Neden arayış içindedir insanoğlu? Neyi arıyor ya da ara­yıp bulduklarıyla hemhâl olmak ona yetiyor mu? Buluş­ma noktasını geçip tekrar arayışlar yaşıyor mu, arama hakkı her zaman saklı mı, neden arananlar var, neden aramak var, neden arayış?

Bir dizi kelam-ı kibardan sonra kendimize dönerek, yal­palamaların ve yanlışların çetelesini tutma gayretlerimize asil ve soylu cevaplar alınca vazgeçiriliyoruz ve asli gö­revimize geri dönüyoruz. Hani omurgası sağlam, hani sağlam temeller üzerine bina edilmiş fikriyat ve hissiya­tın tedavülü varken arayış içine girmenin ne anlamı var? O yakınımızda, el atınca tutabileceğimiz, istifade ede­bileceğimiz bir zeminde bizi bekliyor. Zor zamanlarda sanki sıcağın ya da soğuğun perişanlığını bedenin hissettiği… İki zirvede de zirvede olanlar geliyor, ihtiyaca bina­en ya ısıtıyorlar, ya da soğutuyorlar. Devreye girenler ak­lın sınırlarını zorlasalar da kendi imkânlarıyla karanlıklara mum yakıyor. Bir olmazı olura çevirmek için, negatif ba­kışa set vurarak ve pozitif açılım sağlamak için seferber oluyorlar.

Neyi arıyoruz? Kendimizi arıyorsak, kusurlarımızla, olumsuzluk nişanesi hâl ve tavırlarımızla yüzleşmeden ve özün özü bir diyalektiğin, bir oluşun sembolü düşün harmanında olmalıyız. “Allah bes, baki heves” sırrının namütenahi merkezinde minumize edilmenin… ” Sübhanallah” lafzını dilimize pelesenk etmenin… Neyi arıyo­ruz derken, kendini arayan insanın serüvenleri, bu serü­venler içinde ki gel-gitleri, yaşadıkları ve yaşayacakları­nın bir saptamasını yapmak yerine, buzda yürüyen ada­mın arkaya bakmadan, içinde boşuklar olduğunu bildiği hâlde, korku fermanını da boynuna takmadan adımlar atması gibi. Zaman ve mekân sınırları içinde yokluk ve varlık lehçeleri birbirinin dilini öğrenedursun, talimli bir eğitimde olmuyor zaten, bir noktada geri adım atmak gibi görünen hâl, ileri merhale de­ğil de nedir. Neyi aradığını bilme­yenler çoğunlukta mı, ya da neyi aradığını bilenlerin aramadıkları bir şey mi var? Sorularla demlenmiş bir arayış yumağı içinde sonsuzluk arayışlarının sonlu betimlemleri ya da hâl ve istikbal içinde varlık izha­rı mı daha ileride…

Arayış içinde olmasa insan mukim olurdu. Aramak insanın son merhalede görmek istediğinin, tünelin başında gösterilmesi müsameresidir. Bu müsamere nedeniyledir ki, ne olduğunu bilenlerle, ne olacağı­nı bilmeyenlerin sırrı ezel ve ebed rüçhanı bir noktada kesişiyor ve kesişmeyen, örtüşmeyen bir şey yok dedirtiyor adeta.

Aşk denilen meczup hangi kademede var olursa olsun, hangi kiyafete bürünerek gelirse gelsin, aynı noktadan ateş ettiği sürece yakmıyor, aydınlatıyor. Eşya ötesi bir lehçeyle ve hedef saptırarak geldiğinde de enelhak dedirtiyor. İşimiz yanlış toplamak değil, işimiz eksik tartan tarafıyla meşgul olmak değil kantarın… Aklın sübhan dağında kerem olan neyse ışığında gam ve kederden arınmak, hayal ötesinin berisinde bir yerde dur­mak.
Ne araması?
Sübhanallah.
Bu yazıyı paylaşın