türküler toplamalıyım kaşlarının karasına
arasına bir “ah” koymalıyım…
M. Ragıp Karcı
Yüreğini şiirden çıkarıp aşkla yıkayan bir şairdi Karcı…
Şiir; bazen girift bir bilmece, bazen sevimli bir kelime oyunu, çoğu zaman testinin içindekini ifşa eden bir sızıntıdır. Karcı, yerel olanı türkü tadında dile getirmiştir. Onun şiirinde yabanıl kelimelere, bize ait olmayan izlere rastlamayız. Anadolu’dan beslenmiş, klasik ve halk edebiyatı imgeleriyle süslenmiş bir şiiri terennüm etmiştir. Kalemi, kendince bir kıvraklığa sahiptir.
Karcı, hayatın şiirle kesişen hemzemininde türküler söyledi. Leyla’nın nakış nakış dokuduğunu, çöle güzellik katan Süleymanca okudu. Şiire teslimiyeti İsmailceydi… Bildiği tek dil, türkülerden arta kalan ezgili kelimelerin diliydi. Hep bir nakaratı tekrar eder gibiydi.
“Ellerinde bir türkünün alımlı yalnızlığı
Ve yüzünün bir yerinde asılıdır
En ceylan biçimiyle yaşamak…”(Karcı, 2017, s. 20)
Şiirin anlam katmanları arasında ince bir ezgiyle dolanan Karcı, sözü zengin kılarken manayı asla ötelememiştir. Söz oyunları, tekrarlar ve aliterasyonlarla okuyucu muhayyilesini zevkli bir edebi yolcuğa çıkarır:
“Ya bu saçların
Bu saçlarının
Hangi telini kaldırsam
altından sanki bir güvercin fışkıracak(Karcı, 2017, s. 21)
Karcı’yı okurken Yusuf’un rüya yerine şiir yorduğunu düşünürüz bir an. Kolay gibi görünen ancak gerçekte kendini hemen ele vermeyen imgeleri vardır. Şiirindeki sembolik dil, musikiye/türküye yaklaştıkça daha belirgin bir kimlik kazanır. Bu kimlik, söyleyişi yerellik hâkimiyetiyle beraber yepyeni bir metafor dünyasıdır. Sevgilinin saçlarından uçurulan güvercin, okuyucunun dikkatini emniyetli bir alana çekerken saçla ilgili kadimmetaforların dışında yeni ve farklı olana celbeder. Hâlbuki saç; kesrete karşılık geldiği için fitneye, belaya ve perişanlığa teşbih edilir. Büyülü tarafıyla hileye sebebiyet veren saç, âşık için bir haramiden başka bir şey değildir. Lakin Karcı, bu metaforun bilinen bütün karşılıkları yerine yeni ve olumlu bir söylem geliştirir. Yeni mecazlar üreten şairin mümbit kalemi, şiire apayrı bir güzellik katar:
Şimdi tam zamanıdır gözlerinin
Karasına binlerce hisar harap ettim
Beyazına binlerce şehir
Göğsümü bin yerinden dağladı bakışlarındaki sihir
Ey kahrına devler bulaşmış bedenim
Ey gemilerimin bağrına saplanmış sahil
Kararmış sular gibi iki gözüm
Yine sana geldim
Yani, ben, kalbim ve İsmail… (Karcı, 2017, s. 102).
Teşbih ve mecazların şairlerin hayal dünyasında yoğrularak, değişik kelime ve tamlamalarla ifade edilmesi hem bir hüner, hem de sanatçıyı güçlü kılan temel ilkelerden biridir. Bu bakımdan Karcı’nın şiirine bakıldığında onun özellikle dil ve ifade yönüyle güçlü ve rahat olduğunu fark ederiz. “Gemilerin bağrına sahilin saplanmış” olması ters yüz edilmiş bir imgelemdir. O, hissiyatını şiirleştirirken “kendi olmaya” kendi dilini oluşturmaya gayret eder. Yıllar önce Ay Vakti’ndeki yazısında şöyle diyordu: Şair hep söylenegeldiği gibi, iç âleminde meydana gelen ve insanlarla paylaşmak zorunda olduğuna inandıklarını ancak şiirle ifade edebiliyor. Hatta ancak değil hususen yapıyordur. Sonuçta bir şairdir. Şiiri de kelimeleri kullanarak söylüyor. Anlam denilen de sonunda ancak kelimeler aracılığıyla ortaya çıkan ve ifade edilen bir şey değil midir? Şiir olarak şairin söylediklerinden bir sonuç çıkarmak yerine neden kendinize ait bir sorumluluklar ve zorunluluklar alanı üzerinde söz üretmesini istiyorsunuz (?) diye sorulmalıdır okuyucuya(Karcı, 2004, s. 43).

Onun sesi bir bıçak gibi iner şiire. Kendine ve okuyucuya yeni sorumluluklar yükler. Ölümün ağzında uyuyorum / Tut kalbimden kaldır beni derken zihniyet bakımından yeniden var etmeye çalıştığı şiir iklimine kendi sesini, kendi desenini ilmik ilmik dokumaya çalışır. Nahif bir güzelliği sayıklayan, incitmeyen sesiyle türkü söyleyen Karcı, şiirde üç imgeden hiç vazgeçmemiştir: İsmail, Süleyman ve türkü.
Karcı’nın şiiri kimi zaman muhayyer bir türkü, kimi zaman hoyrat, kimi zaman ezgisi yeniden yapılmış bir bozlaktır. Onun şiirini okurken bazen İsmail’in sesini duyar, bazen de Süleyman’ın tahtına kurulup manzumeler söylediğini düşünürüz:
Hasretin avucuna koydular Süleymanın ölüsünü
Süleymanın avucunda şiir
Şiirin namlusunda Züleyhanın gözleri (Karcı, 2017, s. 28).
Karcı’yı besleyen kültür ve medeniyet, telmihler vasıtasıyla kendini ele verir. Yerel ve milli unsurların kesişim kümesinden türküye çıkan yolda ahenkli şiirler yazmıştır. Telgrafın tellerine düşler mi konar (Karcı, 2017, s. 30)söylemi, bizi türkünün duygulu ezgisine götürürken aynı zamanda şiirselliğin dokunulmamış bakir söz iklimine de kapı aralar.
Önünden geçtiğim camlar silahlanıyor
Camiler
bir giyinip bir soyunuyorlar güvercinleri (Karcı, 2017, s. 39)
Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirinde atmosfere uygun olarak evler kişileştirilip âmâ bir karaktere bürününce bunu; “üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor” mısraıylaifade eder.Karcı, bu atmosferi bir adım ileriye taşıyıp “silahlandırıyor.” “Güvercin dolu avlular…”imgesini Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiirinden hatırlarız. Sadece onda değil, özellikle İstanbul’dan, İstanbul camilerinden bahseden her şairin bir araya getirdiği iki imgedir bu: Cami ve güvercin… Lakin Camilerin güvercinleri bir giyinip bir soyunması” estetik imgelem açısından fevkaladedir.
Karcı, yapı bakımından mısracı gelenekten gelen bir şairdir. Bu yönüyle hece veya aruzla pek bir işi yoktur. Deneysel çalışma diyebileceğimiz “gibi” redifli “Gazel” şiirinde beyitle yazmayı dener:
Dolanır mecnun türküler yüreğimde hicran gibi
Devrilir sevdalar üstüne geceler küheylan gibi
Uğultusu dünyayı tutar alnındaki turnaların
Boşaltır damarlarıma umutlarını heyelan gibi (Karcı, 2017, s. 51)
Karcı, buğulu bir yağmura rüyalarını asıp ayrıldı aramızdan. Kalbi bin yerinden vurulmuş bir âşık gibi ayrıldı. Geriye türkülü sesi miras kaldı bize:
Sen gittin içimizi göz göz dağladık
Hasretimize nehirler döküldü damla damla saydık
Savaş haberleri ve rüyalar yorumladık…
Kaynakça
Karcı, M. R. (2004). Ay Vakti.
Karcı, M. R. (2017). Tut Elimden Düşmeyelim. Ankara: Hece.