Brüksel mi dedin?
Saint Géry’de bir masaya çökerek
yalnız ama; önünde bir bardak
gözlerin kızıl rengine takılacak
1930’dan kalma bina ilgini çektiğinde
sırf benim yüzümden
-severim diye, binalarda tarihe dokunmayı
parmak uçlarımla kırıklarında dolanmayı-
bir ağırlık çökecek düşüncelerine
ben olsam orada
“Boulevard Anspach bizi bekliyor” derdim
“kalk yürüyelim“
kış değil ama,
aram hiç iyi olmadı soğukla, gri tonlarla
sevmedim üşümeyi
o yüzden Şirâze, kış istasyonsuz trenleri hatırlatır bana, zorunlu gitmeleri;
bir de kuzey’in kargalarının
soğuk gecelerde rüzgârın ıslığına karışan çığlıklarıını duyarım
hâlâ oradaymışım gibi
ille de Hartov çınlar kulaklarımda, acıyla
kış değil o yüzden, Brüksel’de isek canlı renklerden bahsetmeli
pembe, sarı, mavi; sokaklar mor belki
en azından bir süre, çünkü ben hüzünle kardeş gibiyim bilirsin
Boğaz’a bakarken dolar gözlerim
çocuk görsem dalar giderim
en çok da annem Şirâze, içimde volkan; öfkemin bileği taşı
neyse boşver, Brüksel’de terkedilmişlikten bahsetmeyelim
diyeceksin çünkü: “unut”
peki and olsun, unutayım; ama varsa yolu, geçmişe ait ne varsa bilaistisna her şeyi
gel biz günlere yeni elbiseler giydirip sokak kedilerini çantamızda gezdirelim
Dayf’da kan, kırmızı mı değil mi gelmesin aklımıza
Yafa bize uzak zaten, bardağımızda kızıl şerbet
benim çocukluğum deniz kıyısında geçti, portakal bahçelerinde
yağmur yağdığında toprak kokar, yosun tutardı taş duvarlar
şimdi
kapalı pencerelerden seyrediyorum yağan yağmuru
balkonda oturup modernity’nin mağaza reyonlarıyla ilişkisini düşünüyorum
Avrupa’nın yaşlanan yüzüyle tanışacağım günün heyecanı
cebimde çakıl taşları
birden Şirâze, öyle ânîden yine başım dönüyor bir süre
durulmak için uzanıp gözlerimi kapatıyorum
karanlıkta çemberler dönüyor çılgınca
ve yine hatırlayıp defolu oluşumdan utanıyorum
boş bir salıncak sallanıyor içimde Şirâze, hiç durmadan
Brüksel demiştin değil mi?
otel tezyinatının tarihini araştıracaktın benim için, hatırladın mı?
sonra o ağır, hantal merdivenlerin başına gelen en ilginç öyküyü yazacaktın
hayır hayır, vazgeçmedim
dört, beş, altı gün sonra, bilemedin yedinci ayda, hiç olmadı Şubat’ın yirmi-dördünde
Saint Géry köşesine denk düşen masada bekliyor olacağım
hâlâ Şirâze’nin demli çayı, bitter çikolatası, kitaplara olan merakı
olduğu gibi aynı
iki hecem!
bugün, belki yarın, ya da gelecek yılın arefesinde
dört, beş, altı gün sonra; bilemedin yedinci ayda, hiç olmadı Şubat’ın yirmi-dördünde
defolu hâlimi alıp kapına dayanacağım