Güray Süngü, öykülerini uzun yıllar dergilerde yayımladıktan sonra ilk olarak 2010’da Deli Gömleği kitabında topladı. Öyküleriyle dergilerde yer alırken Süngü ilk öykü kitabına kadar üç tane roman yayımlamıştı. Süngü için öyküden romana, romandan öyküye geçiş gibi klasik bir adlandırma yapmak yersiz olur. Öykülerini yayımlarken romanlarını da yazıyor olması edebiyatın en gözde bu iki türüne de mesafeli olmadığını, bilakis iki türle de derinden bir bağ kurarak yazı hayatını devam ettirdiğini görüyoruz.
Deli Gömleği kitabında Süngü’nün öykülerini oluştururken yarattığı atmosfer okurun dikkatini çeken ilk özellik oluyor. Kimi öykülerinde okurla birlikte öyküyü oluşturan, öykünün yazım aşamalarına okuru da dâhil eden Süngü, okuru öykünün içine çektikten sonra öykülerine öyle parlak bir son hazırlıyor ki öykünün çarpıcılığı ve etkisi yayılıyor. İlk öykü kitabındaki son yaratma etkileyeceğini kullandığı dile de başarıyla uygulayan Süngü, diyaloglarla oluşturuyor birçok öyküsünü. Kimi zaman da monologlarla devam eden öykülerde neredeyse iç dünyası yansıtılmamış hiçbir karakter yok. Karakterlerin çoğu kendilerinin sıkıntılı olduğunu kabul ediyor ama bu ruh hâline onları düşürenin ne olduğuna da işaret ediyorlar. Dolayısıyla Süngü, öykülerinde ruhsal sorunları yansıtırken bunun sebepsiz olmadığını, insanın insanı yıprattığını vurguluyor öykülerinde.
Güray Süngü ikinci öykü kitabı, Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi’nde de öykü için temel unsurun atmosfer olduğunu okura hissettiriyor. Öykülerini aşk, yalnızlık ve acı temaları üzerine kurgularken bu temaları melodrama dönüştürmeden örtük olarak anlatıyor Süngü. Yenik insanlar denebilir Süngü’nün öykü kahramanlarına. Bu yenilmişliğin birçok sebebi var, kimilerinde bu sebepleri ifşa ederken kimilerinde okura kendi se-bepleriyle bir son hazırlamasını istiyor.
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk kitabıyla yenilmiş karakterleri anlatmaya devam ediyor Süngü. Onun öykülerindeki kişiler hayatın her alanından insanlar olmaya devam ederken bu insanlar toplumda silik bir görüntü oluştursa da kendilerinin farkında olan insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Aşklarından ve acılarından yoğrularak ha-yata tutunmaya devam ediyorlar. İntiharı seçmiyorlar mı? Bazı karakterler bize intiharı ya da intihar düşüncesini hatırlatıyor elbette. Fakat Süngü’nün öykülerindeki bu intihar göndermeleri bilinçsiz bir buhranın sonucu değil kendini anlatıldığı gibi kabul eden karakterlerin bir seçimi olarak aktarılıyor. Bu da öykü kişilerini zavallılıktan çıkarıp seçim yapan birey konumuna taşıyor.
Son öykü kitabı Vicdan Sızlar ile Süngü, neredeyse bütün öykülerindeki derinlikli ve çokkatmanlı yapıyı sürdürüyor. Bu defa kırılma noktalarını doğrudan işaret ederek toplumun neler yaptığını okurun önüne apaçık bir tepside sunarak yapıyor işaretini. Rüyalar, hayaller âlemi bu kitabında da devam ederken kişiler yine çok uzakta değil, yan komşunuz, iş arkadaşınız olarak canlı canlı duru-yor. Elbette sıradan bir yan komşu, sıradan bir iş arkadaşı olarak değil. Dertlerinin, kâinatı okuma tasavvurlarının omuzlarını çökerttiği kişiler olarak öykülerde bulunuyorlar.
Güray Süngü, öykü dilini kimi zaman çağrışımlara kimi zaman kelime oyunlarına yaslıyor. Bazen bir kelimeyi satırlarca kurcalıyor ve öykünün sonuna kalın bir urganla bağlıyor. Bu bağ, öykünün neredeyse hangi fikirden ortaya çıktığını dikkatli okura işaret ediyor. Zeki ve hoş sohbet bir anlatıcıyla muhabbet hissi uyandıran öykülerinde Süngü, bunu güzel cümlelerle okuru büyüleme çabasından uzak, hikâye anlatıcısının yalın dili ve zekâ ürünü kurguların birleşimiyle yapıyor.
Süngü, öykülerinde sıradan insanların sıradan olmayan gizil hikâyelerini anlatıyor. Sorunları olan insanlar, kimi zaman bu sorunlara başkaldırıyor kimi zaman da onca denemeye rağmen bastırılmış başkaldırmayı koyunlarında saklayarak kaderine boyun eğiyorlar. Süngü’nün öyküleri birden faz-la bakış açısıyla okunabiliyor; okurun yüreğini sızlatan çarpıcı bir sahihlik ve toplumun üstüne basıp geçtiği insanı bilmeden de olsa ne hâle getirdiğini gösteren puslu bir ayna olarak.
Öykülerde bu yük altında ezilmiş karakterler her şeye rağmen etrafındaki herkesten daha zeki görünüyor. Anlıyor, anlamlandırıyor ve adlandırıyorlar. Süngü, kişilerine gördüğü aksaklıkları düzelttiren bir misyon yüklemiyor, onları kalemiyle gerçeküstü kahramanlara dönüştürmek yerine, okura aksaklıkları gösteriyor ve ekliyor; işte her şey apaçık burada. Dönüp bakmadığımız, basıp geçtiğimiz, kırıp attığımız, geceleri asla aklımıza gelmeyen bu kişilere neler yaptığımızı görelim diye, onlar Süngü’nün öykülerinde toplumun açtığı yaralarını sayfalarından bize gösteriyor, elbette gören gözler için.