Korku Medeniyetinin Giyinik Kralları ve Çıplak Halkı

Yoksulluk; sizin, kardeşinin kanı ile karılmış ve nefretlerinin ve
acılarının ateşiyle pişirilmiş iki ekmek yemeniz yerine kendi alın
terinizle karılmış ve inancınızın ateşiyle pişirilmiş bir ekmek yemeniz
midir?
Mihail Nuayme / Zâdu’l-me’âd

İdeolojisi, varlığı ve devamlılığı korkutma eylemine bağlı olan bir medeniyet, uyruğuna tabiî olanları ancak korkutarak boyunduruğu altında tutabilir. Korku medeniyetleri kuran krallar ve ardılları çok iyi bilirler ki; ürettikleri korku sayısı ne kadar çok olursa, egemenlik­leri de o denli güçlü olur.
Ve sen korku medeniyetinin çıplak halkı, şunu bil ki; korku medeniyetinin giyinik kralları, seni ancak sürekli korkutarak ve bir korkunun bittiği yerde senin için yeni korkular üreterek kalabilirler tahtlarında.
Ekmekle korkutuyorlar;
Günün birinde işsiz kalmakla, evimize ekmek götürememekle, evsiz, barksız ve aşsız kalmakla korkutuyorlar bizi. Çalıştığımız ya da güç bela bulduğumuz işler­imizde, işimizi her an yitirme korkusuyla, kafamızı işimizden kaldırmadan ve etrafımızda onların yaptıklarını anlayacak zaman bulamadan, karın tokluğuna çalışmamızı istiyorlar. İste bu yüzden; işsizliği hiç bir zaman yok etmeyecek ve ekmek kazanmayı hep zorlaştıracak tüm giyinik krallar.
Çocuklarımızla korkutuyorlar;     
Çocuklarımızın ekmeğini ve geleceğini sağlayama­makla korkutuyorlar bizi. Bizim onları okutabilmek için hep daha çok çalışmamızı; çocuklarımızın da, biz onları bin bir zorluk ve fedakarlıkla okuturken gösterdiğimiz özveriye boyun kırarak, gördükleri zulümlere ses çıkarmadan sadece diplomalarını almalarını istiyorlar. İşte bu yüzden; ilkokuldan başlayarak sadece kendi ideolo­jilerini nakşettikleri çocuklarımızı, üst üste yığdıkları sınıflar­da ve üniversite kapılarında, öğretimden yoksun birer diplomalı olarak sadece istedikleri eğitiminden geçirecek ve gerçek bilgiyi hiç sunmayacak tüm giyinik krallar.
Yaşlılığımızla korkutuyorlar;
Gençliğimizde elimiz ekmek tutarken geleceğimizi kurtarmaz, yaşlılığımızı garanti altına almaz, rahat etmek için deli gibi çalışmazsak ve biriktirmezsek; yaşlılığımızda insanların eline, hastahane köşelerine ve sokaklara düşmekle korkutuyorlar bizi.
Televizyonlarda ve gazetelerde, bir başına kalmış, hastahane ve banka emekli maaşı kuyruklarında sürünen yaşlı insan­ların görüntülerini bu yüzden gözlerimizin içine sokuyor ve aynı duruma düşmemek için, erdemi ve onuru bile bir kenara bırakarak, her şeyi mubah gören bir korkuyla sadece çalışmamızı istiyorlar.
İşte bu yüzden; hastahanelerde insanları üst üste yığacak ve yıllarca bedeniyle çalışmış insanları yaşlılıklarında üç otuz kuruşa banka emekli kuyruklarında çürütecek ve ardından gelenlere yaşlılıklarında rahat edecekleri güvencesini hiç vermeyecek tüm giyinik krallar.
Kutsallarımızla korkutuyorlar;
Kavimlerimizi, dillerimizi, dinlerimizi, mezheplerimizi ve kutsallarımızı, yani kimliklerimizi birbirine çarpıştırarak ve birbirimize düşman ederek korkutuyorlar bizi. Kendi ideolojilerini paylaşan insanlar dahil herkesin birbirine cephe almasını, hep tedirgin ve tetikte olmalarını, yüzlerce parçaya bölünüp hiç bir zaman tek bir bütün parça olmamalarını istiyorlar.
İşte bu yüzden; uyruğundaki insanların, tüm farklılıklarını bırakıp tek bir doğruda buluşmalarını istemeyecek ve elinde bulundurduğu güçlerle, gerektiğinde huzursuzluğu bizzat kendileri çıkartacak tüm giyinik krallar. 
İnsanlarımızla korkutuyorlar;        
Hakkımızı aramak için sesimizi yükselttiğimizde, her biri aslında biz olan üniformalı insanlarımızla korkutuyorlar bizi.İnancı, geleceği, onuru ve ekmeği için direnen ve meydana çıkan insanlarımızı yine aynı inancın, geleceğin, onurun ve ekmeğin peşindeki, yine bizden olan üniforma giydirdiği insanlarımızı kullanarak, güç kullanarak ve sindirerek durdurmak istiyorlar.
İşte bu yüzden; üniformalarını çıkarttıkları anda bizler gibi çırılçıplak ortada kalacak insanları, kendi tahtlarının emniyetlerini korumak için bazen ekmekle korkutacak bazen de sırtını sıvazlayarak yanında tutacak tüm giyinik krallar.
Kendimizle korkutuyorlar;
Allah’ın emrettiği yönde var kılmak istediğimiz benliğimizi, kendi inanç sistemlerine biat ettirebilmek için kendimizle korkutuyorlar bizi.Ekmeği, çocuklarımızı, yaşlılarımızı, insanlarımızı ve kutsallarımızı bize karşı kullanarak, sesimizi soluğumuzu keserek ve boyun eğerek yaşamamızı istiyorlar.
İşte bu yüzden; uyruğundaki insanları insan olarak değil sadece bir sayı olarak görecek ve kendimiz olma hakkını bize kazandıracak hiçbir olanağı vermeyecek tüm giyinik krallar.
Evet korkutuyorlar bizi, korku medeniyetinin tüm giyinik kralları…
Çünkü korkuları olanlar, başkalarını korkutarak korkularını yenmeye çalışırlar.
Çünkü asıl kendileri korkuyorlar.
Çünkü Filistinli şair Mahmud Derviş’in dizelerini, bizim gibi onlar da biliyor.

Ve lütfen sicilimin en tepesine şunu yazın:
Kimseye kin duymam, kimseyi soymam ben.
Ama açlıktan dönerse eğer başım,
Beni yağmalayanların kanını içerim.
Sakının açlığımdan,
Sakının gazabımdan…

Ve son söz; Allah, insanla konuştuğu mübarek kitabında, Âl-i İmran / 175 de sesleniyor yarattığı kutsal varlığa:
“Kendi dostlarından korkmayı içinize yerleştiren, şeytandan başkası değildir. Öyleyse onlardan değil, yalnızca benden korkun, eğer gerçek müminler iseniz.”