Ahlak öğretisinin temeline erdem kavramını koyan ünlü ahlak filozofu Sokrates (ö. m.ö. 399), bilgiyi en büyük erdem olarak kabul etmiştir. Erdem kavramını da “ilmiyle amel etmek” diye tanımlamıştır. Kutsal metinlere bakıldığında da bilgi, bilgi sahibi olmak, bilgisine göre yaşamak takdir edilen özellikler olarak kabul edilirken, cehalet, etik olmayan söz, tutum ve davranışlar yerilmiştir. Düşünce tarihinde insanın mutluluğu problemi, çok ciddi bir yekûn teşkil etmektedir. Hemen bütün dinler ve düşünce sistemleri insanı mutlu etmenin yollarını aramış ve kendilerince çözümler sunmuştur. Bu bağlamda çoğunlukla öne çıkan husus bilginin anlamı ve değerinin uygulamaya bağlı olduğudur. Bilginin belki inancın anlam kazanabilmesi için mutlaka tatbik edilmesi, eylemlerimize yansıması gerekmektedir. Bilgisiz uygulamadan sağlıklı, nitelikli bir sonuç beklemek ne kadar yanlış ise tatbik edilmeyen bilginin de bir değer ve anlamı olduğunu düşünmek o kadar büyük yanılgıdır. İnsanın, bilgisinin gerektiği gibi yaşaması bir erdemdir ve bu uygunluk insana mutluluğu getirir.
Kur’an-ı Kerim de insanların hem dünyada hem de ahirette mutluluğu yakalayabilmesi için emir, teşvik, tavsiye ve yasaklama babında bazı ilkeler koymuştur. Kur’an’da bilginin, öğrenmenin, okumanın, araştırmanın, akledip düşünmenin önemini anlatan pek çok ayet mevcuttur. Aynı şekilde peygamberimizin, ilim tahsil etmenin ve bu uğurda verilen emek ve mücadelenin saygın bir davranış olduğunu anlatan pek çok sahih hadisi vardır. Bütün bunlardan maksat inançlı, ahlaklı, mutlu, başarılı, üreten, vicdanlı, adil ve duyarlı bir toplumu inşa etmektir. Bunun içinde Peygamber Efendimizin rehberliğinde ve örnekliğinde yeni bir ahlak anlayışı ve uygulaması başladı. Kur’an-ı Kerim’in inşa etmek istediği toplumun nitelikleri arasında güzel ahlakın, erdemli yaşamın çok büyük önemi ve yeri söz konusudur. Yazımızın başlığında ifade ettiğimiz “Erdemli Yaşam” için Kur’an’ın kriterlerinden bir kaçını burada hatırlatmak istiyoruz. Kur’an-ı Kerim’in 25 numaralı Furkan suresinin 63. Ayetinden itibaren kalan ayetlerde Rahman’ın yiğit, iyi ve has kullarının çeşitli özelliklerine yer verilmektedir. Bu özelliklerin bir kaçını yazımızın imkânları ölçüsünde paylaşmak istiyoruz. Surenin 63. Ayetinin meali şöyle: “Rahman’ın (iyi) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve o cahiller (müşrikler) onlara laf attığında ‘Selam!’ deyip geçerler.” Bu ayette toplumsal barışın, birlik ve beraberliğin, kardeşliğin temel unsurlarından olan bir prensibe vurgu yapılmış ve böyle davrananların “Rahman’ın has kulu” olma vasfı kazanacağı hatırlatılmıştır. Kur’an pek çok yerde batıl düşünceleri, haksız tutum ve davranışları, zararlı işleri eleştirmiş ve bu gibi hallerin yaptırıma tabi olacağını ifade etmiştir. Bu ayette olduğu gibi güzel eylem ve davranışları da takdir ettiğini ilan etmiştir. Kur’ânî perspektifte “ağır başlılık”, “tevazu”, “vakar” Rahman’ın has kullarının temel özelliklerindendir. Cahiliye dönemi diye nitelendirilen insan tipinin temel karakteri olan “kibir”, “gurur”, “zorbalık” anlayışı yerine “tevazu”, “ağırbaşlılık”, “vakar” gibi erdemlerle bütünleşmiş insan tipolojisine yer verilmiştir. Günümüz toplumsal ilişkileri açısından ayette verilen mesajı değerlendirdiğimizde bu erdeme sahip insanlara ve bu uygulamalara ne kadar çok ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Ciddi anlamda toplumsal sorun hale gelen insani ilişkilerimize kadim ve evrensel bir çözümdür bu ayetteki mesaj. Tahammülsüzlüğün revaçta olduğu, toplumsal hoşgörü ve tevazuun çok zayıfladığı ve bunun neticesi olarak da sağlık kuruluşları, eğitim yuvaları, spor mekânları, toplu taşıma araçları, çarşı-pazar yerleri, trafik ve eğlence merkezleri gibi insan unsurunun yoğun olduğu yerlerde yaşanan olumsuzluklar bize ayette yer alan “Selam! deyip geçerler” olgunluğuna sahip bireylere ve bu anlayışa ne kadar ihtiyacımız olduğunu göstermektedir.
Hepimiz güzel yaşamayı, mutlu ve başarılı olmayı, ekonomik refaha ermeyi istiyoruz. Unutmayalım ki bunun için hepimizin yerine getirmesi gereken bazı temel görevler vardır. Kendimize, ailemize ve içinde yaşadığımız topluma karşı görevlerimiz. Sanırım şuradan başlayabiliriz. Ben kendime, aileme ve içinde yaşadığım topluma, milletime karşı görevlerimin ne kadarını biliyorum, ne kadarını farkındayım ve ne kadarını yerine getirebiliyorum? İşe Sokrates’in ifadesi ile “Kendimizi bilerek” ve Furkan suresinin temel mesajlarından olan “yeryüzünde tevazu ile yürüyerek” ve icap ettiği zaman da “Selam! deyip geçmeyi” öğrenerek ve daha da önemlisi uygulayarak başlayabiliriz.