Gün olur, gerçekler en acımasız haliyle üstümüze çullanır. Karamsarlık bağrımıza saplanır, umutsuzluk kapımızı çalar. Arzularımız solar birer birer. Hıçkırıklar gecenin karanlığında sessizliğe karışır. Hüznün biri biter diğeri başlar. Yüreğimiz yanar, içimizdeki fırtınalar ruhumuzu sallar.
Gün olur, hayat bize güzel şeyler fısıldar. Yaşamanın bir sanat olduğunu anlatır. Her şeye gerektiği kadar değer vermeyi öğretir. Yaşamak sürekli bir mücadeledir.
Gün olur, geçmişe bakıp sevinçli anlarımızın üzüntülerden fazla olduğunu düşünürüz. Ömrümüz ikilemlerle örülmüş; sevgi ve nefret, dostluk ve düşmanlık, iyilik ve kötülük, mutluluk ve keder… Yaşam dikkat etmektir, dikkatsiz olursak heba oluruz. Gün olur, aşk, merkezinde yer alır hayatlarımızın. Severiz ve seviliriz, yeni bir sayfa açılır önümüzde. Dünyanın hiçbir sıkıntısı zorluğu bizi yıldıramaz. Sürekli coşku içinde olmaktır aşk.
-Hayatı anlamaya çalışmak, insanlığın yeryüzündeki tarihi serüvenini bilmekle olur. Her insan kendini ve çevresini tanımaya başladığı çocukluktan çıkıp yetişkin bir birey olma çağında bazı soruların cevabını aramaya başlar. Mesela “Ben kimim? Neden varım” “Yeryüzünde niçin bulunuyorum?” “Ölüm yok oluş mu?” “Ruh nedir?” gibi. Bunların cevaplarını dinler ve felsefede bulabilecektir.

-Malumdur ki dini kaynaklarda insanının ilk atası yasak ağaçtan yediği için “Cennetten” kovulmuştur. Fakat Cennet; bahçe, yeşillikle kaplı yer anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla Hz.Adem’in bu yeryüzünde var edildiği, henüz o zaman diğer manada cennetin bulunmadığı şeklinde görüşler var, her nasılsa. Kısaca ilk insan her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, varlığı zorunlu Vacibu’l Vücud tarafından yoktan var edilmiştir. Bundan maksat ise; Yüce Yaratıcı bütün güzellikleri ve ihtişamıyla evreni var etmiş, sonra eserlerinden hareketle kendini tanıyacak ve şükredecek, yani övecek varlıklar olarak insanı yaratmıştır. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı da yoktur.

-Hayat, biz, gelecekle ilgili planlar yaparken başımızdan geçenlerdir, demiş bir düşünür. Bu durumda insan iradesi ve kaderi sorgulamak gerekiyor. İnsan iradesi her konuda geçerli değil, sınırlı. Yine de bir ölçüde insan kaderini kendi şekillendiriyor. Yoksa yapıp ettiklerimizden sorumlu tutulmazdık. Öyle bir durumdayız ki ne geleceğimizden haberdarız ne de nasıl varlık bulduğumuzdan. Yani hayata nasıl başladığımız konusunda bize bir şey sorulmuş değil. Sanki hayat :“İki dipsiz karanlık ortasında bir kibrit alevi.”

-Hayatımızın kıymetini bilmek nasıl olur? Belki hem kendimize, hem başkalarına yararlı işlerle zamanımızı geçirmektir. Dolu dolu yaşamak, eserler bırakmak, hayatın bu günden ibaret olduğunu düşünmek… Dün geçmiştir, yarın ise ne olacağı belirsizdir. Bir insan olarak dünyaya gelmiş olmanın ve her nimetin bir bedeli olması gerektiğini bilmek. Dünyaya ve dünya nimetlerine gerektiğinden fazla değer vermemek. Fani olduğumuz bilinciyle hareket etmek, hırstan ve kötülüklerden uzak durmak. Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır.

-Bir düşünüre göre: ‘’Şerefle bitirilmesi gereken en ağır vazifedir hayat. ‘’ Hayattan yakınanlar, ondan olmayacak şeyler isteyenlerdir. Epictetos’a göre ise:‘’İnsan, bir soluk ve bir gölgeden başka bir şey değildir.’’

Bu yazıyı paylaşın