Gölgesi ters dönmüş bir umudun resimlerine
değdirme ellerini kartopu yaparak güneşe doğru
bulaşınca karanlığa unutulur ağrısı hüznün
çiy bir yeşil yağmura dua eder dudağı iki dağdır sanki
dalavere değil bu tam bir aşk pazarı kalbine toplanan
bir çocuk ayakkabı boyarken neler düşünür akşama
yolcusu bir türlü gelmeyen insanlar gibi telaşlanır
kuşlara el sallar martılar kıyıya ölü vurur denizin suçu mu
melekler hep elif okutur bilir misin düşlerinde bebeklere
bir ışık getir ki gözlerinle gece yorulsun koynunda ayın
darağacı Hallac’dan bu yana kiminle düğün yaptı ki
ölüm fermanları hep Edirne kırmızısıyla mı yazılır efendim