İsrail şeytani bir cüretle atağa kalkmış etrafına saldırıp duruyor. Gücü kuvveti yerinde. Albızlar alsın canını. Arkasında ne kadar irili ufaklı şeytan varsa sıraya girmiş pışpışlıyor kendisini. Bin türlü yağcılık numaralarıyla arkasını sıvazlıyor. O da şımardıkça şımarıyor ve adeta dünyanın hakimi olmuş gibi esip gürlüyor. Buna ne denir ki? Dense dense, Allah belasını versin, denir. Dense dense, kendi kanında boğulursun inşaallah, denir. Arkasındaki şakşakçıbaşına ne demeli peki? Dünyanın gülünü solduran bu kendini beğenmiş şakşakçı, aferinci şıllığa ne demeli. Böyle kötü bir dünyada yaşıyoruz ot gibi Müslümanlar olarak.
*
Humeyni boşuna dememişti ona büyük şeytan diye. Arif olan anlıyor tabii. Lâkin şaşkınların anlaması için çok büyük bedeller ödemesi gerekiyor. Zaten değil midir ki şaşılası şeyler oluyor dünyada da kimse tenezzülen dahi bir nebze olsun dönüp bakmıyor. İsrail bunu biliyor. İsrail bunu bildiği için de çocukları öldürüyor. Çocukları öldürüyor ki yarın birer direnişçi olmasın. Birer özgürlük savaşçısı olmasın. Yurdunu, evini barkını kaptırmasın düşmanına.
*
Düşman zalim. Düşman evleri yerle bir ederken erkekçe savaşmıyor. Erkekçe çıkıp ortaya dövüşmüyor. Ne kadar hile ne kadar desise varsa hepsini kendine mübah görüyor ve ardından da dünyanın gözünün içine baka baka velveleye boğuyor ortalığı. Ortalığı kan gölüne çeviriyor lâkin hâlâ masum pozlar takınıyor. Hâlâ mazlumları oynuyor. Hâlâ soykırıma uğramış numaralarını sergiliyor. Dünyanın şaşırmış, akıllarını teknolojik güce kaptırmış budalaları ise buna kanıyor. Aptallar bilmiyor ki bir gün kendilerine de bulaşacak bu hastalık. Bu mikrop onların da içini kemirecek. Onların da evlerini yerle bir edecek, onların da sevdiklerini öldürecek…
*
İsrail’in arkasında Amerika var. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Yahudi var. Müslümanları boğmak isteyen yardakçıları var. Müslüman coğrafyayı talan etmek isteyenler var. Hepsi birleşmişler, hepsi elele vermişler güle oynaya Müslüman kanı döküyorlar. Amerika bu kadar pohpohlamasa İsrail bu kadar halt edemez. Müslümanların içindeki beyinsizler olmasa İsrail bu kadar esip gürleyemez. Bu kadar kan dökemez. Bu kadar şirret olamaz. Bunun başlıca müsebbibi biz Müslümanlarız. Benim, sensin, odur, onlardır. Dünyanın neresinde Müslüman varsa onlardır. Sessiz yığınlar, korkak, pusmuş, sinmiş olan bizleriz, başkası değildir. Öncelikle ve öncelikle bu kabahat bizim. Bu zulüm oluyorsa, bu kan akıyorsa biziz bunun müsebbibi. Bizim sessizliğimizdir başımıza bu akbabaları çağıran. Sessizce ve sinsice çağırıp durmaktayız bu belaları.
*
İsrail çocukları öldürüyor. İsrail nihayetinde kendini öldürüyor. Böyle yaparak kendini yokoluşa doğru sürüklüyor. Kendini bitiriyor adeta. Kendini güçlü sanıp kan akıttıkça kendi kanını ortaya koyuyor. Çünkü kan kanı çeker.
Bu hâl ne hâldir kardeşler
Buradan bakınca ne etmişiz de başımıza taş yağmamış hayretine düşmek lazım gelir elbet. Çünkü bu kadar da olmaz kabilinden dağınık bir manzara içinde ezilmeye mahkum edilmiş insan yığınlarıyız. Böyle bakılıyor bize. Dünyanın bu yeni hegemonyasında esamemiz okunmuyor. Yüzümüze hayırlı bir bakışla bakılmıyor. Her yerden bir tokat geliyor ve her yerden gelen o tokatları kemali afiyetle yemekteyiz hep birlikte. Yani ayrımız gayrımız yok. Kalmamış artık böyle bir farka benzeyen şey. Birimizin daha iyi olduğu, daha yakışıklı çıktığı görünmüyor fotoğraflarda. Kâh Afganistan’da yiyoruz tokatımızı şevkle, hemide azimle, kâh Çeçenista’nda, Bosna Hersek’te, Filistin’de, Moro’da. Velhasıl şu yanı başımızdaki mazlum Irak’ta, Cenin’de Gazze’de, Kudüs’te, Ramallah’ta, ve özellikle şimdi Beyrut’ta. Bir milleti adeta yok ediyorlar. Sessizlik içinde neticeyi bekliyorlar. Böylece perişan ediyorlar ve insanlığımızı yok ediyorlar büyük bir zevk içinde. Biz ayrı ayrı, biz garip garip bakıyoruz da yahu orası bize daha ırak deyip de şöyle keyifleniyoruz uzaktanmışız gibi bir birimize. Kapılarımızı, pencerelerimizi kapamışız da birbirimizi göremiyoruz. Bakışlarımızı başka taraflara çevirmişiz de orasını pembeler içinde görmeye kendimizi adeta mecbur ediyoruz. Bu böyle olmaz, bu böyle devam edemez. Bu inancımıza aykırı bir durum. Seyirci olmak bizim haddimize değil. Sessiz kalmak bize yakışmıyor.
*
Demek ki kapılar ve pencereler sıkı sıkıya kapalı bir vaziyeti muhafaza ediyorlar. Aman ha ışık sızmasın, aman açılmasın gözümüzün önündeki perde, korkusuyla hep yaşaya yaşaya ömrümüzü yellere ve de sellere vermiş gidiyoruz. Ah efendim nazik hâllerinize bir gayrı aykırı hâller ilişmesin. Değmesin size ve de bize bir fiske ne olur!.. Bastığınız yerde dikenler, dikencikler bulunmasın gayri ne kıymeti kalır ki diğer içleri burkan, gözyaşı dökülen toprağın. Toprak dediğin ürün vermeli değil mi ama?! Yani böyle işte her şeyin her kesin bir işi olmalı sessizce ve zararsız. Duyulmaya aman hiç bir şey ve de aykırı duran bir eski püskü dahi tırmık. Bu işin kalıcı olması için hiçbir surette aykırılık olmayacak. Evet efendimler alıp başlarını önlerine öyle pış pış yürüyüp o hoş o ranâ işlerini devam ile pürnur olacak zevatı kiram. Böylece bahtı açılacak köşklerden köşk, makamlardan makam elde edecek. Zavallı bedenini dinlendirecek zevküsefa içinde…
*
Evet; tabii ki pencereler kapalı. Zaten hava kapanıyor eğer bakılacak olunursa dışarıya, gökyüzüne, yer yüzüne. Semayı âlâya. Bir nazar edilse, eyvah sanki kıyamet kopuyor. Her taraf yanıyor, her taraf yıkılıyor, her taraf bombalarla yerle bir ediliyor. Her tarafta çocuklar ve kadınlar korumasız bir şekilde ve de acımasızca katlediliyor. Bunu ben bu acılı günde bir zarf içinde sunmak isterdim lâkin olmadı. Baktım her tarafta kan var ve içim el vermedi. İçimdeki acıyı biraz açayım da içim biraz daha acısın diye böyle yaptım. Ağlanası bir zamanı yaşarken elbet böyle olacak, zaten ben bu acılı günlere ulaştığım için söylüyorum bunları. Bunları da kendime dert etmesem nice olur hâlimiz, nice olur melalimiz?… Nasıl bakarız birbirimizin yüzüne. Yüzümüz kararmaz mı acaba bu kapalı kapıların bu kapalı pencerelerin olduğu bir zaman ve zeminde. Bu mekânlar helal midir bize acaba?… Bu taamlar helal midir bize acaba?.. Yoksa böyle bir haramın içinde olduğumuzdan mıdır topyekün başımıza gelenler. Gafletimizden midir yoksa parça parça durduğumuz şurada burada?…
*
Belki de kardeş olalım diyedir ki bu bombalar başımızda patlıyor. Bizi buna zorluyor. Uyuşmuş beyinlerimizi harekete geçiriyor. Durmadan uyarıyor bizi. Bunda bir işaret olmalı. Bir işaret!.. Bir uyarı!.. Bir ikaz!.. Bir kardeşlik şuuru, bir dayanışma mecburiyeti!…
Acılara kardeş olmak şuuru!…