6.Mart. İstanbul’a henüz kar yağmadı
Berf, tozak, lapa lapa…
Kar yağıyor.
Dağlar, ova, evlerin bacaları, hele de ağaçlar. Ortalık beyaza bürünmüş.
Ve soğuk.
Bir atasözü ne güzel ifade eder “İt bahara çıkar da, yediği ayazı kendisi bilir.”
Kurt, kuş, börtü böcek emsali yaratıklar ne yer, ne içer, nerede barınır çok da bilinmez.
Sahibi bilir, her şeyin sahibi.
Soğukla dalga geçilemeyeceğini, hafife alınamayacağını bilir kış memleketinde yaşayanlar.
Sıcaktan istifade etmek için hayvan barınağı ahır ve kom’lara bitişik yapılır oturma odaları. Dört duvardan kaçını ayaza karşı koruyabilirlerse kârdır.
Seki’de oturmak da hüner.
Kehriz, küze, kırlangıç örtüsü baca ve bu bacaya has dam üstünden içeriyi aydınlatan pencere.
Tırhıç kapıların yerini, sıcak ve soğuğun birleştiği, sövelerinde buzullar oluşan kapılar alır.
Tezek, kerme yakıttır. Tandır kış aylarında haftada ya da on beşte bir yakılır.
Dam üstünden kürenen karlar, sokaklarla evlerin bacalarını eşitler.
Çeşmeden taşınır su… Cakkıl, bedira ile.
Ve oturma odaları. Kadınlar, gençler, yaşlılar ayrı ayrı toplanırlar. Yaşlılar sohbet eder, hatimler okurlar. Kadınlar hakeza. Ve kış gecelerinin vazgeçilmezi “hekat”, yani anlatanın mahareti ölçüsünde demlenen hikâyeler, masallar, kıssalar. Gençler sohbetle beraber oyun çıkarır, herfene yaparlar.
Çocukların kar oyunları farklıdır, kızak kaymak dâhil.
Kardan adam yapmak mı?
Kar ile iç içe yaşayanlar için çok da cazip değil.
Evliya Çelebi ”Erzurum’da on bir ay, yirmi dokuz gün kaldım yaz gelmedi, ben ayrıldıktan sonra geldiyse bilmiyorum” demiş.
Bir de darb-ı mesel: Kedi damdan dama atlarken havada donmuş, bahar gelince açılıp karşı dama atlamış.
İstanbul’a göçen Erzurumlu teyzenin, kendisi gibi yıllar önce göçmüş bir akranının Temmuz’da yağan kar haberini “Duydun mu Erzurum’a kar yağmış” diye iletmesi üzerine “Sahipsiz memleket, elbette yağar” diye sitemle karşılaması, kışa- kara dair çok şey anlatır.
Hani atasözleri de var ya…
“Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.”
“Korkma Mart’ın kışından, kork April’in beşinden”
Yollar kapalı; kiler, un ambarı boşalır. Hayvanların ot, saman yiyeceği azalır. Bu minval üzere yukarıdaki atasözlerini değerlendirmek lazım.
Eski kışlar yok.
Eski kış şartlarında, aynı zorluklarla yaşayanlar elbette var.
Karın yağışı da, tozağı da, kaplaması da, kalkması da ayrı ayrı güzellikler barındırır.
Zemheri, ayaz, karakış; yaşayan bilir.
“Berdü’l-acûz’’ yani “kocakarı’’ soğukları…
Şiirini, öyküsünü yazmaya benzemez.
Karı, kışı anlatmak kolay ama yaşamak farklı.
Adana’da “Karı anlat’’ dediler hep bana. Kar görmemiş olanların romantik hayallerine inat, karakışı yaşamış biri olarak yine de lapa lapa yağan karı anlattım.
Onlar ne zaman yağacak diye bekliyorlar.
Biz de Erzurum’da ne zaman kalkacak diye beklerdik. Halen öyledir.
İstanbul’a gelince, şehir karı kaldırmıyor, bir gün yağınca hayatın alt-üst olduğunu gördük.
Kar yağıyor.
Yağmurda ve karda yürümeyi ne de çok seviyorum.
Ayaklarım kara değince, karanlığın ve gecenin üstünde yürüyorum.
Üşümüyor, ısınıyorum.