Rene Descartes :”Düşünüyorum, öyleyse varım.”der. Var olmayı düşünme şartına bağlar Fransız filozof. Onun septik düşüncelerini bir kenara bırakırsak, insanın insan olmasının önemli ölçütü düşünmedir. Eşref-i mahlûk olan İnsanı, hayvandan ayıran, düşünmedir.
insan fıtratı, insanın kendisine hastır. Bir başkasına benzemez. Aynı ailenin çocukları arasında bile huy, şahsiyet farklılıkları
görülür. Dolayısıyla olaylar olgular karşısında insanların tepkisi fıtratlarına göre olmakta. İnsanın bütün eylemleri düşünmeyle ortaya çıkar.
Fıtrata göre şekillenen düşünce, beraberinde farklılıkların doğmasına vesile olur.
Şüphesiz insan düşünür, işlerini düşünerek yapar, denilebilir. Ancak kastedilen düşünme, sıradan işleri yapmada etkin olan düşünce
değildir. Ayrıca, en basit işler bile düşünmeden yapılırsa yanlış, kötü sonuçlar doğurabilir.
Eğitimimizde, düşünerek bilgiye bakmak, onu her yönüyle araştırmak, onda derinleşmek ne derece yerleşmiştir? Bu bir tartışma konusu. Ancak yine de biraz konu üzerinde kafa yoralım.
Öğrencinin okuduğu bir kitabı, araştırdığı bir konuyu birçok yönüyle ne kadar algıladığı, okuduğu bilgilerin kendi hayatına ne kattığı, bu bilgiyi yazıldığı dönemle, günümüzü ne derece karşılaştırdığı şüphelidir.
A.Hamdi Tanpınar:”Bizde okuyucu, okuduklarına yüzeysel yaklaşır, bir konuda biraz derine inince hemen sıkılır.”der. Bu neden böyle? Sanıyorum, düşünmeyi pek sevmiyoruz. Düşünme yorucu ve zordur. Hâlbuki meselelere derin bakmak gerekir. Düşüme sayesinde, girift olan olaylar birçok açıdan ele alınır, çözüm yolları aranır. Ancak okuyucu, bu yönü çoğu zaman ıskalar. Çünkü bu, kişiye yük ve sorumluluk getirir. Bundan da çoğu zaman kaçınılır, işin en kolayı meselelere yüzeysel bakmak..
Çağımız sürat çağı. Eşyaya çabuk ulaş, tüket. Bu bir yaşam biçimi günümüzde, imaj dünyası… Bilgi de tıpkı bir eşya gibi
algılanıyor ve bu anlayışa göre ona bir işlev yükleniyor. Artık bilgi kariyer için lazım. İşimiz bitene kadar. Hâlbuki doğru bilgi şimdi ve gelecekte toplum yararınadır. Her türlü cehaleti yenmenin yolu bilgi, işte, bilgi düşünme ile doğar.
Eğitimde, önce düşünme eğitimi verilmelidir çocuklara. Bir şiire, nesre olabildiğince eğilmeli, bir fikir, felsefe yazısını iyice irdelenmeli. Her mısra, cümle üzerinde kafa yormalı, sürekli soru sormalı. Konuyla ilgili ipuçları bulmalı, ön bilgi için araştırma yapmalı.
Okullarımızda kitap okuma alışkanlığı kazandırmak elzemdir. Ancak bunu sevdirerek yapmak gerekir. Korkutucu, zorlayıcı her çaba beraberinde kitaba karşı bir nefret doğurabilir. Öğretmenler bu konuda da örnek olmalıdır. Öğrenci kitabın dünyasına çekilmeli. Deneme, şiir, felsefe, hikâye, roman, makale okumalı. Okudukları üzerinde konuşmalı, notlar almalı, okuduklarını başkalarıyla paylaşmalı onlarla tartışmalı. Yeni bilgilerle karşılaştığında da araştırma yapmalı.
Eğitim sistemimiz, ezber üzerinde seyrediyor. Nitelikli düşünen insanların sayısını artırmıyor. Bilgiyi al tüket anlayışı hâkim olduğu için bir müddet sonra ezberlediği bilgi de unutuluyor. Şüphesiz eğitim sistemi oluşturulurken nitelikli insan yetiştirme üzerine kurulur. Ancak kimi uygulamalar, o ülkenin sosyo-ekonomik şartları neticesinde olumsuz bir çizgiye kayabilir. Neticede oku, tüket anlayışı yerleşir. Elbette ki eğitimin asıl amacı milletin temel kültürel değerlerini ötelemeden gençlerini çağın şartları göz önünde bulundurarak, düşünen, sorgulayan beyinler olarak yetiştirmeli ve geleceğe hazırlamalı. Yani her yönüyle donanımlı gençler. Bunun için düşünen beyinlerin yetiştirilmesi öncelikli meseledir.
Düşünmeden yapılan İş ve eylemde hiçbir zaman doğru sonuç çıkmaz. Birey ve toplum neticede zarar görür. Toplumda her alanda kavga, kargaşa terör, cinayet alır başını gider. Bu anlayış yönetici durumunda olanlarda olursa devletteki kaosu varın siz düşünün.
Dünyada bilim alnındaki bütün buluşlara bakıldığında, buluşların arkasında düşünen beyinler görülür. Batı’da; Albert Einstein, Thomas Edison, Doğu’da; Farabi, Gazali, ibn-i Sina Harezmî, Nasreddin Tusi vs. Bu bilim adamlarının bilimde, felsefede, astronomide, matematikte zirve olmalarının sebebi ömürlerini bilime adamalarıdır. Hayatları boyuca düşünerek ve tefekkür ederek yaşamalarıdır. Böylece bilim dünyasına katkı yaparak insanlığa faydalı olmuşlar diğer insanlara da bu anlamda öncü olmuşlardır.
Günümüzde bir Platon bir Gazali yok, bir Farabi yok ama onların izinde giden ilim adamları vardır. Düşünme tarihi boyunca ilim adamları, var olan bilgiyi geliştirerek günümüze getirmiş; günümüzde de bu bilgi geliştirilerek daha ileriler götürülmektedir. Uzayda hayat var mı, araştırmaları hep bu bilgi ve düşünen insanlar sayesindedir.
Okullarımızda düşünme dersi olmalı. Bilgi birikimi yüksek olan öğretmenler bu derse girmeli. Düşünce tarihi incelenmeli bu derste. Batılı, Doğulu bilim ve felsefe adamlarının eserleri, fikirleri karşılaştırmalı olarak incelenmeli. Bu eğitimle genç beyinler fikirler, nesneler, olaylar olgular konun düşünürken, onun zihninde her fikir doğru bir şekilde yer- leşmeli. Düşüncelerinde bir kafa karışıklığı yaşamamalıdır. Bu, en dikkat edilmesi gereken konudur.
Düşünme eğitimiyle yetişen genç beyinler olaylara sebep sonuç penceresinden bakar. Geçmişini, geçmişte olan her olayı, savaşı bu bakış açısıyla inceler. Objektif davranır. Ve doğru sonuçlara varır. Bu anlayış onu daha da geliştirir.
Düşünme eğitimi ile kültürünü, dinini daha iyi öğrenir, meseleler karşısında daha bilinçli ve duyarlı olur. Bundan dolayıdır ki okullarımızda düşünme eğitimi kesinlikle verilmelidir.