| Nerede karşılaşmıştım hatırlamıyorum. Bir şiir, denizlere ulaşamadan kuruyan ırmaklardan söz ediyordu. Çok sonraları strateji kavramıyla yüz yüze gelince ve onun ırmak yatağı anlamındaki Latince “Stratum” kavramından türetildiğini öğrenince, bu şiiri yeniden hatırladım. Strateji büyük hedeflere gidenlerin takip edeceği yolları anlatıyor. Irmaklar ise büyük denizlere koşarken yataklarında akıp duruyorlar. Her büyük hedefe gidenin hedefine vardığını söylemek mümkün olmadığı gibi, her ırmağın da büyük bir denize kavuştuğu söylenemez. Irmaklar uygun yollardan ilerleyip yolculuklarını tamamlayarak denizlere ulaştıklarında yeniden var olurlar ve daha büyük bir kimlikle buluşurlar. Denizle vuslatı yaşayabilen hangi ırmak artık ırmak olarak anılır ki zaten. Denize ulaşamayan ırmaksa ya bir bozkırın ya da bir çölün bağrında yok olmaya mahkumdur. Ve insan ırmağı, insan akıntısı, insan yolculuğu… Hep düşünmüşümdür insanın adeta büyük bir denize akan bir ırmaktan öte bir şey olmadığını. Kaynağından ayrıldıktan sonraki ilk yolculuğunda beslenerek, büyütülerek, yönlendirilerek kendi başına yaşamaya devam edebilme çağına geldiğinde; aklı ve iradesi sayesinde yeryüzünde kendisi için hazırlanmış iki yataktan, iyilik ya da kötülük yataklarından birini tercih edip akmaya başladığında tıpkı bir ırmak gibi başını taştan taşa vurarak bazen gürül gürül, bazen de durgun ve sessizce yol aldığını. İnsan böyledir, zaman zaman hangi yoldan, hangi stratejinin rehberliğinde ve hangi büyük denize varacağını pek düşünmez. Karşısına çıkan akmaya uygun yollardan birisini tercih ederken, bilinç sahibi olmasına rağmen, yolunu bilinçsizce seçen bir ırmağın halinden farklı bir tavır sergilemez. Bir ırmak bir çölde kuruyabilir veya denize ulaşamadan yeryüzünün derinliklerinde kaybolabilir. Ya bir insan? Onun kuruyacağı çöl neresidir? İnsan aktığı büyük denize ulaşamadan kaybolabilir mi? Bu durumda soruya verilecek iki cevabım olmuştur hep. Birincisi insanın kendi dünyasında varmak istediği büyük deniz ya da hayal denizidir. İkincisi ise onun elinde olmadan, yani iradesi dışında akmak zorunda olduğu büyük son veya her şeyi kuşatan büyük denizdir. Bu deniz, insanın hayal denizinin de sonu anlamına gelir. Onun bir varlık olarak algıladığı ve peşinden gittiğiyle, müdahale edemeden ve yaratılışının gereği olarak akıp durduğu hedef aynı anda düşünüldüğünde, insan çölünün ne olabileceğiyle ilgili olarak varılabilecek iki sonuca dayalı fikir yürütülebilir. Bunlardan birisi hayal edilenle varılanın aynı olması, İkincisi ise hayal edilenle varılanın farklı olmasıdır. Varılanın kesin ve değişmez karakterini, bunun da ölümle ulaşılacak bitimsiz son olduğunu kabul edince, geriye hayal edilen veya yaşarken güdülen amacın ve yaşananların varılanla bütünleşip bütünleşmediği kalır. Hayatı kurgulayan en büyük güç, varılanın ne olduğunu ve neler getirebileceğini doğrudan kendi denetimindeki stratejistler vasıtasıyla insanlara iletmiştir. Onlar insanın hangi yoldan giderse kendi arzularının çölünde kuruyacağını ve bu haliyle asıl sona ulaşacağını, hangi yoldan gidince de maddî olarak yıpransa bile manevî olarak çoğalacağını belirgin çizgilerle ortaya koymuşlardır. Hangi yolun asıl varılacakla, daha akarken, bütünleştireceğini de belirtmişlerdir onlar. Varılacak son deniz de ahil bütün denizlerin ve her şeyin sahibi, insanın doğduğu andan itibaren bilinen bir sona akarken hangi tehlikelerle karşılaşabileceğini ve bu tehlikelerin gerçek hedefe giden yolda onu inkârla veya unutkanlıklarla karşı karşıya getirip nasıl bir zafiyet içerisinde bırakabileceğini de yine bu evrensel stratejistler vasıtasıyla açık bir şekilde ifade etmiştir. Zafiyetlerin hangi davranışlarla ortadan kaldırılacağını da belirleyen büyük ifade, tıpkı stratejistler gibi çağlar boyunca farklı isimlerle çıkmıştır insan ırmağının karşısına. İnsan tekrarı bir daha bulunmayan bu akıntıda elçi sıfatlı stratejisti ve kitap, söz, ilham veya yönlendirme özellikli ifadeyi hep yanı başında bulmuştur. Ya elçinin elçiliğini kabul etmiş ve onun getirdiği mesajı doğru algılayarak büyük denize gönül ferahlığıyla akmayı becerebilmiş, ya da elçiyi ve mesajı reddederek aklının rehberliğinde hiç bilmediği bir sona akmayı tercih etmiştir. Bazen de elçiyi ve mesajı kabul ettiği halde, yolculuk ilerledikçe aklına uyarak hem elçiden uzaklaşmış hem de mesajı değiştirmek gibi bir bahtsızlığa düşmüştür. Fakat elçinin ve mesajın sahibi ona son gönderdiği mesajı bir daha asla değiştiremeyeceğini de açıkça ifade etmiştir. O akmaya devam edecek, ya mesajı ve elçiyi dikkate alarak hayal deniziyle varılan denizi bir kılacak, ya da farklı ve tuzaklarla dolu yollardan yine aynı sona ulaşacaktır. Ancak ulaşma gerçekleştikten sonra akıntı yönüne göre ya mutluluk ve bahçe karşılayacaktır kendisini, ya da mutsuzluk ve çöl. Öyle ise diyebiliriz ki, akıntının sonunda varılacak yer ilk planda aynı olacaktır ama, sonrasında yaşanacak ebedî kimlik, akarken takınılan tavra göre, elçinin ve mesajın yanında yer alıp almamaya göre değişecektir. Yukarıda yazdıklarımdan ötürü, ırmaklar ve çöller bana hep insan ırmağının sonunda varacağı büyük denizi ve ondan sonra karşılaşılacak gülzarı ve çölü çağrıştırmıştır. Elçiler ve mesajlar ise bu hayatî yolculukta insanın en büyük yol göstericileridirler. Şimdi ise insanlığın tek ve son şansı hüküm sürüyor bu garip yolculukta: Son Elçi ve son Mesaj… Yollar ya onlarla ışıklı sulara ve bahçelere çıkacak, ya da karanlık sulara ve oradan da alevli çöllere. Tercih insan ırmağının… |