denize nazır beklemek

en çok Mihrimah Sultan’la güzeldir

bekle,

çünkü sana kelimeler getireceğim

ne cildi örselenmiş kitaplardan

ne de biteviye bestelenen şarkılardan

belki de Sadun Aksüt aşinadır:

“gitme ne olur, ne olur gitme”

bekle,

çünkü yeni bir hata için geleceğim

aynı isim, aynı göz, aynı renk

aynı İstanbul’dur Üsküdar

davet etmese de

peşindeyim eteklerine yeni bir hatanın

bir ihtimalin kuşkulu ağırlığına bile ayarım

böyle olmalı kanın damarlarda gümrahlığı

aşina seslerin bestelediği bir yeni şarkı

ve ya

heyecanı nasırlaşmış renklerin dokuduğu

bir yeni kilimhem yaşanılan anın sıcaklığı

hem yabancı durmanın serinliği

denetliyor gövdemizi

buna rağmen

kramp gibi giriyor heyecan bedene

göğünde bir bulut can çekişiyor

üstünde soğuk rüzgarların gerginliği

sıcaklığı ise ütüler bütün bir ürkekliği

bir mütercim bilmem ki

başka dile çevirsin bu hali

evvelsiz, sonrasız

bekle,

sana kelimeler getireceğim

şiirlerin varlığından koparıp o kelimeleri

şairin kalem tutuşuyla aradığı kelimeleri

alıp senin için şiire duracağım

her kelimesinde gecenin nemi yer etmeli

daha ilk nağmesi

uykunun intihar döneminde kıvransın

evlerin ışık saçan pencereleri kararsın

yoksa tesellisi bu mu:

“şimdi burda vakit gece ya

bir yerlerde ey gözleri maden

gündüz olmalıtaşın içinde bir gündüz

demirin, ağacın”

vakittir, şiire durmuşumdur senin için

büyük bir memnuniyet çağıldamaktadır

ihtiyaç duyar mı şiir, şaire

eğer ki kağıt, kalemi davet ettiyse

yan yana ince belli iki çay bardağı

ve bir de endülüste küllük

halbuki ne kül ne duman

uzak değilsem de anlamlarına

yöremde tarife ayarlanmış her pusula

gözlerinden henüz bahsetmedim

ya da yüzündenir

kilircesine duyduğumuz uzaklık

tabi tarifini vermekte cıvanın acze düştüğü

bir sıcaklık

bense soluğumu yatıştırarak derim ki:

bir tebessümü daha fazla anlam sızdırır

en mahir şairin kaleme yüklediğinden