Mısır gündemde.
Geçmişte ise Firavun, Karun ve Haman.
Ve Bel’am.
Çete, zalim ve zulüm; isim ve usul değiştirerek günümüzde, hele bu asırda, tek bir kişinin idamına karşı çıkıldığı bu asırda toplu idam fermanları imzalıyor, bununla da Müslümanları daracığına, idama mahkûm ediyor.
Binden fazla idam.
Yalnız Müslüman mı ölüyor? Hayır yanılıyorlar! Hayır! İnsan ve bütün bir insanlık ölüyor.
Kendilerince hâkimiyeti ele geçirmiş, hâkim olmaya çalışıyorlar. Sonrasında, idam edileceklerle firavun olduklarını, müebbete dönüştürecekleriyle de insanlığa lütufta bulunacaklarını izhar edecekler.
Mekr ve hile ve yalan bunların karakterleri.
Ulusal bir güç değil, uluslararası.
Gazze’de abluka varsa, Kırım tatarları yurtlarında mahkûmsa, Suriye’de rejim her gün kan akıtmaya devam ediyorsa, Irak hala kan gölüyse, Libya iç karışıklık ve katliamlar yaşıyorsa, Arakan’da ve Doğu Türkistan’da acı katlanıyorsa… Afganlı hala ağlıyorsa…
Zulmedenler, katledenler, idama götürenler tanıtılmış bize, yeniden tanımlamaya gerek yok. Ehli küfür işte, çeşitli vasıflarıyla…
İlahlık iddiasında bulunanlar, tıpkı asırlar öncesinde ilahlık iddiasında bulunan ve adamlarına “Sizin en yüce rabbiniz benim!’’* diyen Firavun gibi rezil ve rüsva olacaklardır. Öte tarafa kalmadan tarih onları yargılayacak, gelecek nesiller onları suçlayacaktır.
Siyonizm ve kapitalizmin güç gösterisi kimseyi yıldırmasın. Bunların zulümlerine, işgallerine, katliamlarına tek yürek olarak dünya Müslümanları karşı çıkmalı, direnmeli, diklenmeli, tek vücut olarak karşı durmalıdır. Mehmet Akif’in “Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.’’ dediği gibi. O zaman “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk›ın,’’… Evet, o zaman.
(Mutlak hâkim, hüküm fermadır. Hüküm Allah’ındır.)
Sadece Anadolu insanı değil, dünyanın her yerinde Müslümanlar bu idamların yok sayılması için tepki göstermeli, ulûhiyet gösterisini reddetmelidir. Bunu Müslümanlar yapmalı.
Onlardan, zulümde birleşenlerden bu tepki zaten beklenilemez, beklenerek de zaman ve daha da insan kaybedilmemeli.
Onlar sömürü çarkını kurarken, işgal öncesi ve sonrasında, zulüm ve işkencede birbirinden ayrılmadılar hiçbir zaman.
Dağınık olduğumuzdan zayıf gibi görünsek de, zayıf değildir Müslüman. Bunu inanan yürekler yapmalı. Müslümanlar; çocuğundan gencine, kadınından erkeğine, yaşlısına… Kim, elinden ne geliyorsa onu yapmalı. Ve birliktelik sağlanmalı, bu şuur dairesinde hareket edilmeli.
Ta ki çağ ve insanlık idam edilmesin. Yoksa asılacak olan insanlıktır. Ve darağacına çekilecek olan bir yüzyıldır.
Ne yazık ki, zulmedenler için bu kara leke zafer işaretidir. Onların yürekleri, ruhları, gözleri kararmış olduğundan mamur olanı yıkmayı, insanlığı sömürmeyi kendilerine şiar edinmişler zaten. Zaman ve mekân değişir, ama onların habis emelleri değişmez. Arif Nihat Asya ne güzel demiş, “Ebu Leheb ölmedi … / Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!’’
İnsanı, insanlığı ihya etmek Müslüman’ın vasfıdır.
Öldürmek asla.
Anadolu insanı fetih ruhunu canlı tutmalı, ayrışma programları yapan siyonizme karşı kalb-i selim ve yekvücut olduğunu göstermeli, mazlumlardan yana olan tavrını da devam ettirmelidir.
Hep olduğu gibi, yine insanlığın öncüsü olmalıdır.
Değişmeyecek olan tek şey hak ve hakikattir.
Hakikatten ve haklıdan yana olmaktır bize düşen.