Gözyaşı Gerdanlığı… (Japon Şiiri Üzerine Kısa Bir Deneme)

Her ne kadar Japonya’ya gitmemiş, bir Japon’la dostluk kurmamışsam da onları, Türkiye’nin gezilip görülecek mekânlarında büyük bir saygı ve incelikle dolaşırken bir çok kez görmüşümdür. Sanatlarına dair açılan bazı sergileri hayranlıkla gezip, eserleriyle ilgili kataloglara bakmış; sonra deprem, tsunami gibi büyük felaketler karşısında gösterdikleri sabrı ve sessizce döktükleri gözyaşlarını seyretmişimdir TV ekranlarından… 80’li yılların birinde Ankara’nın Zafer Çarşısı’nda açılan Japon resimleri ve antik eserler sergisini hayranlıkla gezdiğimi hatırlıyorum. Ayrıca Kazan kentinden yola çıkıp bütün Japonya’da İslâm’ın yayılışı için çalışmalar yapan Özbek asıllı büyük gezgin ve mübelliğ Abdürreşid İbrahim’in  iki ciltlik eserinden de epeyce şeyler öğrendim Japonlar ve kültürleri hakkında.
Uzun yıllar önce bir eski dost, Lütfullah Sami Akalın isimli bir edebiyatçının, çok büyük bir emek ve özveriyle hazırlandığı hemen belli olan, “Japon Şiiri” isimli bir kitap hediye etmişti bana. 1961 yılı, Varlık Yayınları baskılı. Heyecan ve ilgiyle okumuştum.
Yaprakları sararmış, sırtındaki yazılar solmuş, 328 sahifelik bir eser bu. İkinci bir baskısı yapılmış mıdır bilmiyorum ama, kitabı yeni baştan okurken bir çok taze bilgi de öğrendim. Meğer Lütfullah Sami’nin “Çin Şiiri”, “Hind Şiiri”, “Zenci Şiiri” üzerine de çalışmaları neşredilmiş… “Türk Masalları”, “Türk Manileri” üzerinde kitaplar kaleme almış. Doktora tezi “Dede Korkut Kitabının Folklör Bakımından Değerlendirilmesi” başlığını taşıyormuş… Keşke diğer eserlerini de görüp, inceleme fırsatı bulabilsem diye düşünmekteyim.
Şiirle içli dışlı olanların pek yabancı olmadıklarını zannettiğim Akalın’ın “Japon Şiiri” isimli çalışması bana pek çarpıcı göründü. Dikkatle okuyup, notlar almak ve sahifelerini süsleyen bazı şiirleri işaretlemekten kendimi alamadım. Aradan geçen yıllarda bazı şiir meclislerinde, arkadaşlarla bu kitaptan ve Japon şiirini konuşmamız gerektiğinden bahsettim ama bu tür bir sohbet toplantısı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Şimdi, şiir üzerine yazılar kaleme alırken, kitabı bir kez daha kendi gündemimize taşımak istiyorum.
Akalın, eserine yazdığı “Önsöz”de, Türk edebiyatında şiir çevirme geleneğini Şinasî’nin kurduğunu söyledikten sonra, bu konuda kayda değer hiçbir çalışmanın bulunmadığından yakınmakta ve haklı olarak, dünya şiirinin üst örneklerinin, özellikle şairlerimiz aracılığıyla çevrilmesinin lüzumundan bahsetmektedir. Bu arada Türk şiirinin de diğer dillere çevrilmesi gerektiğini ve fakat yaptığı araştırmalarda hayâl-i sükûta uğradığını söylemektedir. “Amerikalı öğrenciler Türk şiiri şöyle dursun, dünya haritasında Türkiye diye Norveç’i gösterdiler bana!” diyor Akalın. Hubert Creeokmore’nin “Dünya Şiirleri Antolojisi”nde, Türk şiiri diye, besteci Mahmut Celaleddin Paşa’nın bir şarkısının sözleri, Cenap Şahabettin’in bir şiiri ile adını ve sanını kimselerin bilmediği Tunus’lu Bayram isimli birinin şiirinden başka bir şey yoktudiyor…
Türkçenin Ural-Altay dil gurubuna bağlı olması sebebiyle bir Türk’ün yine aynı dil gurubuna bağlı Japonların diline, batı lisanlarından daha fazla yakın olduğunu iddia eden Akalın, ne yazık ki kendisinin de, eserini, Japon şiirini İngilizceye çeviren bilgin ve çeviricilerin kitap ve makaleleri sayesinde hazırladığını söylemektedir. Kitabına, klasik dönemden başlamak üzere 303 şairden, 720 şiir aldığını belirtiyor. Sonra Japonya, Japonlar ve onların sanatı hakkında genel bilgiler verip, şiirleri üzerine ince notlar düştüğü bir bölüm hazırlıyor.
İddialarına göre Japon şiiri, karamsar bir mahiyet arz etmesine rağmen, az sözle çok şey anlatma özelliği; ilginç benzetme (mecaz) örnekleri sebebiyle dikkate şayândır. Japon şairleri, belli bir dünya görüşüne bağlı olup bunlarla ilgili hayat felsefesi yaptıkları için kısmen didaktik görünseler de, hiçbir zaman okuyucularını küçümseyip korumaya kalkışmayan ve nasihat verir pozunda görünmeyen kimselerdir. Hayatlarıyla ilgili de hemen hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Zira yine Japonlara göre şair değil, şiir daha önemlidir!
“Japon  şairinin, daha çok okuyucuya durumu gösterip, duygu ve düşünce bakımından doğru olan yöne çevrilmesini dostça tavsiye eden bir kibarlığı vardır”  diyor müellif. Daha sonra şiirlerin konusu hakkında bilgiler veriyor ve bunların Buddha inancına, Zen (Düşünme) felsefesine bağlı olarak; insan psikolojisiyle yakından ilgili, aşkı insan duygularının en güçlülerinden biri olarak gören bir anlayışla kaleme alındığını söylüyor. Bu şiirlerde çocuk, kadın, din, savaş, folklor ve daha çok tabiat gibi konuların başrol oynadığını açıklayıp misaller veriyor. Bir tapınaklar ve manastırlar ülkesi olarak görünen Japonya’nın aynı zamanda çok korkunç savaş ve katliamlara sahne olduğunu ve fakat buna rağmen Japon şiirinin, dünyanın en ince ve barışçı şiirlerinden biri olarak karşımıza çıktığını söylüyor. “Savaş, şiirde zaman zaman sözü edilen bir şeydir ama tam da şöyle” diyor: “Bakın şu ovada bir armut ağacı çiçek açıyor, ama bu ovada bir zamanlar yaman bir savaş olmuştu da yığınla insan ölmüştü…”
Biz konuyla ilgili açıklamaları daha fazla uzatmadan kitapta altını çizdiğimiz şiirleri sunuyor ve burada verilen örneklerin bile –en azından muhteva açısından- şiirle uğraşan dostlarımıza farklı bir kapı açacağını umuyoruz.
Neye benzetsem şu hayatı?
Bir kayık işte…
Demir almış sabahleyin
Ve gözden kaybolmuş,
Ardında iz bırakmadan.
(Rahip Mansei / VIII. Yüzyıl)
***
Şu koskoca dünya bile
Tükenebilir kazıla kazıla
Bu dünyada
Sonuna erişemediğimiz
Yalnız sevda…
(Anonim / VIII. Yüzyıl)
***
Yolcuların geceleyecekleri
Kırlara çiğler düşerse
Ey gökteki turna sürüsü
Ne olur kanatlarınızla
Yavrumu sarıp-sarmalayın.
(Anonim / VIII. Yüzyıl)
***
Feryat-figan
Ağustos böceğinde
Sevdadan yanıp-tutuşmalar
Kavrulur da aşktan pervane
Ne sesi, ne soluğu çıkar.
(Anonim / IX. Yüzyıl)
***
Ne günler ne aylar geçirdim
Ama nasıl, boşu boşuna,
Neyse… O bir şey değil de
Baharda çiçekleri seyretmeye
Öyle az vakit ayırdım ki, sorma…
(Fujiwara no Okikaze / X. Yüzyıl)
***
Dileğim şu ki
Baharda, ikinci ayın
On beşinci gecesi
Kiraz çiçeklerinin altında
Kapatayım gözlerimi.
(Rahip Saigyo Hoshi / 1118-1190)
***
Mikado’nun önünde bile
Örme şapkasını çıkarmıyor
Bostan korkuluğu…
(Dansui / 1662-1711)
***
Ne acınacak hali vardı
Şu sıska orkidenin.
Ama tomurcuklandı işte!
(Matsuo Basho / 1644-1694)
***
Yaşadığım yerde
Adamdan çok
Bostan korkuluğu var nedense…
(Chasei / XVII. Yüzyıl)
***
Çürüyüp gitmiş
Yakacak odun bile çıkmaz
Bu bostan korkuluğundan…
(Shoshu / XVII. Yüzyıl)
 ***
Gökyüzü
Yeryüzü
Dilencinin yazlık urbası.
(Enomoto Kikaku / 1660-1707)
***
Eriğin çiçekli dalı
Kendisini kıran adama
Uzatıyor kokusunu…
(Bn. Kaga no Chiyo-ni / 1701-1775)
***
Şapkası düşmüş
Bostan korkuluğu
Sinirli görünüyor!..
(Taniguchi Buson / 1715-1783)
***
Yabani Japon incirleri…
Anne yiyor
Acılarını, hamlarını…
(Kobayashi İssa / 1763-1827)
***
Tapınağa adanmış
On yaşında küçük bir çocuk.
Acı soğuk!..
(Masaoka Shiki / 1865-1915)
***
Evin birinde
Bir hıçkırık,
Dışarıda davullar…
(Masaoka Shiki / 1865-1915)
***
Yılan kaydı gitti.
Ama çimenlerde kaldı
Üstüme dikilen gözleri.
(Takahama Kyoshi / 1874-)
***
Pabuçlarımın da içi dışına çıktı
Talihimin de.
Gök dersen sisli dumanlı
Ben dersen
Bugün de işsiz-güçsüz işte.
(Hagiwara Sakutaro / 1886-1942)
***
Sesim çıkmıyorsa hiç
Düşünüyorum demektir
Tek bir kelime bile
Çıkmıyorsa ağzımdan
Sakın beni tutup da
Duvar sanmayasın.
(Tsuboi Shigeji / 1889-)
***
Bir iplik
Geçirebilseydim de
Gözyaşlarımın içinden;
Sana bir gerdanlık
Yapabilseydim keşke…
(Horiguchi Daigaku / 1892-)
***
Adamın biri geçiyor
Penceremin önünden
Söylenip duruyor:
“Karanlık… karanlık…
Acaip iş doğrusu
Her evde ışık var
Hem hava da pek öyle
Kararmış-filan değil
Gelgelelim adamın biri
Geçiyor penceremin önünden
Söylenip duruyor boyuna:
“Karanlık… öyle karanlık ki…”
(Saijo Yaso / 1892-)

Bu yazıyı paylaşın