İnsanlık tarihi kadar geçmişi olan iletişim, insanlığın tarihsel sürecinde geçirdiği gelişimlerle paralel olarak değişime uğramıştır. Güncel Türkçe Sözlük’te “Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması; bildirişim, haberleşme, komünikasyon” şeklinde tanımlanan iletişim (TDK, Güncel Türkçe Sözlük), tarih boyunca çeşitli şekillerde ortaya çıkmıştır. Mağara duvarlarına resim çizmek, hayvan boynuzlarını kullanarak sesler çıkarmak, duman ve ateş gibi yöntemler, iletişim için insanların başvurdukları en eski davranış ve yöntemlerdir. İnsanlık tarihinde vuku bulan iki önemli gelişmenin iletişime farklı bir ivme kazandırdığı düşünülmektedir. Bunlar; insanın konuşma becerisi kazanması ve yazının icadıdır. Buraya özellikle son yarım asırda dikkat çeken teknolojik gelişmeler, internet ve yapay zekâ teknolojilerini eklemek de yanlış olmayacaktır.
Kil tabletlerden akıllı tabletlere…
Yukarıda ifade edildiği üzere yazının icadı ile doğal olarak iletişim de farklılaşmış ve insanların birbirlerine duygu ve düşüncelerini aktarabilecekleri yeni bir yol belirmiştir. Yazının bulunmasıyla beraber mektup adı verilen yazılar haberleşme aracı olarak kullanılmıştır. Arapça yazmak anlamındaki “ketb” kökünden türemiş bir kelime olan mektup; “yazılan şey” manasındadır. Terim olarak ise “Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt; name, varakpare” demektir. Türkçede mektup ile aynı anlama gelen Farsça kökenli “nâme” kelimesinin kullanıldığını da burada belirtmek gerekir (Bozkurt, 2004: 13; TDK, Güncel Türkçe Sözlük). Eski Türkçede yazılı olan her çeşit metin için “bitig” kelimesi kullanılmaktaydı. Dolayısıyla mektuba da bitig denilmekteydi. Bitig kelimesi, aynen mektup kelimesinin kökeninde görüldüğü üzere yazmak anlamındaki “biti-” fiilinden gelmektedir (Çakır, 2005: 2). Yazınsal mektuplar hakkında yapılan çalışmalarda ittifakla belirtildiği üzere en eski mektup örneklerinin milattan önce iki binli yılların başlarında Sümerce çivi yazısı ile kaleme alınan kil tabletler olduğu düşünülmektedir. Bu tarihî gelişmeye Anadolu topraklarının ev sahipliği yaptığını da hassaten belirtmek isteriz. Nitekim söz konusu en eski mektup örnekleri Kültepe, Boğazköy, Alacahöyük, Maşat, Hatay, Çorum’da yapılan arkeolojik kazılar neticesinde ortaya çıkmıştır (Özaktürk, 2000: 143). Ayrıca bir haberleşme ve iletişim aracı olan mektubun kil tablet ile başlayıp günümüzde akıllı telefon ve tabletlere evrilmesi de hayli dikkat çekicidir.
Günümüzde gençlerinin yalnızca kimi deyim ve atasözlerinde işittikleri ve elle tutulur gözle görülür örneklerine neredeyse hiç tanık olmadıkları mektubun, teknolojinin henüz günümüzdeki kadar gelişmediği eski toplumlarda yeri ve işlevi hiç şüphesiz çok farklıydı. İslâm medeniyetini oluşturan Arap, Fars ve Türk topluluklarında devlet idarecileri tarafından yazılan yahut yazdırılan resmî mektuplar ile kişisel beğenilere göre kaleme alınan özel mektuplara hayli önem verilmiş ve zamanla mektup geleneği oluşmuştur. Yine bu geleneğin bir parçası olarak mektup konusuna hasredilen mektup yazma kurallarının anlatıldığı teorik ve uygulamalı birçok eser kaleme alındığı gibi, genç kâtiplere yol göstermek maksadıyla çeşitli mektup örneklerinin bir araya getirildiği münşeat mecmuaları da derlenmiştir. Osmanlı devrinde kaleme alınmış kimi nazariyat kitaplarında ideal bir mektupta besmele, elkâb , ibtidâ (dîbâce) , tahallüs , talep (maksat) , intihâ (hâtime) , dua ve imza bölümleri yer almalıdır (Çakır, 2005: 69-78).
Mektup yazmada esas amaç genellikle bir yere haber gönderme, bir şey sormak yahut istemek, duygu ve düşünceleri çoğu kez de muhataba/muhataplara duyulan özlemi dile getirme yahut resmî bir görevi/durumu bildirmek olsa da, mektubu yazan kişinin zevk ve yeteneğine göre mektubun biçimi ve üslubu değişkenlik arz edebilmektedir. Nitekim kimileri düzyazı şeklinde mektuplar kaleme almışken, şiir ve edebiyata meraklı kimi şahıslar ise manzum mektup yazmışlardır. Bazı kimseler de istek, duygu ve düşüncelerini manzum-mensur karışık olarak bildirmişlerdir. Bu nedenle mektuplar şekil bakımından; manzum, mensur ve manzum-mensur karışık mektuplar olmak üzere üç kısma ayrılmaktadır. Esasen Osmanlı döneminde kaleme alınmış mensur mektup örneklerinde dahi bir veya birkaç beyitlik şiir örnekleri bulunabilmektedir. Zira Osmanlı toplumunda edebiyatın, özellikle de şiirin çok farklı bir yeri vardı. Bundan dolayı eli kalem tutan hemen her birey bir şekilde şiirle ilgilenmekteydi. Örneğin bir mektubu baştan sona manzum olarak kaleme almaya muktedir olmayan kimseler, mektuplarının bir bölümünde en azından bir beyitlik bir manzumeye yer verebilmektedirler. Bazı kimseler ise mektubun ilk bölümü olan besmeleyi nazmen vermişlerdir. “Kufl-i der-genc-i kelâm-ı kadîm / Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm” bu kabîlden bir örnektir. Şiire hevesli olan fakat yazmaya muktedir olmayan veyahut bunu tercih etmeyen bazı kişiler ise mektuplarında başka şairlerden alıntılar yaparak manzum-mensur karışık mektuplar kaleme almışlardır. Bu türden mektuplarda verilen şiir örnekleri, mektupta konu edilen habere münasip veya bildirilen duygu durumunu yansıtan manzumelerdir. Örneğin derleyicisi bilinmeyen bir mecmuada tesadüf ettiğimiz ve bir kısmı aşağıda verilen şu mektup manzum-mensur mektupların güzel örneklerindendir:
“(…) Birâder-i ma’nevî el-müvidd Muhammed Efendi hazretlerinin huzûr-ı şerîflerine selâmlar iblâğından sonra vakt-i şerîfiniz sa’îd ola ve unsur-ı pâkiniz Hak Celle ve ‘alâ hazretleri bu sipihr-i kej-rû bâzından hıfz eyleye. Âmîn. Eğer taraf-ı ahvâlimizden su’âl iderseniz ol dilber-i ra’nânın derd ü gamına düşüp gece ve gündüz hayrân ü ser-gerdân ve ciger-sûzân ü dil-i nâlân olmuşuz. Bi-‘aynihî Misâlî Efendinin (rahmetu’llâhi ‘aleyhi vâsi’aten) ebyâtları hâlimize muvâfıkdır:
Veh ki gam küncünde şevkinle ciger sûzândır
Murg-i dil ney gibi inler tâ seher nâlândır
Hasret-i derd ü firâkından eyâ ‘Îsâ-nefes
Gözlerimin biri Ceyhûn birisi ‘ummândır
Leblerinle gül yüzün vasl için olmağa nisâr
Hûn bağrımla dü-çeşmim dürr ü la’l-efşândır
Tâ ki düşdüm ‘anber-efşân sünbülün sevdâsına
Gönlümün Mısrında Yûsuf gibi ‘aşkın cândır
Dâğ-ı hicrin sînemi kıldı münakkaş la’l-vâr
Veh ki bağrım içi gonca gül gibi pür-hândır
Her ne kim senden gelir ger zehr ise nûş eylerim
Ben onu cevr ü cefâ bilmem bana ihsândır
Gönlünü verdin Misâlî ol perî-rûya velî
‘Ahdine mühmil değil bî-‘ahd ü bî-peymândır” (Mecmûa [yz.], 1145: 18a)
Görüldüğü üzere burada her ne kadar başka bir şairden alıntı yapılmışsa da estetik bir gaye güdülmüş ve mektup şiirle edebî bir forma sokulmuştur. Estetik ve edebî mektupların en ileri seviyesi hiç şüphesiz manzum mektuplardır. Bir mektubun nazmen kaleme alınmasındaki amaç, sadece duygu ve düşünceleri daha güzel bir şekilde aktarmak değildir. Bu türden mektupların tamamına yakını hüner göstermek ve farklı bir anlatım şekli benimseyerek dikkat çekmek maksadıyla kaleme alınmıştır. Şiir meydanında bir hüner gösterisi olması hasebiyle bazı manzum mektuplara kimi zaman muhataplarınca cevap yahut bir başka şair tarafından nazireler yazılmıştır. Nitekim XVI. asır şairlerinden Deli Birader Gazâlî (öl.1534?/1536?)’nin başlatmış olduğu, “bir şehirdeki yarana yazılmış manzum mektup” geleneği, Osmanlı şairlerince çokça rağbet görmüş birçok isim Deli Birader’in manzum mektubuna cevap yahut nazire yazmıştır. Deli Birader söz konusu mektubunu İstanbul’dan ayrılıp Mekke’ye yerleştikten sonra İstanbul’daki dostlarına hitaben yazmıştır. Mektupta şair rüzgâra seslenerek vatanının, Kanuni Sultan Süleyman’ın, İbrahim Paşa’nın, devrin vezirlerinin, dostlarının vb. hemen herkesin iyi olup olmadığını merak etmekte ve hâllerini sormaktadır (Yazar, 2021: 1210). “eyü mi” redifli olan 73 beyitlik mektubun ilk beyitleri şu şekildedir:
Sag esen misin ey nesîm-i şimâl
Nedir ahvâl-i rüzgâr eyü mi
Şöyle benzer ki Rûmdan geldin
Nice billâhi ol diyâr eyü mi
Eyledün hod güzer Stanbûldan
Şehr-i ma’mûr u şehriyâr eyü mi (Kut, 1974: 227)
Gazâlî’nin bu manzum mektubuna Zâtî, Rûmî ve Kâtib Ca’fer gibi şairler cevabnâme yazmışken, ona yakın şair ise söz konusu mektuba nazireler yazmışlardır. Bir şehirdeki dostlara yazılan manzum mektup geleneğinin bir kolunu da yine XVI. yüzyıl şairlerinden Sâ’î (öl.1595-96)’nin oluşturduğu görülür. Edirne’de ikamet ettiği anlaşılan Sâ’î de İstanbul’daki dostlarına hitaben 99 beyitlik bir manzum mektup kaleme almıştır. Söz konusu manzumeye karşılık olarak iki cevabnâme ile yedi nazire yazılmıştır (Yazar, 2021: 1217). Anlaşılan o ki manzum mektuplar, XVI. asırda, edebî muhitlerde çokça konu edilmiştir. Edebî mahfillerde rağbet gören bu metinlerin Osmanlı saraylarına değin uzandığı, kimi padişah ve şehzadelerin bu türden manzumeler kaleme aldıkları da vakidir. Örneğin saltanat iddiasıyla babasına isyan eden ve İran şahına sığınan şehzade Bayezid, babasına hitaben bir mektup yazarak ondan af dilemiş; babası Kanuni Sultan Süleyman da “oğul” redifli bir manzumeyle ona karşılık vermiştir. Her ikisi de yedi dörtlükten oluşan bu manzum mektupların ilk dörtlükleri şöyledir:
Şehzade Bayezid:
Ey ser-â-ser ‘âleme sultan Sûleymânum baba
Tende cânum cânumun içinde cânânum baba
Bâyezîdine kıyar mısın benüm cânum baba
Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba
Kanuni Sultan Süleyman:
Ey dem-â-dem mazhar-ı tugyân u ‘isyânum oğul
Takmıyan boynuna hergiz tavk-i fermânum oğul
Ben kıyar mıyım sana ey Bâyezîd Hânum oğul
Bî-gûnâhem dime bârî tevbe kıl cânum oğul (Kılıç, 2018: 37-38)
Eski Türk edebiyatındaki manzum mektuplar elbette yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Mektûb-ı manzûm, nâme-i manzûme, manzûm mektûb vb. başlıklarla divan ve mesnevilerde parçalar hâlinde çok sayıda örneği bulunan manzum mektupların, müstakil olarak kaleme alınmış örneklerine de rastlanmaktadır. Manzum mektupların mizah, biyografi, şehrengiz, şehir şiiri, seyahatname gibi türlerle kesişen noktaları da bulunmaktadır. Örneğin Sâmî Yûnus tarafından kaleme alınan ve Musul’da bulunan Nakibü’l-Eşraf’a gönderilen manzum mektup, hem müstakil bir metin olması hem de seyahatname özelliği taşıması açısından dikkat çekici bir mektuptur (Duru, 2017). Muhtevalarına göre manzum mektuplar çeşitlilik göstermekle beraber bu tür mektuplarda çoğunlukla hâl-hatır sorma, dostların sağlık sıhhatini merak etme, şehirden haber verme, firak acısı ve vuslat arzusu gibi konular işlenmiştir. Bu konuların yanı sıra bir kişiyi tebrik etmek ve yeni yaş, rütbe ve makamını kutlamak maksadıyla yazılan tehniyetnâme ve tebriknâme; baş sağlığı dilemek için yazılan taziyetnâme, manzum dilekçe mesabesindeki arzıhâl, büyüklerden bir şey dilemek için yazılan niyaznâme, bir eseri methetmek için yazılan takriz ile teşekkürnâme, davetnâme ve cevabnâme konularındaki kimi manzumeleri de manzum mektup örneği saymak mümkündür (Yıldız, 2021: 322; Ersoylu vd., 1986: 232). Şiirin kalıcılığı, etkileyiciliği ile insan kalbine ve ruhuna dokunan duygusal yönü düşünülerek kaleme alınmış tüm bu manzumeler, iletişimin en estetik numuneleri olarak edebiyat tarihlerimizde yer edinmişlerdir. Bu vesileyle yazımızı bir davetnâme ve ona karşılık olarak yazılmış bir cevabnâme ile noktalamak istiyoruz:
Da’vet-nâme
Sana vâsıl olunca bu mektûb
Okuyup çünkim idesin nazarı
Lutf u ihsân idüp benim rûhum
Kerem et kıl bu hâneye güzeri
Gelmeğe niyyetin yoğ ise eğer
Kuluna kâğıd ile ver haberi
Cevâb-nâme
Kereminle bizi yâd itdin efendi var ol
Lutf ise ancak olur çok yaşa berhûrdâr ol (Mecmûa [yz.], 1145: 103a)
Kaynaklar
Bozkurt, Nebi (2004). Mektup. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C.29. İstanbul: TDV Yayınları: 13-14.
Çakır, Ömer (2005). Türk Edebiyatında Mektup. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.
Duru, Necip Fazıl (2017). Musullu Sâmî Yûnus ve Eserleri. Ankara: Gece Kitaplığı.
Ersoylu, Halil vd. (1986). Mektup. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C.6, İstanbul: Dergâh Yayınları: 231-236.
Kılıç, Filiz (haz.) (2018). Şâhî Dîvânı – Şehzâde Bâyezîd. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. e-kitap: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212025/sahi-divani.html [erişim tarihi: 27.03.2024].
Kut, Günay (1974). Gazâlî’nin Mekke’den İstanbul’a Yolladığı Mektup ve Ona Yazılan Cevaplar. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten: 223-252.
Mecmûa yz., Arnavutluk Milli Kütüphanesi. Arşiv No: DR 5 G 16.
Özaktürk, Gül (2000). Yazınsal Mektubun Tarihçesi. Archivum Anatolicum-Anadolu Arşivleri. 4/1: 143-165.
TDK, Güncel Türkçe Sözlük. https://sozluk.gov.tr/ [erişim tarihi: 25.03.2024]
Yazar, Sadık (2021). Hasîbî Mahlaslı Rüstem Paşa-zâde Hüseyin Efendi’nin Mısır’dan İstanbul’daki Yârâna Gönderdiği Manzum Mektup. Prof. Dr. M. Fatih Köksal’a Armağan. ed. Gıyasettin Babaarslan vd. İstanbul: DBY Yayınları: 1207-1264.
Yıldız, Enes (2021). İlbegli-zâde Muhammed Meylî’nin Manzum Mektubu ve Oğlunun Bu Mektuba Cevabı. Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi. 5 (1): 320-341.