Fetih 2012 – Osmanlı Tarihinin Sinema İle İmtihanı

I

“Çılgın Dershane” filminin yönetmeni, “Recep İvedik” serisinin yapımcısı Faruk Aksoy‘un, Fatih Sultan Mehmet ve istanbul’un Fethini konu edinen “Fetih 1453” filmi nihayet gösterime girdi. O günden itibaren Türkiye’de ilgili ilgisiz birçok kişi filmi konuşuyor. Kimilerinin ısrarla filmi “başyapıt” gibi görme, gösterme arzusu enteresan bir durum. Bu yaklaşıma karşı çıkanların filmi görmezden gelmeleri, umursamamaları da hayli ilginç. Ortada reaksiyonel tavırlar var. “Fetih 1453” filmiyle alakalı bu kadar taban tabana zıt yaklaşımlar, konunun mahiyetine, fethin öne­mine dair olmalı! Kolay değil, istanbul’un Fethinden bahsediyoruz. Çağ açılıp çağ kapanıyor, Roma tarihe karışıyor, istanbul Türklerin dolayısıyla islam’ın hâkimi­yetine giriyor…

İstanbul’u bizlere armağan eden bu büyük medeni­yetin torunları olmamıza rağmen, Türkiye Sineması Tarihinde Osmanlı Devleti ile alakalı bugüne kadar kalburüstü bir filmimiz yok. Bırakın siyasi, askeri başa­rılılarını konu edinmeyi, muhteşem medeniyetin ifade­si olan sanat, kültür, edebiyat alanlarındaki serüveni de, sinema sektörümüzün ilgisini çekebilmiş değil. Konuyla alakalı birçok neden görebiliriz gerçeğe dair. Nitekim bu gerçekleri dikkate alınca “Fetih 1453” en azından iyi niyetli görülebilecek bir çalışma. 17 milyon dolarlık bütçesi bile iyi niyetin açık göster­gesi. Gönül isterdi ki bu iyi niyet, filmin anlatı diline, estetiğine, gerçekliğine de yansımış olsaydı. Keşke gelecek nesillere bir başyapıt olarak kalabilseydi…

II

Film Hz. Peygamber’in (s) istanbul’un Fethiyle alakalı hadisi ile açılıyor. Ardından peygamber müj­desine nail olma sevdasındaki Osmanlı Devleti Sultanı II. Mehmed’in tahta çıkması ve istanbul’u fethedene kadar geçen olaylar konu ediliyor. Ve istanbul’un Fethi ile film tamamlanmış oluyor.

“Fetih 1453” sinema dili açısından ele alındığında, başından sonuna kadar sahne geçişlerinde, anlatı dilinde bir eksiklik, bir kopukluk göze çarpıyor. Nitekim kopukluğu gidermek için de sürekli sol alt köşede tarih/mekân bilgisi veriliyor. Filmin özellikle de ikinci bölümündeki savaş sahneleri, yapay sekansları birçok Hollywood filminde karşımıza çıkan kareler. Herhangi bir yenilik ile kar­şılaşmıyoruz. Sahnelerin bir kısmında var olan aşırı ağırlaştırılmış çekimlerin sebebi ise anlamsız. Zaten çoğu zaman realizmden kopmuş havası veren “Fetih 1453”, ağır çekimlerle bir kere daha izleyicinin seyirlik zevkine darbe indiriyor.

III

Teknik yönlerini bir kenara bırakılım. Anlatılan hikâye bildiğiniz gibi gerçek bir olay. Yaşanmış bir fetih. Masal değil yani. Ama filmin bazen masala kaçan yanlarına ne demeli? Elbette ki “Fetih 1453” bir bel­gesel değil kurgu film. Ama anlatılan kurgunun gerçeklik duygusu yok.

Filmi izlerken bir ara şüphelendim. “Acaba” Fatih Sultan Mehmet miydi izlediğimiz Ulubatlı Hasan mı? Tarihte Ulubatlı Hasan diye birisi var mı? Bilinmiyor. Tarihçiler arasında derin ihtilaflar mevcut. “Fetih 1453”de böyle bir tarihi kişiliğin ana karakter olarak kurgulanması anlaşılır değil. Ulubatlı Hasan’ın varlığından ziyade, filmdeki karakteri sorunlu. Ulubatlı Hasan ve sevgilisi Era istanbul kuşatmasının seyrini değiştirecek kadar etkin. Yeşilçam’dan gelen abartı merakı­mızı unutamıyoruz nedense…

Sadece Ulubatlı değil sorunlu karakter. Fatih’in hocası Akşemsettin kuşatmanın sonuna doğru, Fatih tam da ken­disini kaybetmeye yakın ortaya çıkıyor. Tıpkı günümüz kapi­talist insanının, dine yalnızca zor zamanlarda ihtiyaç duyması gibi! 1453 değil 2012 kafasıyla film yapmanın sonucu bu olmalı…

Fatih’in eşi başta olmak üzere filmin kadın karakterleri, hiç de 15. Yüzyıl Osmanlı kadınlarını anımsatmıyor… Anakronik tarihsel okumaların, anlamaların kaçınılmaz sonucu…

Filmin, karakter oluşturma problemine üretebildiği bir çözüm yok. Maalesef. Buna bağlı olarak filmin gerçekliği de ciddi bir eksiklik. Realist bir film olmamanın en önemli sebebi ise, kamera hareketlerinde anlamsız çırpınışlar. Kamerayı bu derece abartılı kullanmak hangi akla hizmet eder bilmiyoruz.

Bu bağlamda sanat tarihi boyunca sürekli tartışılan önemli bir mesele mihenk taşı olabilir. Sanat ürünü hayattaki ger­çeklere ne derece uyum sağlamalı? Sinemada gerçeklik nasıl olmalı? Bu sorunun farklı mecralarda farklı anlayışlarca çeşitli cevapları vardır. “Fetih 1453” filmine paralel olarak düşündüğümüzde, bu tür epik anlatıların, gerçekleri dikkate alması gerekiyor.

IV

“Fetih 1453” başta işaret ettiğimiz gibi iyi niyetli bir çalışma ama ciddi eksiklikleri var. Hataları çok. Bu durum ise anlatı dili ve estetik algı eksikliğinden kaynaklanıyor. Karakter yönetimi, tarihi olayları algılama hep sorunlu duruyor. Aslında sadece “Fetih 1453”ün değil Türkiye Sinemasının epik film türünde kendisini yenilemesi şart.

Osmanlı Devletinin sinema ile imtihanı bugün başlamadı. “Fetih 1453” de ilk örnek değil. Bundan önce izlediğimiz kahramanlık filmleri hiçbir zaman iyi bir sinema dilini yakalayamadı. En son olarak “Muhteşem Yüzyıl” dizisi, halen ortada duruyor. Yerli oryantalist mantığının yansıması olarak… insan üzülüyor bu duruma. Hayıflanıyor. Geçmişin büyük mirasını geleceğe aktarmamız şart! Böyle bir görevimiz var omuz­larımızda. Bunun için de sinemaya şimdi daha çok ihtiyacımız var…

Bu yazıyı paylaşın