mahşerin ortasında yalnızım
bir acil serviste kimsesiz
terkedilmişim sedyelerce
yorgun bir akşamda kanadı gözlerim
kalbimi sıvazlamadan gitme

buz kesti yalnızlığımız
ruhsuz ahenksiz çocukluğumuz
direnmeyi unuttuk
süfli hicranlar kapladı ufku
bizi Hanzala kılmadan gitme

çöllerden ayak izlerin
kalbimizden haya uçtu
Azzam ve Ahmet Yasin yok
Mescid-i Aksa’nda necis ayaklar
bizi kuşandırmadan gitme

umutsuz kaldı yüzyıllar
küstü kâinat
Yusuf yine o soylu Yusuf
zindanımızı aydınlatmadan gitme

Medine hüzünlü bir gelin
Kabe siyahlar içinde bir ağıt
şehirlerimiz deprem artığı
evlerimiz yuva olmaktan âciz
evlerimizi onurlandırmadan gitme

Erkâm’ın evi ıssız
içimizde bir ağır mâtem
bir nefes haya ile olsun
dirilt kalplerimizi ne olur sevgili
davana osmanlar katmadan gitme

beyaz atlarını kuşanmaz Hamza’lar
bütün cephelerde mağlubuz
bütün Bedirler’de Uhudlar’da
kuşandın mı miğferini savaşırdın elbet
kalplerimizi doğrultmadan gitme

iki dağ kuşatır iki yandan
korku kalplerimizde kara bulut
Cebrail’e kim dur desin
bizi bağışlatmadan gitme

yüzlerimiz kara-çirkin
emellerimiz tûli
yıkıldı göğün direkleri
ebâbiller düşman bize
bizi örtünün altına almadan gitme

Ebü Zerr cinnetlerini gömdü
Hind’in günahına ortak hepimiz
ayaklarımız geri-yüzlerimiz ecin
kıblemizi doğrultmadan gitme

Umeyr ve Cafer yok
Kerbelâ alnımızda bir utanç
Bağdat ve Ramâdi artık yok
bizi var kılmadan gitme

Ebü Gureyb’e gömdük insanlığı
kalplerimiz de ifk kokusu
kursağımızda utanç ve utanç
alnımızı nurlandırmadan gitme

seni özledikçe çatlıyor kalbim sevgili
seni özledikçe beynim üşüyor
hırkana yüz sürmeye yüzümüz yok
yollarımızı arıtmadan gitme

güllerin tadı yok
gülmelerimi unutmam ondan
ey fecir yüzlü!
kalbimi yorgun bırakıp gitme

bir gece Hirâdan emanet aldıkların
ve unutuldu taşlandıkların
kân içinde pâk ayakların…
bizi hesaba çekmeden gitme

Bu yazıyı paylaşın