Atalarımız:”Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz.” deseler de gül her zaman gündem oluşturmaya devam etmiştir.

Gül bütün çiçeklerin adıdır aslında. Çiçek türünden aklımıza ne gelirse hepsine birden gül demişiz. Özel olarak ise herkes tarafından bilinen malum çiçeğin adıdır gül…

Önce tıpkı bir gonca gibi doğup gelişir, çiçek olunca olanca güzelliğiyle, tazeliğiyle açılır, bir gün solar, buruşur, toprağa karışır ve gider. İşte o çiçeklerin arasında öyle güller vardır ki kokusu, rayihası burcu burcu tüter. Cismi solar belki; fakat kokusu hiçbir zaman bitmez.insanları Itırlaşmaya devam eder. İşte bundan dolayıdır ki Türk Milleti peygamberine gül remzini vermiştir. Onun kokusuyla, rayihasıyla dünyayı Itırlaştığını; ruhunun hâlâ capcanlı, dipdiri olduğunu belirt­mek için çiçeklerin şahı gül peygamberler sultanına sembol olmuştur.O yüzden Yunus: Çiçek eydir derviş baba Gül, Muhammed teridir demekten kendini alamamıştır.

Gülün Cennet çiçeği olduğu hepimizin malumudur. Hz. ibrahim’in ateşe atıldığı alanın gül bahçesine dönüşmesi belki de gülün Cennet çiçeği olduğunu vurgulamak üzere insanlara gösterilen ilahî bir ibret tablosudur.

Gül yetiştirmek zahmetli bir iştir. Çünkü gül, nazlı büyüyen bir çiçektir: Özen ister, itina ister, sabır ister… Mevlana da bu gerçeği:

“Alelade otlar iki ay içinde yetişir. Fakat kırmızı gül bir yılda yetişir.” şeklinde ifade eder. O yüzden herkesin gül yetiştir­mesi mümkün değildir. Bütün bunlar bir yana gül çekicidir. Bundan dolayı kimileri:

Ben yârime gül demem

Gülün ömrü az olur.

diye dertlenirler. Şair gülün herhalde çabuk solduğunu ifade ediyor. Didik ya gül zariftir. Öte yandan gül ile bülbülün aşkları dillere destandır. Bülbül gülün etrafında döner, aşkını ilan eder. O, aşkını herkese duyurur. Gülün kırmızı rengi de bülbül, sevgilisi gülün etrafında dönerken vücuduna dikenlerin batması ve kanlar içinde kalması sonucunda oluşmuştur. Bir gülün çevresi dikendir, hardır

Bülbül gül elinde âh ile zardır

diyen şair, bülbüle şiirin devamında şöyle nasihat eder:

Bu da gelir bu da geçer ağlama… Gülün dalından koparılması ne hazin­dir değil mi? Dalından koparılan gül, solmaya doğru yol alır. Faruk Nafiz’in güzel beytiyle söylersek:

Bir gül dalında durduğu müddetçe tazedir Bir gül çelenge düştüğü gün bir cena­zedir.

Gerçek sevgi, gülü dikeniyle birlikte avuçlamaktır. Ellerine dikenler bata­cak, ellerin kanayacak; fakat sesinizi çıkarmayacaksınız, işte sevginin hası budur.

Şair Nazım: “Gül için dikenin zah­metini çeksek, acaba zaman gelir de diken ile söyleşebilir miyiz?” diye sorar:

Acep mi bir gül için zahm-ı hârını çeksek

Zaman ola bu çemende dikenle söy­leşiriz.

Son sözü Sezai Karakoç’a bırakalım:

Kuzuların doğması nasıl beklenirse o ülkede

Güllerin açması da öyle beklenir gün doğmadan önce

Bahar yağmurları böyle güllere gebe iner gökyüzünden bahçelere Nişanlarda gül şerbeti içirilir

Hastalara gül şurubundan ilaç

Gül bir yeni yıl gibi

…

Size bir mutluluk haberi gibi

Gül gelecek

Kıyamet demek gülün geri gelişi demek

Gül peygamber muştusu, peygamber sesi.

Bu yazıyı paylaşın