Yak Beni
yak beni ey ateş yak ki sana yanayım sen yak ki başkası yakmasın beni yanayım yanayım da kendim olayım ben…
yak beni ey ateş yak ki sana yanayım sen yak ki başkası yakmasın beni yanayım yanayım da kendim olayım ben…
Leylâ kendinden yücelerde durur sen Leylâ olamazsın Leylâ çiçeğin yanağında durur sen Leylâ olamazsın şimdi ben bir denizi içmeye kalksam…
Yok muydu? Gülnihâl Gül mevsim mayıs, güllerin mevsimi… Her yıl bir çiçeğin istilâsı kaplıyor yüreğimi. Her yıl bir başkasını keşfediyor…
çığlıklarımı kesiyor sabah sabahın keskin kıyısında kırılıyor dallarım bir bir inciniyor gözyaşım simsiyah oluyor kederinden kuşlar ayrılıklar düğümleniyor boğazıma kederler…
Uzey’in karşısında oturan ninesi hep böyle oturuyordu bir başına. Sağ elinde bastonu; robalı, çiçekli elbisesinin belinde kuşağı; bir de başında…
Gülnihâl her pazar sabahı, uyumayı dilemesine rağmen yine erkenden uyanmış, işe gitmeyecek olmasına sevinerek bahçeye inerek toprakla haşır neşir olmanın…