Ekinler kurur. Toprak çatlar. Hayvanlar telef olur. Bıçak kemiğe dayanır. Kimsenin dayanacak gücü kalmaz. Gözler bulutlanır da gök bulutlanmaz. Dua tepesine çıkmak kaçınılmaz olur. Hazırlıklar başlar. Eski elbiselerini giyer ahali. Çoğunun yeni elbisesi yoktur. O gün oruç tutarlar, mahzun ve muhtaç bir tavır takınırlar. Durumu iyi olanlar olmayanlara hakkını verir, veremeyenler içten tebessüm eder. Herkes birbirleriyle helalleşir. Küsler barışır. Köyün en uzak ve en yüksek tepesine yürürler. Nedense çocukları götürmezler. Dua tepesine varınca saf olurlar. Köyün en yaşlısı öne geçip ellerini açar: “Allah’ım ekinleri yetir, hayvanlarımızın memelerini sütle doldur, göğün bereketinden suvar, bize bol ve yararlı, her tarafa akıp giden rahmet ver’’ diye dua eder. “Âmin’’ derler hep bir ağızdan “âmin… Âmin…’’
Katar katar bulutlar geçmez, hava kararmaz, şimşek çakmaz, damlalar düşmez. Başları öne düşer. Gerisin geri dönerler. Suskun olurlar. Ağızlarını bıçak açmaz.
Günler geçer, sabır tohumları kurur, tekrar duaya çıkmaya karar verirler. Hazırlıklar yapılır.
Hazırdır ahali. Çocuklarından biri; “Bizi de götürün’’ der, itiraz etmezler. Yediden yetmişe sıralanırlar dua tepesine doğru. Dua tepesine varınca saf olurlar. Çocuklar en arkada saf tutar. Köyün en yaşlısı, en âlimi öne geçer, ellerini açar; “Allah’ım, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden eyleme, öyle dardayız ki senden başkasına arz edemeyiz, mağfiret istiyoruz, rahmet istiyoruz’’ diye içten yakarır. “Âmin’’ derler hep bir ağızdan “âmin… Âmin… Âmin…’’
Çok geçmez, katar katar bulutlar gelir. Hava kararır. Gök gürler. Damlalar düşer. Çocuklar sevinir. Köylüler, çocuklar gibi sevinir. Birbirlerine sarılır herkes. Damlalar çocukların yanaklarından öperken kulaklarına; “Kalp kalbe karşıdır’’ diye fısıldarlar.