Divan şiirinde matematiğin, estetik ve sembolizm ile iç içe geçmiş bir biçimde okuyucu karşısına çıktığı görülür. Divan şairlerinin, matematiksel kavramları, mazmunları (divan edebiyatının ve halk edebiyatının kullandığı ortak klişe benzetmeleri) ve terimleri kullanarak derin anlamlara ulaşmaya çalıştıklarına ve hayli başarılı olduklarına tanıklık edilir. Şekil olarak vezin ve kafiyenin, edebi sanatlardan tarsi ve leff ü neşr gibi sanatların birer matematiksel eşitlik olduğu aşikârdır. Aritmetik işlem olarak bilinen dört işlemler hem aritmetik hesaplama konusu olarak hem de tevriyeli olarak edebiyatımızda kullanılır. Bunlar, toplama (cem’), çıkarma (tarh), çarpma (darb) ve bölmedir (taksim). Beyitler, divan şairlerinin matematik ve geometriyi nasıl sembolik bir dil olarak kullandıklarını; aşk, doğa, insan ve ilahi düzen gibi temaları geometrik formlar üzerinden ifade ettiklerini gösterir. Divan şiiri, evrenin düzenini, aşkın doğasını/sınırsızlığını ve insanın içsel yolculuğunu anlatan derin anlam katmanlarına sahiptir. Ön bilgi anlamında divan şiirinin matematik ve geometriyle ilişkisine işaret eden bazı önemli maddelere değinerek yazıma başlamak istiyorum:
Ölçü ve ahenk: Divan şiirinin yapısında ölçü (aruz) ve kafiye önemli yer tutar. Bu matematiksel düzen, şiirin ahengini sağlarken, aynı zamanda doğal bir matematiksel düşünceyi de yansıtır. Her bir aruz kalıbı, adeta birer matematik formülü niteliği taşır.
Semboller ve sayılar: Şairler, sayıları ve matematiksel terimleri sembolik anlamlarla kullanır. Örneğin, üç sayısı genellikle tamlık ve bütünlük ifade ederken, beş sayısı birçok kültürde uyum ve denge ile ilişkilendirilir.
Geometri ve estetik: Divan şairleri, doğanın ve evrenin geometrik düzenini yansıtan mazmunlar kullanarak, evrenin uyumunu ve güzelliğini dile getirirler. Bu, matematiksel bir bakış açısını da içinde barındırır.
Rakamlar ve hayat: Bazı şairler, yaşamın geçiciliğini ve zamanın döngüselliğini vurgulamak için matematiksel ifadelerle zamanı ve mekânı yorumlamışlardır.
Aşk ve matematik: Aşk konulu şiirlerde, matematiksel hesaplamalar veya oranlar sıkça kullanılır. Âşıkların hislerini hesaplamak, birbirlerine olan sevgilerini ölçmek gibi temalar, aşkı bir matematiksel denklem gibi ele alır.
Divan şiirinde matematiğin bu unsurları, şiirin derinliğini arttırarak, okuyucunun düşünsel ve duygusal dünyasına farklı katmanlar ekler. Bu nedenle, matematiksel unsurların divan şiirinin zenginliğini oluşturan önemli bir bileşen olduğu rahatlıkla söylenebilir. Divan şiirinde kullanılan sembolik ve estetik anlatım ile matematiksel kavramlar ve geometrik şekiller arasındaki bağlantıları araştıran biri olarak, böylesi bir zenginliğe tanıklık etmenin verdiği mutluluğun sonsuzluğunu yaşadığımı özellikle belirtmek isterim. Divan şiirinde, özellikle klasik Osmanlı dönemi şairlerinin eserlerinde, matematiksel ve geometrik kavramların mecazî anlamlarla harmanlandığı ve soyut anlamlarla zenginleştirildiği görülmektedir. Aynı şekilde, divan şiirinde kullanılan geometrik kavramlar, sadece şekiller ya da ölçülerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda evrenin sistemi ve kusursuzluğu sembolize edilir. Örneğin, daire, sonsuzluğu ve birliği simgelerken; çizgiler ve açılar, dünyadaki düzenin veya insanın ruhsal yolculuğunun temsilidir. Divan şiirinde öne çıkan geometrik unsurlar ve semboller şunlardır:
Daire ve küre: Daire, ilahi aşkın ve sonsuzluğun simgesidir. Tanrı’nın birliği ve mutlaklığı, divan şiirinde sıkça daire sembolü ile ifade edilir. Küre, galaksilerin yer aldığı evrenin bütünlüğünü temsil eder.
Üçgen: Üçgen genellikle vahdet-i vücud (varlık birliği) felsefesini simgeler. Ayrıca, üç köşesi ile İslam tasavvufundaki üç önemli kavram olan varlık, bilgi ve aşkı ifade eder.
Dikdörtgen ve kare: Dikdörtgen ve kareler genellikle dünyevi ve fiziksel boyutları simgelerken, kare aynı zamanda dört ana elementi ve dengeyi temsil eder. Şairler, bu şekiller üzerinden, evrensel dengeyi ve insani denge arayışını sembolize ederler.
Köşegenler ve açılar: Geometri dilinde açılar ve köşeler, yerine göre, ahlaki ya da manevi anlamlar kazanır. Keskin açılar, engelleri, sıkıntıları veya dünyayla ahiret arasındaki ince çizgiyi ifade eder.
Spiral ve helis şekilleri: Spiral şekiller, manevi bir yolculuk ya da ruhsal gelişimi anlatır. Özellikle yükseliş, derinleşme ve aydınlanma gibi manevi durumlar bu tür sembollerle ifade edilir.
Fuzûlî, Bâkî, Şeyh Gâlib, Nedîm, Nâbî, Nef’î, Nesîmî, Nev’î ve Hayretî gibi şairler, şiirlerinde bu tür sembolik matematiksel ve geometrik anlatımlara sıkça başvurmuşlardır. Söz konusu şairlerin şiirlerinde aşk, dünya ve evrenin düzeni gibi konular, estetik ve anlam derinliği katılarak geometrik sembollerle ifade edilmiştir. Divan şiirinde matematiksel temaları barındıran bazı örnekler vermek ve her ne kadar doğrudan matematikle ilgili ifadeler içermese de bu unsurların izlerini bulmanın mümkün olduğunu eklemek istiyorum. Bu şiirlerde, matematiksel unsurlar ve semboller, derin anlam katmanları yaratmak için kullanılmıştır. Divan şiirinin sanatsal dili, bu tür ifadelerle zenginleşir ve okuyucuya farklı bakış açıları sunar.
Fuzûlî
Fuzûlî, şiirlerinde aşkı anlatırken, aşkın sınırsızlığını ve sonsuzluğunu vurgular. Aşk, bir daire gibi sonsuz ve başlangıçsızdır. Aşkın, evrenin en temel gerçeği olduğunu, bilgi ve diğer her şeyin sadece boş bir söz olduğunu ifade eder. Aşkın, sonsuz bir döngü olarak her yeri kaplayan, dairesel ve sınırsız doğasını vurgular:
Aşk imiş her ne var âlemde,
İlm bir kıyl u kâl imiş ancak.
Kıyl ü kâl ifadesi, dedikodu, laf kalabalığı veya gereksiz konuşmalar anlamına gelir. Beyitte, aşkın hayatın ve varoluşun asıl özü olduğu, bilimin ve bilginin ise aşk olmadan sadece kuru bir tartışma ve anlamsız sözden ibaret olduğunu dile getirir. Yani bilgi, aşktan uzaksa, onun derin bir anlamı yoktur. Fuzûlî, aşkın akılla kavranamayacak kadar karmaşık olduğunu ifade ederken, onu mantıksal bir çelişki gibi sunar ve aşkı akılla anlamaya çalışmanın anlamsız olduğunu vurgular. İlim, yani bilim, dünyadaki her şeyi çözümleyebilirken, aşk, bu mantıksal yapıların ötesindedir. Aşk, matematiksel bir sistem gibi çözülmeye, hesaplanmaya veya ölçülmeye gelemez; aksine o, tüm ölçümlerin ve işlemlerin ötesindedir.
Fuzûlî’nin düz ve dik çizgi, açı gibi geometrik terimleri kullandığı aşağıdaki beytinde, onun hem matematikçi hem de şair yönünü aynı anda görmek mümkündür:
Hutût-ı muhtelîf ü müstakîmi enhâruñ
Çemende saldı zevâyâ-yı gûne gûne bînâ
Bu beyit, divan edebiyatında geometri ve doğa tasvirlerini bir araya getiren anlamlı örneklerden biridir. Beyitte, nehirlerin akışı ve yolları, doğadaki düzen ve çeşitlilik ile birlikte ele alınır. Matematiksel bir bakış açısı ile doğanın güzelliği arasında bağlantı kurulur. Hutût kelimesi, çizgiler anlamına gelir. Muhtelîf farklı, müstakîm ise düzgün, doğru anlamındadır. Burada enhâr (nehirler), farklı ve düzgün hatlar şeklinde betimlenmiştir. Yani, nehirlerin bazen kıvrılarak, bazen de dümdüz bir şekilde aktığını ifade eder. Çemen, çayır veya bahçe anlamına gelir. Zevâyâ, köşeler, açılar demektir; gûne gûne ise çeşitli, farklı anlamını taşır. Nehirlerin bahçeye (veya doğaya) farklı farklı köşeler ve şekillerle güzellik kattığı vurgulanır. Nehirler, çayırlar üzerinde farklı açılarla bir düzen ve estetik oluşturur. Burada nehirler, adeta bir ressamın veya matematikçinin çizdiği sanat eserine benzetilmiştir. Şair, doğanın matematiksel bir düzen içinde yaratıldığını ve her unsurun bir ahenkle birleştiğini dile getirir. Günümüz Türkçesi: Bahçede farklı ve doğru çizgiler gibi akan nehirlerin yolları, çeşitli yönlere doğru köşeler oluşturarak salındı.
Şeyh Gâlib
Şeyh Gâlib’in eserlerinde aşk yolculuğu spiral bir hareket olarak tasvir edilir. Bu, insan ruhunun aşk ile Tanrı’ya ulaşma çabası olarak yorumlanabilir. Burada insanın, evrenin özü ve göz bebeği olduğu anlatılır. İnsanın kendini keşfetmesi ve ruhsal yolculuğu, spiraller gibi sürekli bir içsel yükseliş ve derinleşme hareketi olarak sembolize edilir:
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.
Şeyh Gâlib bu ünlü beytinde insanın evrendeki yerini, değerini ve anlamını son derece etkileyici bir şekilde dile getirir. Burada, hoşça bak zâtına ifadesi, kendine iyi bak, değerini bil anlamındadır. Şair, okuyucuya veya insana, kendi varlığının kıymetini bilmesini öğütler. Zübde-i âlem ifadesi, evrenin özü, özeti anlamına gelir. Merdüm-i dîde ifadesi, göz bebeği anlamına gelir. Göz bebeği, bir bütünün en kıymetli ve en hassas parçasıdır. Burada insan, kâinatın göz bebeği olarak betimlenmiştir. Ekvân, varlıklar âlemini, yani bütün yaratılmışları ifade eder. Şair, insanı varlık âleminin göz bebeği, yani en değerli parçası olarak tanımlar. Sonuç olarak, zübde-i âlem (evrenin özü) ve merdüm-i dîde (göz bebeği) ifadeleriyle insanın, evrenin merkezi olduğu anlatılır. Göz bebeği, dairesel bir form olarak insanın Tanrı’yı idrak ettiği, Tanrı’ya ulaştığı bir noktadır. Bu, insanın kendine yaptığı iç yolculuğu sembolize eder ve dairesel bir hareketle Tanrı’ya ulaşmayı anlatır.
Sitem-keşânını gûyende cem ‘eden âfet
Hisâb eder mi ‘aceb bir gün ola Mahşer ola
Sitem-keşân, sitem çekenler, yani sevgilinin nazına ve cefasına katlanan âşıklar anlamına gelir. Gûyende, konuşulan, dillere düşen demektir. Cem eden, kâğıt kalem kullanmadan kafadan toplamak, âfet ise sevgiliyi tasvir eden bir unvandır. Beyit hesap teması üzerine kurulmuş ve şair bu kadar hızlı hesap yapan birinin hesap gününü de hesaba katması gerektiğini, mantıksal bir çıkarımla vurgulamaktadır. Beyti, günümüz Türkçesine şöyle çevirebiliriz: Derdini çeken âşıklarının sayısını kafadan toplayabilen dillere düşmüş sevgili/Bir gün mahşer olacağını, hesap vereceğini hesaba katmaz mı
Nedîm
Şair Nedim de sanal kök, ispat, çap, çemberin çevresi gibi matematiksel ve geometrik kavramlara son derece aşinadır:
Ol kılar cezr-i asammın şüphesin mahz-ı vuzûh
Bu ider kutb-ı muhîtüñ nisbetin ‘ayn-ı yakîn
Bu beyit, oldukça derin felsefi ve mistik anlamlar taşıyan, Divan şiirinin soyut ve düşünsel derinliğini yansıtan bir örnektir. Şair burada hem mistik hem de kozmolojik bir bakış açısıyla, kesin bilgiye ulaşmanın yollarını ve hakikatin apaçık doğasını ele alır. Cezr-i asamm, dilsiz veya sessiz bir çözüm, geri çekilme anlamına gelir. Burada bir belirsizlik veya bir denklemin sanal çözümünden bahsedilir. Mahz-ı vuzûh, saf açıklık, apaçıklık demektir. İlk dizede, şair belirsizliklerin veya şüphelerin tamamen aydınlanmasını ve kesin bilgiye dönüşmesini kasteder. Yani, hakikat arayışında belirsizlikler, mutlak bir açıklığa kavuşur. Kutb-ı muhît, evrenin merkezi veya çevreleyen bir eksen anlamına gelir. Bu ifade, kozmolojik ve mistik anlamlar taşır. ‘Ayn-ı yakîn, kesin bilgi, hakikatin apaçık görüldüğü mertebe anlamına gelir. Şair ikinci dizede, evrensel düzenin mistik bir bakış açısıyla anlaşılmasının, yani onun doğrudan idrak edilmesinin mümkün olduğunu ifade eder. Beyit, hakikatin belirsizlikten açıklığa dönüşümünü ve evrensel düzenin insan aklıyla nasıl kavranabileceğini anlatır. Günümüz Türkçesi: O sanal kökün şüphesini gidererek doğruluğunu tam ispatlar. Bu da evrenin çapını gözüyle görmüş gibi hesap eder.
NESÎMÎ
Cân ile hem cihânı tarh etmeyen bu yolda
Dünyâ vü âhirette bî-ilm ü bî-ameldir
Cân burada, can yani ruh anlamında kullanılmıştır. Cihân, dünyayı ve evreni temsil eder. Tarh etmek kelimesi, düzene sokmak, düzenlemek anlamında kullanılır. İlk dizede, insanın ruhunun hem dünyayı hem de ahireti düzgün bir şekilde yönlendiremediği anlatılmaktadır. İnsan, içsel dünyasında bir düzen kurmadığı takdirde, dış dünyada da bir düzen sağlayamaz. Bî-ilm ilimsizlik, bilgisizlik; bî-amel ise eylemsizlik anlamına gelir. İkinci dizede, bilgi ve amelden yoksun bir hayatın hem dünyada hem de ahirette faydasız ve değersiz olduğu ifade edilmektedir. Beyitte, hayatın anlamını bulmak ve düzenli bir yaşam sürmek için bilgi ve eylemle birleştirilmiş bir yaşam tarzının gerekliliği vurgulanmaktadır. Ruhsal olgunlaşma ve iç huzur, bilgiyle ve doğru eylemlerle kazanılır. Bu konuda matematiksel bir denge söz konusudur. Beyit günümüz Türkçesiyle: Can ile hem dünyayı düzene sokmayan bu yolda / Dünya ve âhirette, ilimsiz ve amelsizdir.
Nev’î
Tek beni mürdelerüñ defterine kayd eyle
Darb-ı şemşîr-i müjen cismümi kılsun taksim
Mürdelerüñ, ölüler ve defter, kayıt edilen yer anlamına gelir; burada, ölüler defteri yani ölüm kaydının tutulduğu yer anlamında kullanılır. İlk dizede, şair, ölümü kabul etmekte ve tek başına ölüm kaydına yazılmayı istemektedir. Bu ifade, ölümün kaçınılmazlığını ve şairin ölümle yüzleşmeye hazır olduğunu belirten bir istektir. Darb-ı şemşîr, kılıcın darbesi anlamına gelir. Müjen kelimesi, güçlü, keskin anlamında kullanılır, burada kılıcın güçlü ve keskin darbesini ifade eder. Cismümi, bedenimi anlamında, Taksim ise bedeni parçalamak, bölmek anlamında kullanılmıştır. İkinci dizede, şair bedeni keskin bir kılıç darbeleriyle parçalansın istiyor. Bu, ölüme karşı bir teslimiyetin ifadesidir; bedeni ölümün gücüyle bölünsün, tıpkı bir kılıcın darbeleriyle. Şair, ölümü bir son değil, bir tamamlanmaya, ruhunun sonsuzluğa ulaşacağına işaret eden bir süreç olarak görür. Şairin bedeni, ölürken bir şekilde dönüşüme uğrayacak ve sonunda taksim olacaktır. Bu da bir tür doğanın döngüsüyle ilişkilendirilebilir. Beyitin günümüz Türkçesi: Tek başıma ölüler defterine yazılmamı sağla / Kılıcın darbeleri bedenimi her yönüyle bölüp paylaştırsın.
Hayretî
Üstine dönmezdi dâyim devr idüp gerdûn-ı dûn
Levh-i mevcûdâtı dâyir olmasa pergâr-ı ‘ışk
Dâyim sürekli, daima anlamında olup, dâyim devr idüp sürekli dönmekte olup anlamına gelir. Gerdûn, evrenin veya gökyüzünün genel adıdır. Antik kozmolojiye göre gök kubbenin sürekli dönen bir yapı olarak tasavvur edilmesinden dolayı bu isim verilmiştir. Dûn, dünya hayatının aldatıcı yüzünü ve insanı gerçeklikten uzaklaştıran geçici şeyleri ifade eder. Gerdûn-ı dûn tamlaması ise, dünyanın gelip geçici ve aşağılık tabiatına işaret eder. İlk dizede, sürekli dönmekte olan bir devran, yani dünya hayatı veya evrenin döngüsü kast ediliyor. Eğer burada bir dönüşüm anlatılıyorsa, matematiksel olarak simetrik bir dönüşüm veya çevresel hareket olarak düşünülebilir. Geometrik bir bağlamda, bir daire üzerinde yapılan sürekli dönüş, her bir noktayı eşit bir şekilde geçer. Levh-i mevcûdât varlıkların levhası, yani evrendeki tüm varlıkların yazılı olduğu, düzenlendiği bir levha anlamına gelir. Dâyir yani daire, geometri kavramı olarak evrenin düzenini ve döngüselliğini ifade eder. Dairenin merkezi, etrafındaki her şeyi bir düzen içinde birleştirir. Pergâr-ı ‘ışk, aşkın pergeli demektir. Burada aşk, evrenin varlık sebebi ve hareket kaynağı olarak gösteriliyor. Beyitte geçen dâyir ve pergâr, şiirin içsel ahengini güçlendiriyor. Pergel, geometride daire ve çember çizmeye yarayan bir araçtır. Burada, pergelin sabit ayağı aşkı, hareket eden ayağı ise evrenin düzenini temsil eder. Daire metaforu hem şiirdeki düzeni hem de evrenin uyumunu yansıtıyor. Dairenin varlığı, pergelin işlevine bağlıdır. Pergel olmadan, bu düzen oluşmaz. Matematikte bir dairenin merkezi ile çevresi arasındaki ilişki, evrensel düzenin bir metaforu olarak görülür. Burada, aşk (merkez), evrenin (çevre) hareketini ve varlığını sağlar. Eğer merkez (aşk) olmasa, çevre (varlık) da oluşamaz. Kısacası, beyit hem estetik hem de felsefi anlamda oldukça güçlü bir yapıya sahip olup, beytin geometrik düzen ve matematiksel dengeyi böylesine estetik bir biçimde ifade etmesi, Hayretî’nin hem edebi hem de düşünsel derinliğini ortaya koymaktadır.
KAYNAKÇA
Bâkî Divanı, Sabahattin Küçük, 1994, Ankara, TDK
Fuzûlî Divanı, Kenan Akyüz-Süheyl Beken-Sedit Yüksel-Müjgan Cunbur, 1990, Ankara, Akçağ
Hayretî Divanı, Tenkidli Basım, Mehmed Çavuşoğlu-M. Ali Tanyeri, 1981, İstanbul, İst. Üni.
Nâbî Divanı, I, II, Ali Fuat Bilkan, 1997, İstanbul, MEB
Nedîm Divanı, Abdülbaki Gölpınarlı,1972, İstanbul, İnkılâp ve Aka
Nef’î Divanı, Metin Akkuş, 1993, Ankara, Akçağ
Nev’î Divanı, Mertol Tulum- Ali Tanyeri, 1977, İstanbul, İst. Üni.
Saadet Karaköse, Divan Şiirinin Matematiği, Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, s.56, 2016, Erzurum
Şeyh Gâlib Divanı, Muhsin Kalkışım, 1994, Ankara, Akçağ