Bayramı çocuklara sormalı ve bayramı çocuklar anlat­malı. Kendi çocukluğunun bayramını anımsayanlar, bugün yaşadıklarına nispeten iç geçirmeden ede­mezler. Bayram adeta özlenen, beklenen, yaşanmak istenen ve geçmesi istenmeyen bir güzellik olarak ha­tırlanır. Bugünün çocukları için bayram, yarınlarda ay­nı izleri bırakarak hatırlanacaktır şüphesiz, ama Sezai Karakoç’un tesbitiyle kimi aileleri dışlayarak, kendi sosyal çevrelerinin dışına iterek ve yalnızlaştırarak. Bayramı yazlığında tatile dönüştürenler için bir sitem, kendi içeriğinin dışına taşıyanlar için bir karşı duruş. Siz gitmiyorsunuz, o sizi dışarı çıkarıyor.

Oruçla başlayan zindeleşme süreci bayramla yeni bir ivme kazanıyor ve toplum katmanlarının tümünü içi­ne alan bir kaynaşmaya, hatırlanma ve dayanışmaya vesile oluyor. Sosyal hayat Ramazan’la topyekün değişmekle beraber, bayramla daha bir farklılaşıyor, unutulmuşluk ve yalnızlığın kapısını aralıyor. Kendi yalnızlığından bizar olanların bayramla dirilen umut­ları birçok soru işareti bırakıyor arkasında. Sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi giden bayramın sevincine hüzünler katarak.

İnsan ne kadar yalnız, arzu ettiği birlikteliklerden ne kadar mahrum. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve iş hayatı sebebiyle akraba, eş, dost görüşmelerinden mahrum olanların imdadına bayramlar ye­tişiyor, onlara bir imkan sunuyor. Yorgunlukları yıl içinde farklı za­manlarda telafi etmek mümkün ama, bir araya gelmelerin kapısı­nı aralayan özel günlerden biri ve önemlisi olan bayramı bayram olarak kutlamak gerekir. Bayram gariplik değil, gariplerin sevindirilişidir.
Acılar olacaktır. Duyarlılık bu acı­ları da bünyesine alarak katlan­maya, paylaşmaya ve bayrama dönüştürecektir. Bugün deprem­ler sebebiyle ölen on binlerce in­san, yeryüzünde zulme maruz kalan milyonlar ve açlık çekenler, hastalıklarıyla mücadele eden­ler. Ya da farklı sebeplerle prob­lemler yaşayanlar. Her çağda ve her bayramda bunlar olmuş ve olacaktır. Bayram bunları da içine alarak bayram olacaktır. Kendi­mizden kopan parçalar acı tüm­sekleri oluştursa da, bir iç duyuş ve özleyişle daha bir yakınlaşaca­ğız acı çekenlere, daha bir içimiz­de hissedeceğiz olup bitenleri ve bayramsız olmayacağız.

Yalnızlaşan insanın gülen yüzü­dür bayram. Yalnızlığa itilen in­san tek başınalığı sanal aktivitelerle telafi etme cihetine gitmek­te, sosyal hayatı geri plana it­mektedir. Aynı binada yaşayan­lar yıllarca birbirlerini tanımadıkları gibi, aynı şehirde yaşayan akrabaların çocukları da birbirlerini tanımamaktadırlar. Kopuş devam edi­yor, uzaklaşmalar bahaneler üreterek ve engeller oluşturarak sürüyor ve ilmek atmanın, bu girdaptan kurtulmanın çarelerinden biri olan bayram, çağrısını yineliyor ve yalnızlığı yenmeye çağırıyor. Öyle bir çağ­rı ki, birebir yüzleşmek, bir araya gelmek, teknolojik hırdavatı yakın mahallerde aradan kaldırtmak istiyor. Bu çağrıya kulak vermek ve çocukluğun bayramlarını hatıra olmaktan çıkarmak gerekir. Hastalar ziyaret edilmeyi bekliyor, yaşlılar uzaktan gelecek bir yakının kapıyı çalacağı umudunu taşıyor, umut tazeleniyor, umut yeşermek istiyor.

Yahya Kemal Süleymaniye’de Bayram Sabahı‘nı han­gi haleti ruhiye ile yazmıştır bir düşünmek gerek. Sı­radan bir gün değil, bir bayram sabahı. Havanın fark­lı teneffüs edildiği bir mimarî şaheserde kılınan na­maz ve sabah. Gün farklı doğmuş sanki, havanın ren­gi değişmiş ve insanlar yeniden doğmuş gibi…

Şair olmasa da, çocukluğundaki bayramları arar olsa da, her insanın hayatında bayrama dair anlatacağı çok şey vardır. O anlatacaklarımızı da ekleyerek bay­ramları şehrin dışına taşımamak, kendimizi yalnızlaştırmamak ve bu anlamda mukim kılmak zorundayız. Bayram şehrin nefes aldığı ve insanların kaynaşmak, barışmak, tanışmak yoluna koyulduğu bir fırsat sunu­yor.

Avlarlı Muhammet Lütfi Efendi bayramı farklı bir şe­kilde yorumlar ve onu sadece sosyal bir olgu değil bir vuslat olarak niteler. Biz de öyle algılayalım.

” Can bula cananını, bayram o bayram olur
kul bu­la sultanını, bayram o bayram olur.
Cürmü hatalar gide, bayram o bayram olur
Mevla bizi affede bay­ram o bayram olur.”



Bu yazıyı paylaşın