural, Mustafa Balcı’nın sorularına cevap veriyor.
Turan Karataş, “Şiir Vadilerinde” farklı düşünme biçimlerini denemiş ve bunda da başarılı olmuştur.
Dipnotlar:
1-Turan Karataş; Şiir Vadilerinde, Sûtun Yayınları, İzmir 2006, s.143
2-A.g.e. s.14
3-Gonca Özmen; “Toplumsal değişim ve Şairin Yalnızlığı”, Şiir Yıllığı 2007, Hazırlayan: Bâki Asiltürk, YKY, s.200
4-Turan Karataş; Şiir Vadilerinde, Sulun Yayınları, İzmir 2006, s.17